kalmak

listen to the pronunciation of kalmak
Türkçe - İngilizce
stay

I had to stay in bed all day. - Ben bütün gün yatakta kalmak zorunda kaldım.

I want to stay here longer. - Burada daha uzun kalmak istiyorum.

be
if it were left up to (someone). Kalsın
cease
abide
to be

Tom doesn't want to be late. - Tom geç kalmak istemiyor.

Tom said that he didn't mean to be late. - Tom amacının geç kalmak olmadığını söyledi.

remain

The reason both brothers gave for remaining bachelors was that they couldn't support both airplanes and a wife. - Her iki erkek kardeşin bekar kalmak için ileri sürdüğü neden onların hem uçaklara hem de bir eşe bakamayacaklarıydı.

She has remained abroad ever since. - O zamandan beri yurt dışında kalmaktadır.

to be postponed
be left

They said they only wanted to be left alone. - Sadece yalnız kalmak istediklerini söylediler.

I just want to be left alone for a while. - Sadece bir süre yalnız kalmak istiyorum.

left

She just wants to be left alone. - O sadece yalnız kalmak istiyor.

They said they only wanted to be left alone. - Sadece yalnız kalmak istediklerini söylediler.

descend from
fall to
be inherited from
spend time
be postponed
dwell
hover over
postponed
rest
inherited from
flunk
(Hukuk) to remain

The best bet on a rainy day is to remain indoors. - Yağmurlu bir günde en iyisi evde kalmaktır.

In situations like these, it's best to remain calm. - Bu gibi durumlarda sakin kalmak en iyisidir.

(for a matter) to be entrusted to (someone)
come to
if you ask (my/his/her) opinion
to fail (a class)
to be kept from doing (something)
be left over
to stay (in a place temporarily)
room

In which room would you like to stay? - Hangi odada kalmak istersiniz?

stop
fail

Our company failed to survive against cutthroat competition. - Firmamız kıyasıya rekabete karşı hayatta kalmakta başarısız oldu.

In the face of ruthless competition, our business failed to survive. - Acımasız rekabet karşısında, bizim iş hayatta kalmakta başarısız oldu.

stand

The train was so packed that I had to stand up during the whole trip. - Tren o kadar doluydu ki tüm gezi boyunca ayakta kalmak zorunda kaldım.

tarry
wait

I prefer to walk rather than stay here waiting for the bus. - Otobüsü beklerken burada kalmaktansa yürümeyi tercih ederim.

I would rather go on foot than stay here waiting for the bus. - Otobüs bekleyerek burada kalmaktansa yaya gitmeyi tercih ederim.

put up
I've decided I don't want it. kalır yeri olmamak to be at least as good as
(for something) to be left to (someone) by (someone else)
survive

We did what we had to to survive. - Hayatta kalmak için yapmak zorunda olduğumuz şeyi yaptık.

If you have no food, you got to eat roots and insects in order to survive. - Yiyeceğiniz yoksa, hayatta kalmak için kökleri ve böcekleri yemek zorundasınızdır.

devolve
keep to
rest with
continue
to remain; to be left; to be left behind; to be left over; to stay; to put up; to stick around; to be, to spend time; (sınavda) to fail; (yağmur, vb.) to stop, to cease; to be postponed (to/until); to fall to (sb); to descend from sb/sth, to be inherited
bed

I have to stay in bed all day. - Bütün gün yatakta kalmak zorundayım.

I had to stay in bed all day. - Ben bütün gün yatakta kalmak zorunda kaldım.

keep

It is essential to keep calm in a time of crisis and avoid going haywire. - Bir kriz anında sakin kalmak ve kontrolü kaybetmemek gereklidir.

You have only to keep silent. - Sadece sessiz kalmak zorundasın.

Let's leave it for the time being
to remain, be left; to be left over
to be content with, go no further than. kala kala only ..., no more than ... (is left): Gelmesine kala kala bir gün kaldı. There's only one day left until she comes. kaldı ki moreover, furthermore. kalsa/kalırsa
sleep

I want to stay home and sleep all day. - Evde kalmak ve bütün gün uyumak istiyorum.

Tom probably wanted to just stay at home and go to sleep. - Tom muhtemelen sadece evde kalmak ve uyumak istedi.

refuge
leave

I chose to leave instead of staying behind. - Geride kalmak yerine terk etmeyi seçtim.

