Definition von söylemek im Türkisch Englisch wörterbuch
- sing
We enjoyed singing songs together.
- Birlikte şarkı söylemekten hoşlandık.
Linda stood up to sing.
- Linda şarkı söylemek için ayağa kalktı.
- say
She must be stupid to say such a thing.
- Böyle bir şey söylemek için aptal olmalı.
It is hard to say which car is nicer.
- Hangi arabanın daha güzel olduğu söylemek zordur.
- tell
I want to tell you something important.
- Sana önemli bir şey söylemek istiyorum.
I called you, on the one hand to invite you out to eat, and on the other to tell you my son is going to get married.
- Bir taraftan seni yemeğe davet etmek için, diğer taraftan sana oğlumun evleneceğini söylemek için seni aradım.
- assert
- spit out
- bade
- dictate
- pronounce
- call
Tom called to tell Mary that he'd be late.
- Tom geç kalacağını Mary'ye söylemek için aradı.
Tom called Mary to tell her he'd be late.
- Tom Mary'yi ona geç kalacağını söylemek için aradı.
- enunciate
- spill
- articulate
- submit
- let on
- allege
- divulge
- put
To put it bluntly, he's mistaken.
- Açık söylemek gerekirse, o yanılıyor.
To put it bluntly, the reason this team won't win is because you're holding them back.
- Açık söylemek gerekirse, bu takımın kazanamayacak olmasının sebebi onları geride tutmanızdır.
- raise
- talk
Wise men talk because they have something to say; fools, because they have to say something.
- Akıllı insanlar söyleyecek bir şeyleri olduğu için ; aptallar, bir şey söylemek zorunda oldukları için konuşurlar.
To tell the truth, I don't like his way of talking.
- Doğruyu söylemek gerekirse, onun konuşma tarzından hoşlanmadım.
- propound
- share
- throw out
- represent
- recite
- spell
- relate
- voice
- declare
- confide
- narrate
- call off
- call out
- fame
- show
Singing in the shower is one of his favorite things to do.
- Duşta şarkı söylemek onun yapacağı en sevdiği şeylerden biridir.
I want to show you something.
- Size bir şey söylemek istiyorum.
- word
I don't have to say a word.
- Bir söz söylemek zorunda değilim.
Do you want to say a few words?
- Birkaç kelime söylemek ister misin?
- mention
I'll have to mention it to them.
- Bunu onlara söylemek zorunda kalacağım.
I'll have to mention it to her.
- Bunu ona söylemek zorunda kalacağım.
- state
- impart to
- publish
- (Ticaret) address
- discourse
- inform
- mouth
Tom opened his mouth to say something, but Mary interrupted him.
- Tom bir şey söylemek için ağzını açtı ama Mary sözünü kesti.
Tom opened his mouth to say something.
- Tom bir şey söylemek için ağzını açtı.
- spiel
- disclose
- utter
- bid
- sound
- couch
- order
- to sing (a song); to recite (a poem)
- aver
- impart
- observe
- to speak to, direct one's words to
- speak
I think I can speak French well enough to say pretty much anything I want to say.
- Sanırım söylemek istediğim bir şeyi neredeyse tamamen söylemek için yeterince iyi şekilde Fransızca konuşabilirim.
Frankly speaking, I don't agree with you.
- Açıkça söylemek gerekirse, seninle aynı fikirde değilim.
- drop
- name
You don't have to tell me your name.
- Bana adınızı söylemek zorunda değilsiniz.
You don't have to tell me his name.
- Bana onun adını söylemek zorunda değilsin.
- to say, to tell, to speak, to remark; to declare; to utter; to sing (a song); to confess; to confide, to divulge, to let on
- to say, utter (something); to say (something) to (someone), tell (someone) (something): Bana Fatma'nın evde olmadığını söyledi, ama inanmadım. She told me that Fatma wasn't at home, but I didn't believe her
- give voice to
- confess
He confessed he had to lie.
- Yalan söylemek zorunda kaldığını itiraf etti.
- to tell (someone to do something): Akşam yemeğini hazırlamamı söyledi. She told me to fix supper. Ona söyle, oraya gitmesin. Tell her not to go there
- break
I really liked attending to that school. Every day, Gustavo would bring the guitar for us to play and sing during the break.
- Gerçekten o okula devam etmeyi sevdim. Gustavo bize mola sırasında oynamak ve şarkı söylemek için her gün gitar getirirdi.
- hazard
- deliver
- pass
It is my sad duty to tell you that Tom has passed away.
- Tom'un vefat ettiğini sana söylemek benim üzücü görevimdir.
Singing is my passion.
