taşıma

listen to the pronunciation of taşıma
Türkçe - İngilizce
transportation

It's a pain in the neck to get there by public transportation. - Toplu taşıma aracı ile oraya gitmek can sıkıcı.

This place isn't convenient to public transportation. - Bu yer toplu taşıma için uygun değildir.

transport

It's a pain in the neck to get there by public transportation. - Toplu taşıma aracı ile oraya gitmek can sıkıcı.

The public transportation system runs like clockwork. - Toplu taşıma sistemi saat gibi çalışır.

carrying

The government prohibits us from carrying guns without a license. - Hükümet, ruhsatsız silah taşımaktan bizi men ediyor.

The car has three rows of seats and is capable of carrying eight passengers. - Arabanın üç sıra koltuğu vardır ve sekiz yolcu taşıma kapasitesine sahiptir.

traction
removal
hauling
shipping
carriage, transport, transmission, conduction, haulage
carriage
haulage
portage
conveyance
conduction
transfer
(Hukuk) transmission
freight

How much is the freight on this box? - Bu kutuda taşıma ücreti ne kadar?

shipment
cargo

Icebreakers are used to carry cargo and break ice. - Buzkıranlar kargo taşımak ve buz kırmak için kullanılır.

(Spor) lift
carry

Tom doesn't carry much cash. - Tom çok miktarda nakit taşımaz.

Tom doesn't carry much luggage on trips. - Tom gezilerde çok bagaj taşımaz.

(Bilgisayar) move

Tom helped Mary move the dresser. - Tom Mary'nin şifonyerini taşımasına yardım etti.

Tom can't help move the piano because he has a bad back. - Tom sırtı ağrıdığı için piyanoyu taşımaya yardım edemiyor.

movement
transit
{i} tote
take

They disputed about whose turn it was to take the trash out. - Onlar çöpü dışarıya taşımak için kimin sırası olduğu hakkında tartıştılar.

How many people did it take to move the piano? - Piyanoyu taşımak kaç kişi gerektirdi?

truckage
bearing
(Askeri) convey
porting
migration
haul
{i} handling

Handling dynamite can be dangerous. - Dinamit taşıma tehlikeli olabilir.

How much is the handling charge? - Taşıma ücreti ne kadar.

taşımak
carry

It's against the law to carry weapons. - Silah taşımak hukuka aykırıdır.

He had to carry the bag. - O çantayı taşımak zorunda kaldı.

taşımak
{f} haul
taşımak
transport

The baskets they use to transport fruit are made with strips of cane. - Onların meyve taşımak için kullandıkları sepetler kamış şeritlerinden yapılır.

Sami made arrangements to transport his furniture to Cairo. - Sami, mobilyalarını Kahire'ye taşımak için düzenlemeler yaptı.

taşımak
bear

She bears a striking resemblance to Ingrid Bergman, one of the great cinema beauties. - O, büyük sinema güzelliklerinden biri olan Ingrid Bergman'a şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır,

She bears an uncanny resemblance to Marilyn Monroe. - O, Marilyn Monroe'ya acayip bir benzerlik taşımaktadır.

taşıma ücreti
truckage
taşıma senedi
(Ticaret) bill of lading
taşıma alanı
bearing area
taşıma aracısı
forwarder
taşıma arakesiti
transport cross-section
taşıma baklası
tenter clip
taşıma bandı
conveyor belt
taşıma bandı
conveyor band
taşıma belgesi
chattel paper
taşıma gerilmesi
bearing stress
taşıma gücü
bearing capacity
taşıma kafesi
skip
taşıma mesafesi
haul
taşıma mesafesi
haul distance
taşıma politikası
(Hukuk) transport policy
taşıma saati
transfer clock
taşıma su ile değirmen dönmez
(Atasözü) An enterprise can't be carried out successfully with inadequate means
taşıma teorisi
transport theory
taşıma yolu
haulage drift
taşıma yüzeyi
bearing surface
taşıma ücreti
portage
taşıma ücreti
freight

How much is the freight on this box? - Bu kutuda taşıma ücreti ne kadar?

taşıma ücreti
cartage
taşıma ücreti
shipping and handling fee
tam taşıma
complete carry
taşımak
{f} convey
taşımak
relocate
taşı
{f} bear

I bear him no malice. - Ona karşı hiçbir kötü niyet taşımıyorum.

Will the ice bear our weight? - Buz bizim ağırlığını taşıyabilecek mi?

transit taşıma
Transit transportation
kamyonla taşıma
truckage
taşı
convey

Buses, trains and planes convey passengers. - Otobüs, tren ve uçaklar yolcu taşırlar.