You cannot force someone to stay if they want to leave. If I want to stay, can they force me to leave? - Gitmek isteyen birini kalmaya zorlayamazsın. Eğer kalmak istersem, beni gitmeye zorlayabilirler mi?

to come to a halt, reach a standstill
exist
lie
sojourn
persist
stick around
descend
to stay
stay at

What Tom really wanted to do was stay at home and watch TV. - Tom'un gerçekten yapmak istediği evde kalmak ve televizyon izlemekti.

It's boring to stay at home. - Evde kalmak sıkıcıdır.

geriye kalmak
remain
geç kalmak
be late

I was afraid I'd be late. - Geç kalmaktan korktum.

We don't want to be late. - Geç kalmak istemeyiz.

maruz kalmak
be exposed to
kalma
stay

I want to stay here longer. - Burada daha uzun kalmak istiyorum.

I'd like to stay one more night. Is that possible? - Bir gece daha kalmak istiyorum. Mümkün mü?

kalmak (bir yerde)
tarry
kabul etmek zorunda kalmak
concede
kanlar içinde kalmak
be drenched in blood
kapalı kalmak
to remain closed
karşısında kalmak
To stay in front
kayıtsız kalmak
Remain indifferent
kafasına takılıp kalmak
to stick in one's mind, not to leave one's mind
kalburüstüne gelmek/ kalmak
(for someone) to become outstanding, stand out
kan ter içinde kalmak
sweat blood
kapanın elinde kalmak
to sell like hot cakes, to be in great demand
karanlıka kalmak
to arrive after dark
kararsız kalmak
shilly shally
kararsız kalmak
seesaw between two opinions
kardan mahsur kalmak
snow in
karşı karşıya kalmak
expose oneself
karşı karşıya kalmak
to ccome up against sb/sth, to encounter
katır kuyruğu gibi kalmak
not to make any progress
kayıtsız kalmak
be unmindful of
kayıtsız kalmak
to be indifferent (to)
kayıtsız kalmak
be oblivious to
kâr kalmak
to remain as profit
kâğıt üzerinde kalmak
(for a project) to exist on paper only, not to get beyond the planning stage
hasret kalmak
long
bağlı kalmak
abide by
beklemede kalmak
stand by
sağ kalmak
survive
altında kalmak
swallow
aynen kalmak
remain
hayatta kalmak
survive

We will need this to survive. - Hayatta kalmak için buna ihtiyacımız olacak.

You were lucky to survive the attack. - Saldırıda hayatta kalmak için şanslıydınız.

aynen kalmak
rest
uyanık kalmak
sit up
ayakta kalmak
keep up
berabere kalmak
tie
zorunda kalmak
be obliged to
arada kalmak
to be mixed up in an affair
beraber kalmak (biriyle)
stick with
ev işleri yaparak aile yanında kalmak
au pair
geç kalmak
to be late

We don't want to be late. - Geç kalmak istemeyiz.

I don't want to be late today. - Bugün geç kalmak istemiyorum.

geç kalmak
late

Tom didn't mean to be so late. - Tom'un niyeti o kadar geç kalmak değildi.

I was afraid I'd be late. - Geç kalmaktan korktum.

hamile kalmak
conceive
hayran kalmak
enthuse
kalma
staying

Staying at home is boring. - Evde kalmak sıkıcıdır.

I should study now, but I prefer staying on Tatoeba. - Şimdi çalışmalıyım ama Tatoeba'da kalmayı tercih ediyorum.

maruz kalmak
sustain
sokakta kalmak
1. to be left homeless, be left without a place to lay one's head. 2. to be locked out of one's house, be unable to get into one's house
yoksun kalmak
to be deprived of
gebe kalmak
conceive
geri kalmak
lag
geri kalmak
1. to stay behind, remain behind. 2. (for a timepiece) to be slow. 3. to be underdeveloped
kal
{f} remain

Words fly away, the written remains. - Söz uçar, yazı kalır.

In addition many groups have been formed so that the elderly can socialize with one another and remain active participants in American life. - Ek olarak yaşlılar birbirleriyle sosyalleşebilsin ve Amerikan hayatının aktif üyeleri olarak kalabilsinler diye birçok topluluk kurulmuştur.

-e geç kalmak
be late
arada kalmak
be mixed up in an affair
arada kalmak
mixed up in an affair
arkada kalmak
to stay behind
bir yerde kalmak (su vb)
stand
devam etmek kalmak
persist
dinleme durumunda kalmak
(Askeri) maintain watch
elde kalmak
left over
elinde kalmak
remain unsold
evde kalmak
not to be able to get married
evde kalmak
stay in

It's a shame to stay indoors on a day like this. - Böyle bir günde evde kalmak bir utanç.

