parçası

listen to the pronunciation of parçası
Türkisch - Englisch
piece of

Please write the answer on this piece of paper. - Lütfen cevabı bu kâğıt parçasına yazınız.

Tom cut his finger on a piece of glass. - Tom bir cam parçası ile parmağını kesti.

part of

Music is an important part of my life. - Müzik, hayatımın önemli bir parçasıdır.

Death is an integral part of life. - Ölüm hayatın tamamlayıcı bir parçasıdır.

a bit of

An asteroid is a bit of rock. - Bir asteroid bir kaya parçasıdır.

parça
piece

Give me two pieces of chalk. - Bana iki parça tebeşir ver.

Tom cut the pie into six pieces. - Tom pastayı altı parçaya böldü.

parça
part

Music is an important part of my life. - Müzik, hayatımın önemli bir parçasıdır.

Mathematics is the part of science you could continue to do if you woke up tomorrow and discovered the universe was gone. - Matematik, yarın kalkarsan ve evrenin gittiğini keşfedersen yapmaya devam edebileceğin, bilimin bir parçasıdır.

parçası/bölümü
(Askeri) part of
parça
bit

When I was a kid, touching bugs didn't bother me a bit. Now I can hardly stand looking at pictures of them. - Ben bir çocukken, böceklere dokunmak beni bir parça rahatsız etmezdi. Şimdi neredeyse onların resimlerine bakmaya katlanamıyorum.

Tom brushed a bit of dirt off of his hat. - Tom şapkasındaki bir parça kiri fırçaladı.

parça
fragment

He tried to put the fragments of a broken vase together. - O, kırık bir vazonun parçalarını bir araya getirmeye çalıştı.

Fragments of the mirror were scattered on the floor. - Ayna parçaları zemin üzerinde dağıldı.

parça
passage

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

Read this passage and translate it into Japanese. - Bu parçayı okuyup Japonca'ya çevir.

parça
{i} component

He instantly regretted taking apart the laptop after realizing how many complex components there were inside. - İçinde ne kadar karmaşık parçalar olduğunu farkettikten sonra dizüstünü söktüğüne anında pişman oldu.

parça
{i} catch
parça
segment
kapsül parçası
(Shoe) Eyestay
buzdağından kopmuş buz parçası
calf
kıtalardan küçük kara parçası
subcontinent
parça
{i} item

Your item will be shipped as soon as possible. - Parçanız en kısa sürede gönderilecektir.

These items are rather hard to obtain. - Bu parçaları elde etmesi oldukça zordur.

parça
{i} scrap

Tom asked for Mary's address and wrote it down on a piece of scrap paper. - Tom Mary adresini istedi ve onu bir parça kâğıt üzerine not etti.

Mary is scraping her heels. - Mary topuklarını parçalıyor.

parça
portion

I'd like a large portion, please. - Lütfen, büyük bir parça istiyorum.

parça
lump

He gave him a lump of silver as big as his head. - Ona kafası kadar büyük gümüş bir parça verdi.

Then little Gerda wept hot tears, which fell on his breast, and penetrated into his heart, and thawed the lump of ice, and washed away the little piece of glass which had stuck there. - Sonra küçük Gerda, onun göğsüne dökülen, oradan kalbine nüfuz edip, buz kalıbını eriten ve orada saplanmış olan küçük cam parçasını alıp götüren sıcacık gözyaşlarını döktü.

parça
cake

She shared her piece of cake with me. - O, kek parçasını benimle paylaştı.

Tom cut his sister a piece of cake. - Tom kız kardeşine bir parça kek kesti.

toprak parçası
clod
toprak parçası
piece of land
yarımadayı karaya bağlayan dar kara parçası
isthmus
parça
{i} fraction
daire parçası
segment
domuz yağı parçası
lardon
ekleme parçası
strap
metin parçası
passage
okuma parçası
reading
okuma parçası
(Eğitim) reading text
parça
chop

Before forks and chopsticks, people usually ate food with a piece of flat bread. - Çatal ve çubuklardan önce, insanlar genellikle düz bir parça ekmek ile yemek yerdi.

