rahat

listen to the pronunciation of rahat
Türkisch - Englisch
ease

His smile put her at ease. - Onun tebessümü onu rahatlattı.

She had an unassuming air that put everyone at ease. - Onun herkesi rahatlatan alçakgönüllü bir havası vardı.

comfort

Are people comfortable? No. - İnsanlar rahat mı? Hayır.

She always comforted herself with music when she was lonely. - O yalnızken kendini her zaman müzikle rahatlattı.

comfortable

Are people comfortable? No. - İnsanlar rahat mı? Hayır.

She didn't feel comfortable with my friend. - O benim arkadaşımla birlikte rahat hissetmedi.

comfy
easy

Tom was sitting in an easy chair, watching TV. - Tom televizyon izlerken rahat bir koltukta oturuyordu.

Two women are taking it easy on a bench in the park. - İki kadın parktaki bir bankta rahat ediyorlar.

complacent
cozy

He lives in a cozy little house. - O, rahat küçük bir evde yaşar.

He lives in a little cozy house. - Küçük rahat bir evde yaşıyor.

cosy
peace, calm; comfort, ease; comfortable, comfy; peaceful; relieved; free and easy; (iş) cushy, easy; easily; at ease!
relaxed, easygoing; (someone) who has an easy manner
cushy
welfare
equable
fine

Relax, you're doing fine. - Rahatla, iyi gidiyorsun.

canny
fluent
unmoved
free and easy
unhurried
unembarassed
homely
contented
homelike
in comfort

My aunt now lives in comfort. - Teyzem şu anda rahat içinde yaşıyor.

My uncle now lives in comfort. - Amcam şimdi rahat yaşıyor.

(Konuşma Dili) all right

It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right. - Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.

Don't worry. Everything's going to be all right. - İçin rahat olsun, her şey yoluna girecek.

affable
relieved

I felt very relieved when I heard the news. - Haberi duyduğumda çok rahatladım.

John's parents seemed relieved to hear that his plane was on time. - John'un ebeveynleri uçağın zamanında geldiğini duydukları için rahatlamış gibi görünüyorlardı.

cosey
easily

Tom won the race easily. - Tom yarışı rahat kazandı.

This sofa can seat three people easily. - Bu kanepeye rahatlıkla üç kişi oturtulabilir.

content
easygo
easeful
calm

They say that music soothes the savage beast, but for me personally, it neither relaxes me nor calms me. - Onlar müziğin vahşi canavarı sakinleştirdiğini söylüyorlar ama benim için şahsen, o beni ne rahatlatıyor ne de sakinleştiriyor.

She's always very calm and relaxed. - O her zaman çok sakin ve rahat.

convenience

Luxury and convenience do not equate to happiness. - Lüks ve rahatlık mutluluğa eşit değildir.

easy going
rest

I won't rest until I find out the truth. - Gerçeği öğrenene kadar bana rahat yok.

I felt out of place in the expensive restaurant. - Pahalı bir restoranda rahatsız hissettim.

undisturbed

Very few places on our earth remain undisturbed by civilization. - Dünyamız üzerinde çok az yer uygarlık tarafından rahatsız edilmeden kalmıştır.

Where we can talk undisturbed? - Nerede rahat konuşabiliriz?

restful
(Hukuk) smooth
sweet
At Ease!

Tom couldn't seem to put Mary at ease. - Tom dün gece Mary'yi rahat ettiriyor gibi görünmüyordu.