I think I want to stay in the house. - Sanırım evde kalmak istiyorum.

evde kalmak
stay home

Does Tom have to stay home today? - Tom bugün evde kalmak zorunda mı?

Tom likes to stay home and read books on weekends. - Tom hafta sonlarında kitap okumak için evde kalmaktan hoşlanır.

evde kalmak
stop in
gebe kalmak
(Tıp) be pregnant
gebe kalmak
(Tıp) carry in the womb
genç kalmak
stay young
gerisinde kalmak
fall astern
gerisinde kalmak
fall behind
geç kalmak
be delayed
geç kalmak
get late
güncel kalmak
(deyim) keep abreast of
hamile kalmak
get pregnant
hamile kalmak
become pregnant
hamile kalmak
(deyim) have a bun in the oven
hasret kalmak
miss
hasret kalmak
feel the absence of
hatta kalmak
hold the line
hatta kalmak
hold on
hayran kalmak
hold-in-high-regard
hayran kalmak
be impressed
hayran kalmak
hold in esteem
hayran kalmak
be filled with admiration
hayran kalmak
be struck with admiration
hayran kalmak
to be filled with admiration
hayran kalmak
filled with admiration
hayran kalmak
hold in high esteem
içinde kalmak
(deyim) engulf in
kalma
remaining from
kalma
handed down from
kalma
handed down
maruz kalmak
exposed to

In fact, the inhabitants have been exposed to radioactive rays. - Aslında, yerleşik halk radyoaktif ışınlara maruz kalmaktadır.

maruz kalmak
(Havacılık) be subjected to
maruz kalmak
to be exposed to, be subjected to
maruz kalmak
impose upon
maruz kalmak
expose

In fact, the inhabitants have been exposed to radioactive rays. - Aslında, yerleşik halk radyoaktif ışınlara maruz kalmaktadır.

maruz kalmak
subject
maruz kalmak
be predisposed
maruz kalmak
imposed upon
maruz kalmak
come in for
maruz kalmak
be subjected
mecbur kalmak
be forced to
mecbur kalmak
forced to
memnun kalmak
be satisfied
miras kalmak
pass to
nefes nefese kalmak
get out of breath
sakin kalmak
chill out
sessiz kalmak
keep silent

Tom was right to keep silent. - Tom sessiz kalmakta haklıydı.

He was right to keep silent. - O sessiz kalmakta haklıydı.

seyirci kalmak
stand by
seyirci kalmak
look on
soluk soluğa kalmak
gasp
susuz kalmak
without water
ter içinde kalmak at
lather
uzak kalmak
keep away
yetersiz kalmak
fall short
yoksun kalmak
forfeit
yoksun kalmak
lack
yoksun kalmak
deprived of
zorunda kalmak
have to

I don't want to have to hurt you, but if you get in my way, I'll have no choice. - Seni incitmek zorunda kalmak istemiyorum ama yoluma çıkarsan başka seçeneğim kalmayacak.

I don't want to have to warn you again. - Seni tekrar uyarmak zorunda kalmak istemiyorum.

zorunda kalmak
obliged to
maruz kalmak
experience
geri kalmak
a) to stay behind b) (saat) to be slow
hayatta kalmak
live
kal
devolve
kal
hover over
kal
{f} stay

I want to stay here longer. - Burada daha uzun kalmak istiyorum.

He stayed in New York for three weeks. - O, üç hafta New York'ta kaldı.

kal
{f} staying

Kentaro is staying with his friend in Kyoto. - Kentaro, arkadaşıyla Kyoto'da kalıyor.

I'm now staying at my uncle's. - Şu an amcamın evinde kalıyorum.

kal
{f} remaining

The reason both brothers gave for remaining bachelors was that they couldn't support both airplanes and a wife. - Her iki erkek kardeşin bekar kalmak için ileri sürdüğü neden onların hem uçaklara hem de bir eşe bakamayacaklarıydı.

There were few students remaining in the classroom. - Sınıfta kalan çok az sayıda öğrenci vardı.

yalnız kalmak
stand alone
zorunda kalmak
be obliged to do
zorunda kalmak
to be obliged to, to have to
akılda kalmak
Stick in the mind
baka kalmak
Look to the left
geri planda kalmak
being not popular
geri planda kalmak
remain in the background
içinde kalmak
stuck in

i am stuck in the elevator - asansörün içinde kaldım.

yolda kalmak
Be stranded
zarara maruz kalmak
sustain a loss
zihinde kalmak
to stay in the mind
kal
remains

The problem remains to be solved. - Sorun çözülmeden kalır.

