hiç

listen to the pronunciation of hiç
Türkçe - İngilizce
nothing

There is nothing concealed that will not be revealed. - Açığa çıkartılmayacak hiçbir sır yoktur.

She knows nothing about your family. - Aileniz hakkında hiçbir şey bilmiyor.

never

Life never ends but earthly life does. - Hayat hiç bitmez fakat dünyadaki hayat biter.

I never read that book. - O kitabı hiç okumadım.

none

None of the computers can continue to run with a burnt card. - Hiçbir bilgisayar yanmış bir kartla çalışmaya devam edemez.

None of the computers can continue to run with a burnt card. - Bilgisayarların hiçbiri yanmış bir kartla çalışmaya devam edemez.

any

I don't know anything about her family. - Onun ailesi ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum.

There wasn't anyone in the room. - Odada hiç kimse yoktu.

zero

Nobody got zero in that test. - Hiç kimse o testten sıfır almadı.

at all

It serves you right that you failed your exam. You didn't study for it at all. - Sınavda başarısız olarak hakettiğin cezayı gördün,sınava hiç çalışmadın.

To tell the truth, this matter does not concern it at all. - Gerçeği söylemek gerekirse, bu konu onu hiç ilgilendirmez.

ever

Everyone is a moon, and has a dark side which he never shows to anybody. - Herkes bir aydır, ve hiç kimseye göstermediği karanlık bir yüzü vardır.

Everyone, without any discrimination, has the right to equal pay for equal work. - Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.

null
no whit
ne'er
not a dreg
naught
nobody

Nobody can control us. - Hiç kimse bizi kontrol edemez.

Mary has nobody to talk with, but she doesn't feel lonely. - Mary'nin konuşacak hiç kimsesi yok fakat o kendini yalnız hissetmiyor.

whatsoever

In the old days, there were no telephones or electricity whatsoever. - Eski günlerde hiçbir telefon ya da elektrik yokmuş.

There's no bread whatsoever in this house. - Bu evde hiç ekmek yok.

nary
not in the least

You are not in the least happy. - Sen hiç mutlu değilsin.

She was not in the least pleased with my present. - O, hediyemden hiç memnun olmadı.

cipher
not at all

Do you mind if I call on you sometime? No, not at all. - Bazen sana uğramamın bir sakıncası var mı? Hayır, hiç.

Getting excited is not at all the same as getting angry. - Heyecanlanmak kızmakla hiçte aynı değildir.

not an iota
no
far from

I am far from satisfied with the result. - Sonuçtan hiç memnun değilim.

It is far from easy to understand it. - Bunu anlamak hiç kolay değil.

aught
nix
ought

I have no idea what I ought to do. - Ne yapmam gerektiğine dair hiçbir fikrim yok.

nought
not a whit
whatever

Whatever happens, I won't tell anybody about it. - Ne olursa olsun, hiç kimseye bunun hakkında bir şey anlatmayacağım.

When he is drunk, he grumbles and fights. When he is sober, he lies on whatever comes to hand and says nothing. - O sarhoşken, homurdanıyor ve kavga ediyor. O ayıkken, eline ne gelirse atıyor ve hiçbir şey söylemiyor.

(deyim) not a bit of it!
(Felsefe) nihil

Mary renounced her moral values and became a nihilist. - Mary ahlaki değerlerini reddetti ve bir hiççi oldu.

in no way

In no way is he a man of character. - O hiçbir şekilde karakter sahibi değil.

His logic is in no way defensible. - Onun mantığı hiçbir şekilde savunulabilir değil.

e'er
not one iota
not by a long ways
not exactly
by any means

He could not by any means tolerate the ghastly smell of rotting onion. - O, hiçbir şekilde berbat çürüyen soğan kokusuna tahammül edemedi.

least of all
(deyim) far from it
not by a long sight
so far from
for the life of me
nil

No river in the world is longer than the Nile. - Dünyada hiçbir nehir Nil'den daha uzun değildir.

never, not at all
nullity
(in questions and negative sentences) ever; at all
never, not at all; (soruda) ever; (addan önce) no; any; nothing
zilch
nothing, nothing at all
dust

Is there any home remedy for dust mites? - Toz akarları için hiç ev çözümü var mı?