She had an unassuming air that put everyone at ease. - Onun herkesi rahatlatan alçakgönüllü bir havası vardı.

comfortable (place, thing)
at rest
unconstrained
facile
leisure

During the bubble, people dreamt of a life of leisure. - Hayal sırasında, insanlar rahat bir hayatı hayal ettiler.

peace

The dead are gone and they cannot defend themselves. The best thing to do is to leave them in peace! - Ölüler gitti, onlar kendilerini savunamazlar. Yapılacak en iyi şey onları rahat bırakmaktır!

composure
luxurious
unembarrassed
cushioned
at ease, easy, untroubled
cavalier
unconventional
serene
untroubled
comfort, ease
peace and quiet, peace
snug
complacency

If indifference is the kiss of death for a relationship, then complacency is the kiss of death for a business. - İlgisizlik bir ilişki için ölüm öpücüğü ise öyleyse rahatlık bir iş için ölüm öpücüğüdür.

above water
at peace
rakish
commodious
peaceful
easygoing
repose
homey
at ease

I'm beginning to feel at ease when I speak in Chinese. - Çince konuştuğumda içim rahat hissetmeye başlıyorum.

I never felt at ease in my father's company. - Babamın şirketinde asla rahat hissetmedim.

loosey-goosey

The actor displayed a loosey–goosey attitude.

içi rahat olma
ease
rahat etmek
rest
rahat ol
be cool

Calm down and be cool. - Sakin ol ve rahat ol.

rahat olmak
feel free
rahat (giysi)
casual
rahat bir şekilde oturmak
settle down
rahat bırakmamak
badger
rahat bırakmamak
tease
rahat bırakmamak
persecute
rahat bırakmamak
prey on
rahat bırakmamak
harass
rahat bırakmamak
beset
rahat bırakmamak
pester
rahat durmak
behave oneself
rahat durmayan
fidgety
rahat etmek
at ease
rahat etmek
make oneself comfortable
rahat etmek
be at ease
rahat giyim
casual wear
rahat hissetmek
feel comfortable
rahat koltuk
lounge-chair
rahat konuşmak
open up
rahat olmayan
uncomfortable
rahat ve iyi konuşan
glib
rahat ve kendinden emin
suave
rahat vermemek
pester
rahat vermemek
persecute
rahat vermemek
harass
rahat! komutu
(Askeri) close station
Rahat bir vicdan yumuşak bir yastığa benzer
(Atasözü) Good conscience is a soft pillow
rahat bırakmak
Leave somebody alone
rahat olma
be comfortable
rahat (dur)!
mil . At ease!
rahat (meslek vb)
cushy
rahat batmak
to be stupid enough to throw up an easy life
rahat bir nefes
(deyim) a breath of a fresh air
rahat bir nefes alma
sigh of relief
rahat bir nefes almak
(Konuşma Dili) be able to breath again
rahat bir nefes almak
breathe a sigh of relief
rahat bir nefes almak
heave a sigh of relief
rahat bir oda rica ediyorum
I'd like a cosy room
rahat bir yaşam sürmek
(deyim) live on the fat of the land
rahat bir şekilde
freely
rahat bir şekilde oturmuş
ensconced
rahat bırakmak
leave alone
rahat bırakmak
let be
rahat bırakmak
leave in peace
rahat bırakmak
leave somebody in peace
rahat bırakmak
(deyim) get off someone's back
rahat bırakmak
to leave sb in peace
rahat bırakmak
lay off
rahat bırakmak
leave well alone
rahat bırakmak
let alone
rahat bırakmak
not to bother
rahat bırakmamak
to bother, to pester, to badger, to harass, to persecute
rahat bırakmamak/- vermemek
not to leave (someone) in peace, pester, badger, devil
rahat bırakılmış
unmolested
rahat durmak
keep quiet!
rahat durmak
to stand or sit still; to behave oneself, behave
rahat durmak
to behave oneself
rahat durmamak
wiggle
rahat duruş standing
at ease, standing in the at ease position
rahat döşeği bed
(in which a corpse is lying)
rahat etmek
take comfort
rahat etmek
1. to be at ease, rest easy, be untroubled. 2. to rest, take it easy
rahat etmek
a) to be at ease b) to make oneself comfortable
rahat ettirilmiş
eased
rahat ettirme
easing
rahat ettirmek
snug
rahat ettirmek
snug down
rahat ettirmek
make comfortable
rahat ettirmek
comfort

I only wanted to make you comfortable. - Ben sadece seni rahat ettirmek istedim.