This sushi restaurant has a conveyor belt that carries sushi. - Bu suşi restoranının suşi taşıyan bir konveyör bantı var.

taşımak
to carry; to transport, to convey, to ferry; to wear; to bear
taşımak
remove
analog taşıma
analogue transmission
artık taşıma
overhaul
elektron taşıma
electron transport
taşı
(Bilgisayar) move to

Few elephants would volunteer to move to Europe. - Birkaç fil Avrupa'ya taşınmak için gönüllü olurdu.

Tom wants to move to Boston. - Tom Boston'a taşınmak istiyor.

taşı
(Bilgisayar) move of
taşı
(Bilgisayar) move

Yuriko is planning to move into the furniture business. - Yuriko, mobilya işine taşınmayı planlıyor.

The family moved from their native Germany to Chicago around the year 1830. - Yaklaşık 1830 yılında, aile anayurdu Almanya'dan Şikago'ya taşındı.

taşımak
transport by
taşımak
coach
taşımak
support
taşımak
(İnşaat) handle
taşımak
(Dilbilim) bring away
taşımak
bring in through
taşımak
hump
taşımak
(Dilbilim) get up
taşımak
transfer
top taşıma (steps)
(Spor) traveling
toplu taşıma
public transit
toplu taşıma
transit
toplu taşıma
mass transport
taşı
{f} transfer

He transferred his office to Osaka. - Ofisini Osaka'ya taşıdı.

The office has been transferred up to the sixth floor. - Ofis altıncı kata taşındı.

taşı
{f} carrying

She is carrying a backpack on her back. - O, sırtında bir sırt çantası taşıyor.

Tom was carrying an armful of books. - Tom, bir kucak dolusu kitap taşıyordu.

taşı
bring in through
taşı
{f} transferred

He transferred his office to Osaka. - Ofisini Osaka'ya taşıdı.

The office has been transferred up to the sixth floor. - Ofis altıncı kata taşındı.

taşı
carry

Japanese women carry their babies on their backs. - Japon kadınları bebeklerini sırtlarında taşırlar.

I helped carry those bags. - Şu çantaları taşımaya yardım ettim.

taşı
brought in through
taşı
transport by
taşı
{f} tote
taşımak
cart
taşımak
lug
taşımak
ferry
taşımak
conduct
taşımak
ease
taşımak
receive
aşındırıcı kayışla taşıma
conveying with abrasive belt
dahili taşıma şekli
(Ticaret) mode of transport inland
gümrük mührü altında taşıma
(Ticaret) transportation under customs seal
laf taşıma
Moving words
taşımak
put across
toplu taşıma
public transportation
toplu taşıma
public transportation. bulk transport. mass transportation. mass transit
ön taşıma
(Nakliyat, Lojistik) Domestic collection

When the customer wants either they bring their goods to our warehouse or they request domestic collection.

NATO Sivil Hava Taşıma Teşkilatı
(Askeri) North Atlantic Treaty Organization (NATO) Civil Airlift Agency
ana taşıma katı
main haulage level
araba ile taşıma
cartage
asker taşıma aracı
(Askeri) troop carrier
asker taşıma gemisi
trooper
asker taşıma gemisi
troopship
bagaj taşıma çekçeği nerede
Where are the luggage carts
band taşıma sistemi
sliver conveyor system
bebek taşıma çantası
carry-cot
belge taşıma
(Bilgisayar) move documents
blok taşıma
(Bilgisayar,İnşaat) block move
bobin taşıma bandı
package conveyor belt
cevher taşıma
(Madencilik) ore haulage
demiryolu taşıma treyleri
rail-road trailer
deniz karakol/devriye uçağı; görev ve taşıma yükü değerlendirmesi; görev planlam
(Askeri) maritime patrol aircraft; mission and payload assessment; mission planning agent
depolama ve taşıma sırasında ziyan olan miktar
outage
dosya taşıma
file migrate
emniyetli taşıma kapasitesi
safe bearing capacity
ev taşıma kamyonu
pantechnicon van
ev taşıma kamyonu
pantechnicon
gerekli vasıfları taşıma
have the necessary qualifications
güvenilir emniyetli taşıma
(Çevre) safe secure transport
hava basınçlı kargo taşıma
pneumatic dispatch
kaldırma ve mekanik taşıma araçları
(Hukuk) lifting and mechanical handling appliances
karayolu taşıma
highway transportation
karayolu taşıma ücreti
(Ticaret) haulage
kentsel toplu taşıma
urban public transport
kesintisiz taşıma sistemi
continuous conveying system
kombine taşıma konşimentosu
(Ticaret) combined bill of lading
kızakla taşıma
sledding

Sledding is very easy. All you have to do is sit down tight and let it slide. - Kızakla taşımak çok kolaydır. Yapman gereken tek şey sıkı oturmak ve onu kaydırmaktır.

malzeme taşıma
material handling
metin taşıma
(Bilgisayar) text move
motorlu taşıma vasıtası
(Havacılık) engine car
nihai taşıma kapasitesi
ultimate carrying capacity
oksijen taşıma gücü
(Biyoloji) pouvoir oxyphorique
otobüsle taşıma
bussing
paket taşıma makbuzu
(Ticaret) parcel receipt
paketleme, sandıklama ve taşıma
(Askeri) packing, crating, and handling
plaka taşıma testi
plate-bearing test
silah taşıma
(Kanun) carrying weapon
sonsuz halatlı taşıma
endless rope haulage
sulu taşıma
(Madencilik) hydraulic haulage
sırtta çocuk taşıma sepeti
papoose
taşı
ferry

A ferry carrying hundreds of high school students sank in South Korea. - Yüzlerce lise öğrencisini taşıyan bir feribot Güney Kore'de battı.