- Şarkı söylemek benim tutkumdur.
- remark
- spit
- speak of
- şarkı söylemek
- sing
- yalan söylemek
- lie
It is wrong to tell a lie.
- Yalan söylemek yanlıştır.
Telling lies is a very bad habit.
- Yalan söylemek çok kötü bir alışkanlıktır.
- söylemek (şarkı)
- sing
- söz söylemek
- comment
- söyleyeceğini söylemek
- to say one's say
- söz söylemek
- speak
- pat diye söylemek
- plump
- doğruyu söylemek gerekirse
- as a matter of fact
- bağırarak söylemek
- call out
- söyle
- {f} said
It doesn't matter what he said.
- Söylediği şeyin hiçbir önemi yok.
I remember what he said.
- Onun ne söylediğini hatırlıyorum.
- aklından geçeni söylemek
- speak one's mind
- bağıra çağıra söylemek
- roar
- defalarca söylemek
- reiterate
- fikrini söylemek
- opine
- söyle
- spit it out !
- söyle
- told
My father told me not to read a book in my bed.
- Babam yatakta kitap okumamamı söyledi.
At the age of six he had learned to use the typewriter and told the teacher that he did not need to learn to write by hand.
- Altı yaşında o, daktiloyu kullanmayı öğrendi ve öğretmenine el ile yazmayı öğrenmesine gerek kalmadığını söyledi.
- yalan söylemek
- to lie, to tell lies
- sesli söylemek
- speak up
- acı söylemek
- tell the painful truth bluntly
- adını söylemek
- name
You don't have to tell me her name.
- Bana onun adını söylemek zorunda değilsin.
He was unwilling to tell us his name.
- O, bize adını söylemek için isteksizdi.
- arada söz söylemek
- interject
- açık söylemek
- speak openly
- açıkça söylemek
- make no bones of
- açıkça söylemek
- avowed
- birer birer söylemek
- enumerate
- büyük söylemek
- talk big
- büyük söylemek
- boast
- büyük söz söylemek
- talk big
- doğaçtan söylemek
- improvise
- ezbere söylemek
- (Muzik) declaim
- ezbere söylemek
- rattle off
- ezbere söylemek
- (Muzik) recite
- fikrini söylemek
- take a stand
- fikrini söylemek
- commit oneself
- gerçeği söylemek
- tell the truth
- haberleri söylemek
- break news
- herkese söylemek
- broadcast
- incitici söz söylemek
- gibe
- ismini söylemek
- name
- nefes nefese söylemek
- pant
- ninni söylemek
- sing a lullaby
- nutuk söylemek
- hold forth
- nutuk söylemek
- address
- selam söylemek
- present one's compliments
- selam söylemek
- give one's kind regards to
- söyleme
- singing
I carried on singing.
- Ben şarkı söylemeyi sürdürdüm.
We enjoyed singing songs together.
- Birlikte şarkı söylemekten hoşlandık.
- söyleme
- {i} saying
It goes without saying that money cannot buy happiness.
- Paranın mutluluğu satın alamayacağını söylemeye gerek yok.
Isn't there a much better and shorter way of saying the same thing?
- Aynı şeyi söylemenin çok daha iyi ve kısa bir yolu yok mu?
- söyleme
- readily
- tersini söylemek
- contradict
- tirat söylemek
- harangue
- türkü söylemek
- sing a song
- yalan söylemek
- deceive
- yalan söylemek
- knock about
- yalan söylemek
- declare untrue
- yalan söylemek
- tell lies
- yanlış söylemek
- mispronounce
- çirkin sözler söylemek
- abuse
- önceden söylemek
- predict
- önceden söylemek
- augur
- şaka söylemek
- joke
- şarkı söylemek
- sang
- genzinden söylemek
- twang
- söyle
- told to
- söyle
- say
Say it in another way.
- Onu başka bir şekilde söyle.
Some doctors say something to please their patients.
- Bazı doktorlar hastalarını memnun etmek için bir şeyler söylerler.
- söyle
- confide
He hasn't said anything publicly, but in confidence he told me he's getting married.
- O bana alenen bir şey söylemedi ama sır olarak o bana evleneceğini söyledi.
This is confidential, I can only tell him personally.
- Bu gizli, sadece ona kişisel olarak söyleyebilirim.
- söyle
- tell
Please tell me your address.
- Lütfen adresini bana söyle.
Tell me which of the two cameras is the better one.
- İki kameradan hangisinin daha iyi olduğunu bana söyle.
- söyle
- {f} saying
What you are saying does not make sense.
- Söylediğinin anlamı yok.
