uçma

listen to the pronunciation of uçma
Türkçe - İngilizce
{i} flying

Flying is the quickest way to travel. - Uçmak seyahat etmek için en hızlı yoldur.

Do you ever dream about flying through the sky? - Gökyüzünde uçmayı hiç hayal eder misin?

fly

This bird's large wings enable it to fly very fast. - Bu kuşun büyük kanatları onun çok hızlı uçmasını sağlar.

It takes eight hours to fly from Zurich to Boston, but only six for the return trip. - Zürih'ten Boston'a uçmak sekiz saat sürer, ancak dönüş için sadece altı.

flight

I'd like to take a 9:30 flight. - 9:30 uçağı ile uçmak istiyorum.

(uyuşturucu ile) trip
freak out
high

No bird soars too high if he soars with his own wings. - Hiçbir kuş gereğinden çok yükseğe uçmaz, eğer ki kendi kanatlarıyla uçuyorsa.

getting high
volatilization
wing

If God had meant us to fly, he'd have given us wings. - Tanrı uçmamızı isteseydi, bize kanat verirdi.

If I had wings to fly, I would have gone to save her. - Uçmak için kanatlarım olsaydı, onu kurtarmaya giderdim.

freak-out
{i} point

The plane was on the point of taking off. - Uçak kalkış noktasındaydı.

He uses a pencil with a fine point. - O güzel uçlu bir kurşun kalem kullanır.

end

NASA says three of 22 space missions that carried generators similar to Galileo's ended in accidents. - NASA Galileo'nunkine benzeyen jeneratörler taşıyan 22 uzay uçuşunun üçünün kazayla sonuçlandığını söylüyor.

Tom and Mary sat at opposite ends of the couch. - Tom ve Mary koltuğun zıt uçlarında oturdular.

{i} tip

Tom closed the door quietly and tiptoed into the room. - Tom sessizce kapıyı kapattı ve parmak uçlarına basarak odaya girdi.

Tom slipped quietly into his clothes and tiptoed out of the room. - Tom sessizce elbiselerini giydi ve ayak uçlarına basarak odadan çıktı.

edge

Are you sure it's safe to stand that close to the edge of the cliff? - Uçurumun kenarına bu kadar yakın durmanın güvenli olduğundan emin misin?

He stood on the edge of the cliff. - O, uçurumun kenarında durdu.

uçma tüyü
pen feather
planör ile uçma
glide
uçmak
fly

Driving in the dark feels like flying! - Karanlıkta araba sürmek uçmak gibidir.

It will cost 500 dollars to fly to Paris. - Paris'e uçmak 500 dolara mal olacak.

extreme

The town is located in the extreme north of Japan. - Kasaba Japonya'nın en uç kuzeyindedir.

He fell from one extreme to the other. - O bir uçtan diğerine düştü.

bit

Our flying time tonight will be just under 6 hours, but I'll see if I can speed things up a bit. - Bu gece uçuş saatimiz 6 saatin altında olacak, ancak bazı şeyleri biraz hızlandırabilip hızlandıramayacağımızı göreceğiz.

coast

The plane rose sharply before leveling off as it left the coast. - Uçak sahilden ayrılırken düz uçuşa geçmeden önce hızla yükseldi.

{i} top
{s} peak
planör ile uçma
gliding
closing
{f} fly

Words fly, texts remain. - Söz uçar, yazı kalır.

Can you teach me how to fly? - Bana nasıl uçacağımı öğretebilir misin?

lip
{i} pole
uçmak
{f} fade
uçmak
evaporate
uçmak
disappear
(Argo) hardcore
lead

Tom wanted a pencil with a softer lead. - Tom daha yumuşak uçlu bir kurşun kalem istedi.

(Dilbilim) margin
(Gıda,Teknik) nozzle
(Biyokimya) ultimate

His Noodliness, the Flying Spaghetti Monster is the ultimate truth in the universe. - Onun Noodliness'i, Uçan Spagetti Canavarı evrende nihai gerçektir.

extremal
(Askeri) point bar
tail end
(Otomotiv) pin

It was so quiet you could hear a pin drop. - O kadar sessizdi ki sinek uçsa duyabilirdın.