And the servant came and chopped the Tree into little pieces. - Uşak geldi ve ağacı küçük parçalara ayırdı.

parça
stretch

The dough broke up when Tom tried to stretch it. - Tom onu germeye çalıştığında hamur parçalandı.

parça
clod
parça
slice

Would you slice me a piece of ham, please? - Bana bir parça jambon dilimler misin?

parça
length
parça
slug 
parça
pass

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

There is a limit of two pieces of luggage for each passenger. - Her yolcu için iki parça bagaj limiti vardır.

parça
(Politika, Siyaset) extract
parça
quote
parça
slide
parça
clip
parça
chapter
parça
chick

On the plate was a piece of chicken, a potato and some green peas. - Tabakta bir parça piliç, bir patates ve biraz yeşil bezelye vardı.

parça
(Bilgisayar) parts

This factory manufactures automobile parts. - Bu fabrika, otomobil parçaları üretmektedir.

Mother divided the cake into three parts. - Annem pastayı üç parçaya böldü.

parça
dibs
parça
(Muzik) pieces

Give me two pieces of chalk. - Bana iki parça tebeşir ver.

Cutting a cake into equal pieces is rather difficult. - Bir pastayı eşit parçalara ayırma oldukça zordur.

parça
snippet
parça
particle

Gravity is a force of attraction that exists between any two masses, any two bodies, or any two particles. - Yer çekimi herhangi iki kütle, herhangi iki organ ya da herhangi iki parçacık arasında olan bir çekim kuvvetidir.

Some scientists think that gravity is made up of particles called gravitons which travel at the speed of light. - Bazı bilim adamları yer çekiminin ışık hızıyla seyahat eden graviton denilen parçacıklardan yapıldığını düşünüyor.

parça
{i} moiety
parça
song

Did you listen to her new song? - Onun yeni parçasını dinledin mi?

parça
clump
program parçası
(Bilgisayar) routine
tespit parçası
shoulder
tespit parçası
stop
yedi sesli müzik parçası
(Muzik) septet
parça
iota
parça
ounce

It's clear Tom doesn't have an ounce of humanity. - Tom'un bir parça insanlığının olmadığı açık.

parça
article

Nouns, pronouns, verbs, adjectives, adverbs, articles, prepositions, conjunctions, and interjections are the parts of speech in English. - İsimler, zamirler, fiiller, sıfatlar, zarflar, makaleler, edatlar, bağlaçlar, ve ünlemler İngilizcede konuşma parçalarıdır.

parça
slug
parça
section
parça
bar

I can rip you apart with my bare hands. - Seni çıplak ellerimle parçalayabilirim.

Can you break an apple in half with your bare hands? - Çıplak ellerinle bir elmayı parçalayabilir misin?

parça
track

Possibly the fossilized tracks belong to animals of the Jurassic period. - Muhtemelen fosilleşmiş parçalar jura dönemi hayvanlarına aittir.

I found the track of the tire. - Lastik parçasını buldum.

parça
cut

Tom cut his sister a piece of cake. - Tom kız kardeşine bir parça kek kesti.

Cutting a cake into equal pieces is rather difficult. - Bir pastayı eşit parçalara ayırma oldukça zordur.

parça
grain
parça
text
parça
unit

Scotland is part of the United Kingdom. - İskoçya Birleşik Krallığın parçasıdır.

The United States was once part of the British Empire. - Amerika Birleşik Devletleri bir zamanlar İngiliz İmparatorluğu'nun bir parçasıydı.

parça
snatch
parça
quotation

The following passage is a quotation from a well-known fable. - Aşağıdaki parça iyi bilinen bir fabldan bir alıntıdır.

parça
cantle
parça
dollop
parça
gusset
parça
jot
parça
{i} tool

I fixed the flashlight using a small tool. - Ben küçük bir parça kullanarak el fenerini onardım.