He received a telegram saying that his mother had died.
- O, annesinin öldüğünü söyleyen bir telgraf aldı.
- söyleme
- mention
I forgot to mention it to them.
- Bunu onlara söylemeyi unuttum.
I'll have to mention it to her.
- Bunu ona söylemek zorunda kalacağım.
- açıkça söylemek gerekirse
- To put it clearly
- doğruyu söylemek gerekirse
- If the truth be told
If the truth be told, I can't say I ever really enjoyed going sightseeing anyway.
- doğruyu söylemek gerkirse
- to tell the truth
- kötü söylemek
- bad to say
- marş söylemek
- to sing an/the anthem
- söyle
- dictate
- söyleme
- disclose
- uydurup söylemek
- and to say match
- yalan söylemek
- to tell lies
- acı söylemek
- to tell the painful truth bluntly
- aklına geleni söylemek
- say whatever comes uppermost
- aksini söylemek
- to say the opposite, to contradict
- aksini söylemek
- to say the opposite
- aksini söylemek
- say the oppositev
- aksini söylemek
- (Hukuk) to be in contradiction with
- akılına geleni söylemek
- to speak without thinking
- alıştıra alıştıra söylemek
- break the news
- arada söylemek
- interject
- arkadan söylemek
- to talk behind someone's back, gossip
- arkadan söylemek
- to backbite
- ayağını denk almasını söylemek
- read the riot act to
- aynı şeyi söylemek
- tell the same thing
- açık açık söylemek
- make no bones of it
- açık seçik söylemek
- not to put too fine a point on it
- açıkça söylemek
- articulate
- açıkça söylemek
- speak out
- açıkça söylemek
- make no secret of
- açıkça söylemek
- avow
- açıkça söylemek
- to speak out/up, to profess, to make no bones about
- açıkça söylemek
- profess
- ağlarken söylemek
- sob out
- ağzına geleni söylemek
- give a piece of one's mind
- ağzına geleni söylemek
- tell smb. one's mind
- ağzına geleni söylemek
- to give sb a piece of one's mind
- ağzına geleni söylemek
- let fly at smb
- ağzında yuvarlayarak söylemek
- roll
- ağzıyla söylemek
- tell personally
- ağzıyla söylemek
- to tell personally
- ağır söylemek
- to use hard words
- ağır söylemek
- use hard words
- bakarak söylemek
- sight-read
- bakarak söylemek
- sight read
- bağıra bağıra söylemek
- belt out
- bağıra bağıra şarkı söylemek
- speak or sing in a loud rolling manner
- bağıra bağıra şarkı söylemek
- troll
- bağırarak söylemek
- spit out
- bağırarak söylemek
- scream out
- bağırarak söylemek
- squall out
- bağırarak söylemek
- shout out
- bağırarak söylemek
- shout
- başkası için söz söylemek
- apostrophize
- bildiklerini söylemek
- sing out
- bilmecenin cevabını söylemek
- riddle
- bir ayak üstünde bin yalan söylemek
- 1. to tell a whole pack of lies at one go. 2. to be a big liar
- bir yığın yalan söylemek
- tell a pack of lies
- birden söylemek
- snap out
- birkaç sesle şarkı söylemek
- troll
- burnunu çekerek söylemek
- snuffle out
- bülbül gibi söylemek
- to tell all, give it all away, spill the beans
- büyük (söz) söylemek
- to talk big, boast
- büyük söylemek
- to talk big
- büyük söz söylemek
- to talk big
- cansız söylemek
- singsong
- ciddi söylemek
- to say (something) in earnest; to be for real
- cıvıldayarak söylemek
- cheep
- damaktan söylemek
- palatalize
- dan diye söylemek
- (deyim) shoot from the hip
- denli densiz söz söylemek
- to speak in an offhand, disrespectful manner
- dobra dobra söylemek
- speak bluntly
- doğaçtan söylemek
- to improvise
- doğaçtan söylemek
- ad-lib
- doğaçtan söylemek
- extemporize
- doğru söylemek
- declare valid
- doğru söylemek
- speak true
- doğru söylemek
- tell the truth
- doğru söylemek
- to speak the truth
- doğrudan söylemek
- say directly
- doğrudan söylemek
- put it bluntly
- doğrudan söylemek
- say explicitly
- doğruyu söylemek
- to tell the truth
- doğruyu söylemek
- tell the truth
To tell the truth, she is my niece.
- Doğruyu söylemek gerekirse, o benim yeğenimdir.
To tell the truth, I am not your father.
- Doğruyu söylemek gerekirse, ben senin baban değilim.
- düşüncesini söylemek
- remark