You could hear a pin drop. - Sinek uçsa duyabilirsin.

(İnşaat) blade
nose
(Denizbilim) boundry
pen-nib
terminus
uçmak
trip

It takes eight hours to fly from Zurich to Boston, but only six for the return trip. - Zürih'ten Boston'a uçmak sekiz saat sürer, ancak dönüş için sadece altı.

uçmak
blow
uçmak
flight

I'd like to take a 9:30 flight. - 9:30 uçağı ile uçmak istiyorum.

uçmak
go off the wall
uçmak
hurtle
tipping
{f} flown

Have you ever flown in a blimp? - Hiç zeplinle uçtun mu?

I've never flown in an airplane. - Bir uçakta asla uçmadım.

{f} flying

We are flying over the Pacific. - Biz Pasifik üzerinde uçuyoruz.

I saw a flock of birds flying aloft. - Havada uçan bir kuş sürüsü gördüm.

{i} butt

Brilliant butterflies flew hither and thither. - Parlak kelebekler oradan oraya uçtu.

A bat flying in the sky looks like a butterfly. - Bir yarasa gökyüzünde bir kelebek gibi uçuyor.

summit
limit
nib
spout
flew

She flew to Europe by way of Siberia. - Sibirya yoluyla Avrupa'ya uçtu.

This pigeon flew from San Francisco to New York. - Bu güvercin San Francisco'dan New York'a uçtu.

uçmak
take wings
uçmak
scorch
uçmak
flutter
uçmak
trip out
uçmak
float
uçmak
belt
barb
uçmak
fly on
uçmak
fly up
uçmak
sail
mutluluktan uçma
bliss
mutluluktan uçma
euphoria
paraşütle uçma sporu
parascending
planörle uçma
planing
sevinçten havalara uçma
euphory
sevinçten uçma
jubilance
sevinçten uçma
exultation
uyuşturucu etkisiyle uçma
mind-blowing
hist. march, borderland
tab
apex
extremity
the extreme

The town is located in the extreme north of Japan. - Kasaba Japonya'nın en uç kuzeyindedir.

point (of a sharply pointed instrument)
tail

The tail at the rear of the plane provides stability. - Uçağın arkasındaki kuyruk denge sağlar.

The International Sun-Earth Explorer 3 (ISEE-3) spacecraft made the first ever direct cometary measurements on September 11, 1985 as it flew through the tail of Comet Giacobini-Zinner. - Uluslararası Sun-Earth Explorer 3 uzay gemisi kuyruklu yıldız Giacobini-Zinner'in kuyruğu boyunca uçarken 11 Eylül 1985'te ilk doğrudan kuyruklu yıldız ölçümleri yaptı.

toe
tip; point; extremity, end; pen-nib; reason
cusp
terminal
endpiece
end, extremity; tip
ending

Wash eggplants and cut their endings. - Patlıcanları yıkayın ve onların uçlarını kesin.

uçmak
soar
uçmak
freak out
uçmak
take wing
uçmak
to fly; to fly away, take wing
uçmak
wing

If humans were meant to fly, they would have wings. - İnsanlar uçmak için amaçlansalardı kanatları olurdu.

Birds flap their wings to fly. - Kuşlar, uçmak için kanatlarını çırparlar.