Don't you ever dust this place? - Bu yerin hiç tozunu almıyor musun?

(deyim) when hell freezes over
not in the slightest
not half
hardly

However, his girlfriend is selfish and hardly worries about Brian. - Ancak, onun kız arkadaşı bencil ve neredeyse Brian hakkında hiç endişelenmez.

He was born so poor that he received hardly any school education. - O kadar fakir doğdu ki hiç okul eğitimi almadı.

by no means

She is by no means angelic. - O hiçbir şekilde anjelik değildir.

She is by no means polite. - O hiçbir şekilde kibar değil.

for nuts
a fat lot
minus
whit

The next morning the White Duck wandered round the pond, looking for her little ones; she called and she searched, but could find no trace of them. - Ertesi sabah Beyaz Ördek, yavrularını arayarak göletin etrafında dolandı durdu; isimleriyle seslendi, aradı taradı ama onlara dair hiçbir ize rastlayamadı.

Have your ever followed the White Rabbit to its hole? - Sen hiç beyaz tavşanı deliğine kadar izledin mi?

tuppence
{s} superficial

Do people ever accuse you of being superficial? - İnsanlar seni hiç yüzeysel olmakla suçlar mı?

neer
{k} not by a long shot
hiç kimse
anybody

Anybody is better than nobody. - Herhangi biri hiç kimsenin olmamasından daha iyidir.

Why doesn't anybody answer? - Neden hiç kimse cevaplamıyor?

hiç kimse
no one

No one understands me. - Hiç kimse beni anlamıyor.

No one may be compelled to belong to an association. - Hiç kimse bir derneğe üye olmaya zorlanamaz.

hiç kimse
anyone

There was hardly anyone in the room. - Odada hiç kimse yoktu.

We will not tolerate anyone who engages in terrorism. - Teröre bulaşan hiç kimseye müsamaha göstermeyeceğiz.

hiç kimse
nobody

Nobody knows what will happen next. - İleride ne olacağını hiç kimse bilmiyor.

Nobody can control us. - Hiç kimse bizi kontrol edemez.

hiç durmadan
continually
hiç değilse
at least

You could at least take a shower. - Hiç değilse duş alabilirsin.

hiç olmazsa
at least

I expected Tom to at least offer to help. - Tom'un hiç olmazsa yardım önermesini umuyordum.

Tom didn't think he had a chance to succeed, but he at least wanted to give it a shot. - Tom başarmak için bir şansı olduğunu düşünmüyordu fakat o hiç olmazsa bir fırsat vermek istedi.

hiç biri
none of

None of us speak French. - Hiç birimiz Fransızca bilmiyor.

None of Tom's classmates knew who his father was. - Tom'un sınıf arkadaşlarından hiç birisi, onun babasının kim olduğunu bilmiyordu.

hiç bitmeyen
endless
hiç kuşku yok
undoubtedly
hiç şüphesiz
undoubtedly
hiç benzemeyen
disparate
hiç bir kimse
nemine
hiç bir suretle
under no circumstances
hiç bir suretle
by no means
hiç bir suretle
in no case
hiç bir suretle
at all
hiç bir zaman
in no circumstances
hiç bir zaman
in no case
hiç bir zaman
not ever
hiç bir şey
next to nothing
hiç biri
none

None of us speak French. - Hiç birimiz Fransızca bilmiyor.