He remains calm in the face of danger. - O, tehlike karşısında sakin kalır.

kal
snub
kal
word, talk
kalma
remaining, staying
kalma
survival

This is not a vacation, it's a survival course! - Bu, tatil değil hayatta kalma kursu!

Adaptation is the key to survival. - Adaptasyon hayatta kalmak için anahtardır.

kalma
arrearage
kalma
handed down from, inherited from
kalma
flunk
kalma
staying; remaining; remaining from; handed down (from); dating from
kalma
remaining

The reason both brothers gave for remaining bachelors was that they couldn't support both airplanes and a wife. - Her iki erkek kardeşin bekar kalmak için ileri sürdüğü neden onların hem uçaklara hem de bir eşe bakamayacaklarıydı.

She had a choice of going or remaining. - Onun gitme ya da kalma seçeneği vardı.

kalma
dating from
kalma
abode
kalma
left from, remaining from
İngilizce - İngilizce

kalmak teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

kal
Era
kal
Strife
Türkçe - Türkçe
Miras olarak geçmek
Sınırlanmak, bitmemek: "Amasya'da iken karşılaştığımız vaziyet yalnız Şeyh Recep Vakası ile kalmadı."- Atatürk
Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek
Sınıf geçmemek. İşlemez, yürümez duruma gelmek
Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak
Yapamamak
Olmak, herhangi bir durumda bulunmak
Herhangi bir durumu sürdürmek
Belirtilen miktarda bulunmak
Oyalanmak, vakit geçirmek
Sınırlanmak, bitmemek
Hayatını sürdürmek, yaşamak
Oturmak, yaşamak, eğleşmek: "Tam beş sene benimle beraber kaldı."- S. F. Abasıyanık
Geriye atılmak, ertelenmek: "Mahkeme ayın on sekizine kaldı."- S. F. Abasıyanık
Konaklamak, konmak
Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak
Kök veya gövdeleri sonuna -e / -a ve -ip eki almış fiillerle sürerlik bildiren birleşik fiiller oluşturur
Geriye atılmak, ertelenmek
İşlemez, yürümez duruma gelmek
Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek: "Sıkı sıkı kucakladı ve öylece kaldı."- T. Buğra
Varlığını korumak, sürdürmek
Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak: "Arabada yalnız dört çocuk kalmıştı."- O. C. Kaygılı
Görevi veya yetkisi içinde olmak, düşmek, durumu itibarıyla aşağı seviyede bulunmak
Varlığını korumak, sürdürmek: "Eniştemizin iptidai kalmış huyları da vardı."- A. Ş. Hisar
Olmak, herhangi bir durumda bulunmak: "Fatma'nın yemek çantası olmasaydı, dün aç kalmıştık."- F. R. Atay
Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak: "Refika, valide, iki kerime kaldık mı biz iki bin kuruş tekaüt maaşına."- H. Taner
Oturmak, yaşamak, eğleşmek
Bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek
Konaklamak, konmak: "Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim."- F. R. Atay
Sınıf geçmemek
Oyalanmak, vakit geçirmek: "Kısa bir süre tezgâhın önünde kaldı."- N. Cumalı
Yetinmek
durmak
kalınmak
kan ter içinde kalmak
(deyim) Yaptığı iş nedeniyle çok yorulmak ve ter içinde kalmak
antant kalmak
anlaşmak
KAL
(Osmanlı Dönemi) (A, uzun okunur) Söz
kal
Laf, söz
kal
Söz, lakırtı, laf
kal
(Osmanlı Dönemi) bir şeyi kökünden çekip koparmak, azletmek
kal
çekirge
kal
Maden külçelerinin eritilip arındırılması
kal
Koparma, sökme
kal
Söz, lakırdı, laf
kal
Koparma, sökme, kökünden söküp atma
kal
Bir alaşımdaki madenlerin erime derecesi farkından yararlanarak bunları birbirinden ayırma işlemi
kal
Söz laf
kal
Bir düşünceyi anlatabilmek için art arda söylenen kelime dizisi
kalma
Herhangi bir kimseden veya bir dönemden kalmış olan
kalma
Kalmak işi
kâl
(Osmanlı Dönemi) söz
İngilizce - Türkçe

kalmak teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

sınıfta kalmak
Fail a class
KAL
(Askeri) kritik unsurlar listesi (key assets list)
kalmak