uçmak
flit
uçmak
slang to get/be high (on drugs). Uç baba torik! slang My, my!/Well, well! (said sarcastically). uçan kuşa borcu/borçlu olmak to be in debt to everybody. uçan kuştan medet ummak to be ready to accept help from absolutely anyone that offers it
uçmak
{f} flush
uçmak
to vanish, disappear
uçmak
(motorsuz) plane
uçmak
to be wild with (joy)
uçmak
(araba) belt
uçmak
(araba vb.) scorch
uçmak
winnow
uçmak
to evaporate, vaporize, volatilize
uçmak
(for a color) to fade
uçmak
barrel
uçmak
to blow away, be blown away
uçmak
to fly; to evaporate, to vaporize; (renk) to fade; to vanish, to disappear; to be wild with joy, etc.; to have a trip; to go very fast, to travel, to tell lies, to fabricate stories; to go off the wall, to go bananas; to be starry-eyed
uçmak
to fall off, fall from (a high place)
Türkçe - Türkçe
Uçmak işi
cunda
gunçul
Uçmak
(Osmanlı Dönemi) TAYİR
Uçmak
(Osmanlı Dönemi) TATAYYUR
Uçmak
(Osmanlı Dönemi) TAYRURE
Uçmak
kalkmak
Bir şeyin başı, tepesi: "Ayaklarının ucuna basarak beşiğin yanına geldi."- H. E. Adıvar
Bir yerin en kenarda kalan bölümü
Amaç, gaye
Genellikle uzun bir nesnenin incelerek biten son ve sivri noktası: "Bu resmin iki gözü bir makasın ucu ile oyulmuştu."- A. Gündüz
Türk devletlerinde genel olarak sınır boylarındaki eyalet ve sancaklara verilen ad
Sebep
Uzun bir şeyin baş veya son noktası
Bir şeyin kenarı
Genellikle uzun bir nesnenin incelerek biten son ve sivri noktası
Bir uzaklığın son noktası
Sınır boyu
Bir şeyin kenarı: "Kırk kişilik bir masanın bir ucunda, üç kişiyiz."- R. H. Karay
Bir uzaklığın son noktası: "İstikbal bu yolun ucundan bir güneş gibi doğuyor."- F. R. Atay
Bir şeyin başı, tepesi
uçmak
Hava yolu ile gitmek
uçmak
Cennet, behişt
uçmak
Yok olmak, ortadan kaybolmak: "Bütün kararları uçmuştu.Yüzünde iradesiz hatlar belirdi."- S. F. Abasıyanık
uçmak
Rüzgâr veya başka bir itici güçle yerinden ayrılıp uzağa gitmek
uçmak
Cennet
uçmak
Dinî inanışa göre ruh ölümden sonra göğe yükselmek
uçmak
Yok olmak, ortadan kaybolmak
uçmak
Gaz veya buhar durumuna geçmek
uçmak
Kuş, kanatlı böcek vb. hareketli kanatları yardımıyla havada düşmeden durmak, havada yol almak: "Biraz havalanıp bir başka kayaya kadar uçtu."- S. F. Abasıyanık
uçmak
Belirmek: "Sakalı yeni çıkmış, yüzünde çocukça ifadeler uçuyordu."- S. F. Abasıyanık
uçmak
Solarak yok olmak: "Rengi birdenbire uçtu."- P. Safa
uçmak
Uçar gibi dalgalanmak
uçmak
Belirmek
uçmak
Uçak vb
uçmak
Hareketli kanatları yardımıyla havada düşmeden durmak, havada yol almak
uçmak
Patlayıcı madde ile parçalanmak
uçmak
Uçar bu bizim külüstür."- R. N. Güntekin
uçmak
Solarak yok olmak
uçmak
Çok hızlı gitmek
uçmak
Yüksek yerden düşmek veya yuvarlanmak
uçmak
Aşırılmak
uçmak
Çok sevinmek
uçmak
Ruh ölümden sonra göğe yükselmek
uçmak
Keyif verici veya uyuşturucu madde aldıktan sonra hayal âlemine dalıp gitmek
uçmak
özel mekanizma ile yerden yükselmek, havada yol almak
uçmak
Uçar gibi dalgalanmak: "Elleri trençkotunun cebinde, gözlerini karşı kıyıya dikmiş, saçları savrulurcasına geriye uçuyor."- A. İlhan. Çok hızlı gitmek: "Hele bir asfalta çıkalım görürsünüz bey, derdi
uçma