A pick is a long handled tool used for breaking up hard ground surfaces. - Bir kazma sert zemin yüzeyleri parçalamak için kullanılan uzun saplı bir araçtır.

bez parçası
rag
cam parçası
glass piece
ipin ucuna bağlanan tahta parçası
end of the rope attached to the piece of wood
kara parçası
A piece of land
köşeli kesilmiş tahta parçası
square-cut piece of wood
adres parçası
address part
ara parçası
adapter
ara parçası
adaptor
arazi parçası
lot, piece of land
arazi parçası
plot

This plot of land is my property. - Bu arazi parçası benim malımdır.

arazi parçası
a piece of land
arazi parçası
plat
ateş parçası
1. very active, industrious. 2. mischievous, naughty (child)
ay parçası
a beauty
aydan alınmış kaya parçası
moonrock
aşınmış kaya parçası
boulder
bağlama parçası
joining piece
bağlama parçası
connecting link
bağlantı parçası
connecting piece
belirli biçimi olmayan kısa müzik parçası
bagatelle
bina parçası
(İnşaat) building part
bomba parçası
shrapnel
buz parçası
ice floe
buz parçası
ice pack
buz parçası
ice block
buzulların sürüklediği kaya parçası
diluvium
büyük sığır eti parçası
baron
büyük sığır eti parçası
baron of beef
cümle parçası
phrase
daire parçası
segment of a circle
daire parçası
geom . segment of a circle
dal parçası
stick
deneme parçası
test strip
deney parçası
test piece
deney parçası boyu
gauge length
denize uzanan kara parçası
spit
deri naklinde kullanılan deri parçası
skin graft
dielektrik madde parçası
electret
dilim parçası
(Havacılık) gore section
dingil uzatma parçası
member extension
dini orkestra parçası
chorale
dolgu parçası
packing piece
domuzun yağsız bel parçası
griskin
doğru parçası
line segment
dublin parçası
(Havacılık) doubler
dudak parçası
(Hayvan Bilim, Zooloji) labial piece
dört mısralık şiir parçası
quatrain
ek parçası
joining point
ek parçası
joining piece
ekleme parçası
extension piece
ekmek parçası
sippet
engebeli arazi parçası
steep and uneven piece of land
engelleme tahdit parçası
(Havacılık) drag stop
fren parçası
(Otomotiv) friction component
germe bağlantı parçası
(Otomotiv) tensioning bracket
geçme parçası
joggle
golfte acemice vuruşla kopan çimen parçası
divot
her parçası
every bit
iri kömür parçası
cob coal
irtibat parçası
connection piece
işlenmemiş metal parçası
slug
kanepe tespit parçası
body fixing plate
kar parçası
very fair-complexioned
kara parçası
(piece of) land
kaya parçası
rock

An asteroid is a bit of rock. - Bir asteroid bir kaya parçasıdır.

kayıt parçası
record section
kemik parçası
ossicle
kompleks vücut parçası
complex body part
kâğıt parçası
scrap of paper
küre parçası
spherical segment
kırık çömlek parçası
potsherd
kırık çömlek parçası
shard
kıta parçası
subcontinent
makina parçası
machine part
merkezleme parçası
centering gauge
montaj parçası
mounting piece
montaj parçası
mounting part
muhafaza parçası
casing part
müzik parçası
number
odun parçası
chock
orta parçası
center piece
parça
versicle
parça
{i} morsel
parça
{i} dribblet
parça
{i} shred

There wasn't a single shred of evidence. - Tek bir parça delil yoktu.