None of Tom's classmates knew who his father was. - Tom'un sınıf arkadaşlarından hiç birisi, onun babasının kim olduğunu bilmiyordu.

hiç biri
neither of them

Neither of them looks happy. - Onlardan hiç biri mutlu görünmüyor.

hiç birisi
none
hiç bitmeyen
eternal
hiç bitmeyen
never-ending
hiç bitmeyen
everlasting
hiç bitmeyen
timeless
hiç de
none
hiç de değil
nothing like
hiç de değil
not a bit
hiç de değil
(Argo) not in the least
hiç değil
by no means
hiç durmadan
night and day
hiç durmadan
at a stretch
hiç durmadan
day and night
hiç eksilmeyen
unfailing
hiç eksilmez
unfailing
hiç fena değil
not bad at all
hiç fikrim yok
i don't have the foggiest idea
hiç görünmemek
keep out of sight
hiç gözükmemek
keep out of sight
hiç hoşlanmama
loathing
hiç kimse
never a one
hiç kuşkusuz
undoubtedly
hiç mi hiç
so far from
hiç sevmeme
loathing
hiç sevmemek
abominate
hiç yoksa
(deyim) at least
hiç yoktan
out of nothing
hiç yoktan
for no reason
hiç yoktan
after all
hiç yoktan
out of thin air
hiç önem vermeyerek
regardless of
hiç şaşırmadım
i thought as much
hiç emek vermeden ele geçirilen şey
without any effort seized things
hiç problem değil
not at all
hiç problem değil
no problem
hiç yok
no
Hiç yoktan iyi
Better than nothing at all
hiç amerika'da bulundunuz mu
Have you ever been to the USA
hiç anlamamak
not to know beans
hiç anlamıyorum
it's all greek to me
hiç anlaşamamak
never get along with
hiç bilmemek
not to know beans
hiç bilmiyorum
i don't know at all
hiç bilmiyorum
for aught i know
hiç bir nedenle
on no consider
hiç bir şekilde
by no manner of means
hiç bitmeyen
endless, everlasting
hiç de
at all

Tom has no classes at all on Monday. - Tom'un pazartesi günü hiç dersi yok.

Do I annoy you? No, not at all. - Sizi rahatsız ediyor muyum? Hayır, hiç de değil

hiç de
not at all
hiç de bile
like hell
hiç de değil
not at all

Are you still mad at me? No, not at all. - ''Bana hala kızgın mısın?'' ''Hayır hiç de değil.''

Do I annoy you? No, not at all. - Sizi rahatsız ediyor muyum? Hayır, hiç de değil

hiç de komik değil
no jesting matter
hiç de öyle değil
It's not like that at all
hiç değil
not at all

Are you tired? No, not at all. - Yorgun musun? Hayır, hiç değil.

Do you mind my smoking here? No, not at all. - Sizce burada sigara içmemin sakıncası var mı? Hayır, hiç değil.

hiç değil
not a bit
hiç değil no
not at all, not so
hiç değişmemiş
just the same
hiç değişmeyen
changeless
hiç durmadan
together

It snowed for many days together. - Hiç durmadan günlerce kar yağdı.

hiç durmaz
tireless
hiç duymaz
(Konuşma Dili) (as) deaf as a post
hiç duyulmamış
unheard of
hiç dürüst değil
couldn't lie straight in bed
hiç düşmanı olmamak
make no enemies
hiç düşünmemek
be thoughtless for
hiç düşünmemek
be thoughtless of
hiç düşünmeyen
unreflecting
hiç faydası dokunmamak
get no change out of smb
hiç fena değil
not half bad

The stew was not half bad. - Güveç hiç fena değildi.

hiç fena olmayan
not half bad
hiç gelişmemek
stagnate
hiç giyilmemiş
unworn
hiç güvenmemek
(deyim) not trust an inch
hiç işlem
no-operation
hiç işlem komutu
no-operation instruction
hiç kalmamak
be out of smth
hiç karışmamak
let well alone
hiç kaçınmadan
straight from the shoulder
hiç kimse
no man

No man is without his faults. - Hiç kimse hatasız değildir.

No man received enough votes to win the nomination. - Hiç kimse adaylığı kazanmak için yeterli oy almadı.

hiç kimse
nobody, no one; anybody, anyone
hiç kimse
(used with a negative verb) no one, nobody; anyone, anybody
hiç kimse
none

None can do it as good as Tom can. - Hiç kimse onu Tom'un yapabildiği kadar iyi yapamaz.