Tom offered to ferry us across the river in his boat. - Tom bizi botuyla nehrin karşı tarafına taşımayı önerdi.

taşı
carried

I carried three books. - Ben üç kitap taşıdım.

People carried their own weight then. - İnsanlar o zaman kendi ağırlığı taşıdı.

taşımak
carryon
taşımak
{f} tote
taşımak
{f} sustain
taşımak
{f} run
taşımak
to bear, support, or hold up (a weight, a load): Bu dal beni taşımaz. This branch won't bear my weight
taşımak
bear away
taşımak
{f} wear

Tom's wallet was a bit the worse for wear, and Mary said he should get a new one. - Tom'un cüzdanı taşımak için biraz daha kötüydü. Mary yeni bir tane alması gerektiğini söyledi.

taşımak
carry away
taşımak
(sular) wash
taşımak
to carry (something) (on one's person): Ahmet silah taşıyor. Ahmet's carrying a gun
taşımak
to bear, endure, put up with
taşımak
stanchion
taşımak
(iterek) walk
taşımak
(omuzunda vb) ride
taşımak
(Hukuk) to transfer
taşımak
move , transport
taşımak
to bear, carry, possess (a name, etc.): Çocuk dedesinin adını taşıyor. The child bears his grandfather's name
taşımak
to carry, transport (something) from (one place) to (another)
tehlikeli madde taşıma
(Otomotiv) carriage of dangerous goods
teleferikle yük taşıma
telpherage
toplu taşıma
mass transportation, mass transport
toplu taşıma
toplutaşıma
uçakla taşıma
airlift
yolcu taşıma aracı
carryall
yolcu taşıma sözleşmesi
(Ticaret) passenger contract
yük taşıma
freightage
yük taşıma
burden
Türkçe - Türkçe
Taşımak işi
(Hukuk) TRANSPORT
taşıma senedi
Konşimento, ya da taşıma senedi (bill of lading) üzerinde yükleyici, alıcı,ihbar mercii den başlıyarak her türlü bilginin yeraldığı kıymetli evraktır
taşıma senedi
Üzerinde yükleyici, alıcı,ihbar mercii den başlıyarak her türlü bilginin yeraldığı kıymetli evrak
taşımak
Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek: "Hastayı ekseriya yakın kasabaya kadar sırtta taşırlardı."- S. F. Abasıyanık. Üstünde bulundurmak: "Boynunda asılmış gümüş bir köstek taşırdı."- Y. K. Beyatlı
transit taşıma
Herhangi bir ülkede başlayan ve en az bir ülke toprakları üzerinden geçtikten sonra bir başka ülkede sona eren, başlama ve sona erme ülkeleri dışında kalan ülkeler üzerinden yapılan taşımaları kapsayan yolcu veya eşya taşıma
aktif taşıma
Bir maddenin hücre zarından enerji harcanarak hücre içine veya dışına taşınması
taşımak
Bir şeyi bir yerden alıp başka bir yere götürmek
taşımak
Giymek: "Devlet üniforması taşıyordu."- H. Taner
taşımak
Üstünde bulundurmak
taşımak
Duymak, hissetmek: "İçlerinde her şeye karşılık bir suçluluk duygusu taşırlar."- T. Dursun K
taşımak
Duymak, hissetmek
taşımak
Giymek
taşımak
Sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere boru, kanal vb. ile aktarmak
taşımak
Sahip olmak, özellik olarak bulundurmak
taşımak
Katlanmak, üstlenmek, yüklenmek, çekmek
taşımak
Ağırlığını yüklenmek
taşımak
Sıvı maddeleri bir yerden başka bir yere aktarmak
taşımak
Bir nesnenin ağırlığını yüklenmek: "Değirmenin üstünde ise değirmen koluyla birleşen çarkı taşıyan bir çanak bulunur."- S. Birsel
toplu taşıma
Bir şehir halkının ulaşım ihtiyacının, çok sayıda insan taşımaya elverişli büyük taşıma araçlarıyla karşılanmasını sağlayan ulaşım sistemi
İngilizce - Türkçe

taşıma teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

toplu taşıma
Public transport
taşıma