Tom put a bag of shredded cheese into his shopping cart. - Tom alışveriş sepetine bir kutu parçalanmış peynir koydu.

parça
remnant
parça
dregs
parça
tablet
parça
{i} driblet
parça
{i} batch
parça
division
parça
item (in a set of several items)
parça
piece; bit; fragment; particle; component; morsel; item; part; piece, song; chick; quotation, quote, passage
parça
(İnşaat) armature
parça
gob
parça
attachment
parça
used as a counting word: beş parça kumaş five lengths of cloth
parça
piece (of literature, music, fine art); passage (from a piece of literature, music, or fine art)
parça
member
parça
gobbet
parça
slang hashish, hash
parça
(Hukuk) article, component, fragment
parça
patch

Tom has a patch of gray in his hair. - Tom'un saçında bir parça gri var.

parça
slang pretty woman, nice piece of goods
parça
piece; fragment; bit
parça
a poor substitute for ..., a worthless thing that goes by the name of ...: bu hekim parçası this worthless individual who's supposed to be a doctor
parça
(et) gobbet
parça
avulsion
parça
clast
parça
smithereen
parça
fritter
parça
flake
parça
(Nükleer Bilimler) substrates
pin parçası
spill strip
sarf yedek parçası
(Askeri) running spare
sebze parçası
vegetable patch
stepne bağlama parçası
spare wheel strap
sık çimen parçası
hassock
tahta ara parçası
wooden spacer
tahta parçası
deal end
tahta parçası
batten
takviye parçası
reinforcement
tampon gresör alt parçası
lubricating pad base
tampon takviye parçası
(Otomotiv) bumper support strap
tampon uç parçası
(Otomotiv) bumper end cap
taş parçası
spall
tesbit ara parçası
lock spacer
tesbit parçası
lock piece
tetik kurma parçası
(Askeri) trigger actuator
top arabası ön parçası
limber
toprak parçası
patch
toprak parçası
homestead
tuğla parçası
brickbat
tütün parçası
chew
ufak maden parçası
nodule
uzatma parçası
intermediate section
uç parçası
end piece
yerküre parçası
massif
yol geçen arazi parçası
right of way
yuvarlak kaya parçası
cobble
çalması marifet isteyen müzik parçası
bravura
çekirdek parçası
nucleon
çim parçası
divot
ökçe parçası
heelpiece
önemli bir parçası
part and parcel
şömine parçası
chimney piece
Türkisch - Türkisch

Definition von parçası im Türkisch Türkisch wörterbuch

Parça
(Osmanlı Dönemi) FİRK
Parça
(Osmanlı Dönemi) FİLK
Parça
lime
Parça
(Osmanlı Dönemi) FİRZE
Parça
(Osmanlı Dönemi) HABBE
Parça
(Osmanlı Dönemi) HUZVE
Parça
(Osmanlı Dönemi) PERGÂLE
ateş parçası
Çok canlı, hareketli, becerikli, çalışkan
ateş parçası
Çok yaramaz (çocuk)
ateş parçası
Ateşin bir bölümü
daire parçası
Bir dairenin bir kirişi ile o kirişin yayı arasında kalan parçası
doğru parçası
Doğru üzerinde iki nokta ile sınırlanmış parça
parça
Az bir miktar
parça
Birkaçı bir araya gelince bir bütünü oluşturan şeylerin her biri
parça
"benzeri", "bir örneği" gibi anlamlarda kullanılır
parça
Bir bütünden kopmak, kırılmak, yırtılmak vb. yoluyla ayrılmış bölüm
parça
Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey
parça
Belirtilen durumunda bazen küçümseme ve değersiz sayma anlatır
parça
Edebiyat eserinin bir bölümü
parça
Ay parçası, elmas parçası gibi deyimlerde "benzeri", "bir örneği" gibi anlamlarda kullanılır
parça
Bir müzik eserinden alınmış tam bir bölüm
parça
Tane. Edebiyat eserinin bir bölümü: "Hayatımın en acı ve tatlı saatleri bunun başında geçti, eserimin en güzel parçalarını onun kenarında yazdım
parça
Sayı sıfatıyla "tane" anlamına gelir
parça
Müzik eseri
parça
Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm: "Alınacakları bir gece önceden küçük bir karton parçasına yazmıştır."- H. Taner
parça
Kısa bir süre
parça
Belirtilen durumunda bazen küçümseme ve değersiz sayma anlatır: "Bir çoban parçasısın, olmasa bile koyun / Daima eğeceksin başkalarına boyun."- K. Kamu
parça
Güzel, alımlı kız veya kadın
parçası
Favoriten