A friend to all is a friend to none. - Herkes için bir arkadaş hiç kimse için bir arkadaştır.

hiç kimsecikler
not a bloody soul
hiç kuşku etmemek
have no doubt
hiç kuşku yok
no manner of doubt
hiç kuşku yok beyond
a doubt, undoubtedly
hiç kuşkusuz
admittedly

She is a beauty, admittedly, but she has her faults. - Hiç kuşkusuz o bir güzel, ama onun hataları var.

He is admittedly an able leader. - O hiç kuşkusuz yetenekli bir lider.

hiç kuşkusuz
no doubt

That car is no doubt in an awful condition. - O araba hiç kuşkusuz korkunç bir durumda.

hiç memnun olmayan
grouchy
hiç mi hi
devil a bit
hiç mi hiç
not in the least
hiç mi hiç
not even
hiç mi hiç never once: Ankara'ya hiç mi hiç gitmedin? Have you never once been
to Ankara?
hiç narkotik kullanmadım
I've never used drugs
hiç olan şey
cipher
hiç olmak
1. to lose one's importance. 2. to perish, vanish
hiç olmazsa
leastways
hiç olmazsa
at any rate

At any rate, it will be a good experience for you. - Hiç olmazsa, bu sizin için iyi bir deneyim olacaktır.

We have to investigate the cause at any rate. - Hiç olmazsa nedenini araştırmalıyız.

hiç olmazsa
but

Tom didn't think he had a chance to succeed, but he at least wanted to give it a shot. - Tom başarmak için bir şansı olduğunu düşünmüyordu fakat o hiç olmazsa bir fırsat vermek istedi.

hiç olur mu
Is it possible?/It won't do
hiç param yok
i haven't a penny to my name
hiç sans yok
buckley's chance
hiç tanımamak
not to know smb. from Adam
hiç tereddüt etmeden
without any hesitation
hiç uyumamak
not batting an eyelid
hiç yardım görmemek
get no change out of smb
hiç yer kalmamış
booked solid
hiç yoktan
for no reason, out of nothing
hiç yoktan
for no reason at all
hiç yoktan iyi
He's/She's/It's better than no one/nothing at all
hiç önemi olmayan şey
no big deal
hiç önemi yok
it doesn't matter in the least
hiç önemli değil
does not matter a farthing
hiç şansı olmamak
be a dead duck
hiç şansı olmamak
not to have a dog's chance
hiç şansı yok
(Argo) buckley's chance
hiç şüphe yok
no doubt about that
hiç şüphesiz
without doubt
hiç şüphesiz
no doubt
hemen hemen hiç
hardly

Your ideas are hardly practical. - Sizin fikirleriniz hemen hemen hiç pratik değil.

I could hardly understand him. - Ben onu hemen hemen hiç anlayamadım.

hemen hemen hiç
hardly ever

I hardly ever take my dog for a walk. - Köpeğimi hemen hemen hiç yürüyüşe götürmem.

Tom hardly ever listens to the radio. - Tom hemen hemen hiç radyo dinlemez.

neredeyse hiç
hardly

Tom actually hardly ever studies. - Tom aslında neredeyse hiç çalışmıyor.

I have hardly any money with me. - Yanımda neredeyse hiç param yok.

başka hiç kimse
no one else
belki de hiç
seldom
belki de hiç
if ever
hemen hemen hiç
next to nothing
hemen hemen hiç
little or nothing
hemen hiç
hardly

Tom hardly ever listens to the radio. - Tom hemen hemen hiç radyo dinlemez.

Tom hardly ever studies after 10:00 p.m. - 10:00 sonra Tom hemen hemen hiç çalışmaz.

hemen hiç
scarcely

Tom scarcely ever gets any exercise. - Tom hemen hemen hiç egzersiz yapmaz.

hemen memen hiç
hardly ever
nerdeyse hiç
almost never
ya hep ya hiç
all-or-nothing
hiç bir şekilde
aught
Hiç şüphesiz
without any doubt
hiç bir
didnt
hiç kimse
noone
hiç