Tom did his best to comfort Mary. - Tom, Mary'yi rahat ettirmek için elinden gelenin en iyisini yaptı.

rahat geçme
(Fizik) snug fit
rahat giysi
slack suit
rahat hareket
(Bilgisayar) loose gesture
rahat hareket edilecek yer
leeway
rahat hissetmeniz için
for your convenience
rahat kimse
cool cat
rahat koltuk
easy chair
rahat koltuklu lüks vagon
pullman
rahat koltuklu vagon
parlor car
rahat konuşmak
talk up
rahat koşmak
lope
rahat koşu
lope
rahat kımıldanacak yer
leeway
rahat kıyafet
casual wear
rahat kıyafet
leisure wear
rahat kıyafet
lounge suit
rahat kıçına batmak
to be stupid enough to spurn an easy life
rahat mevki
bed of roses
rahat
Do you feel comfortable
rahat nefes alma
(Tıp) trepopnea
rahat olma
laid-back
rahat olmak
be on velvet
rahat oturamayan kimse
fidget
rahat rahat
1. comfortably. 2. easily, smoothly, without difficulty
rahat rahat
easily
rahat uyumak
sleep soundly
rahat uyumak
sleep well
rahat vaziyetinde durmak
stand easy!
rahat vaziyetinde durmak
stand at ease!
rahat ve huzurlu
palmy
rahat ve huzurlu günler
halcyon days
rahat vermek
reprieve
rahat vermemek
disturb
rahat vermemek
beleaguer
rahat vermemek
beset
rahat vermemek
to bother, to pester, to badger, to harass, to persecute
rahat vermemek
badger
rahat vermemek
bother
rahat yaşamak
live well
rahat yüzü görmemek
to have no peace
rahat yüzü görmemek
have no peace
rahat yüzü görmemek
not to have a moment's peace
rahat yüzü görmemek
to be constantly plagued by troubles, not to have a moment's peace
rahat ölüm
(Tıp) euthanasia
rahat şey
featherbed
beni rahat bırak
(Argo) get off my dick
beni rahat bırak!
leave me alone!
rahat olmak
feel at home
düşüncesiz, kaygısız, rahat yaşayanlar
careless, carefree, comfortable residents
rahat ol
put your mind at ease
rahat ol
make yourself at home
geniş ve rahat yer
elbowroom
içi rahat
At Ease!
içi rahat etmek
to be relieved
içi rahat olmayan
ill at ease
rahat bırakmak
give a horse the reins
uzun ve rahat adımlarla koşmak
lope
Türkisch - Türkisch
(Osmanlı Dönemi) El ayası
(Osmanlı Dönemi) Dinlenmek
(Osmanlı Dönemi) Üzüntüsüz, tasasız, kedersiz bir halde olmak. İstediği her şeyi bulup telâşsız olmak. Müsterih
Aldırmaz, gamsız
Sıkıntı veya yorgunluk, tedirginlik vermeyen: "Ben sana güzel ve rahat bir oda hazırlattım."- P. Safa
Sıkıntı veya yorgunluk, tedirginlik vermeyen
"Hazır ol" durumunda bulunanlara, oldukları yerde serbest bir durum almaları için verilen komut
Bir saatte rahat varırız."- M. Ş. Esendal. "Hazır ol" durumunda bulunanlara, oldukları yerde serbest bir durum almaları için verilen komut
İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu, huzur: "Eniştem de üşengen bir adamdır, rahatı kaçar diye üstüne düşmedi."- M. Ş. Esendal. Üzüntü, sıkıntı ve tedirginliği olmayan: "Ben o kadar rahatım, öyle okşayıcı, huzur ve mutluluk verici tatlı rüzgâr karşısındayım ki..."- R. H. Karay
üzüntüsü, sıkıntısı olmama durumu
Kolay bir biçimde, kolaylıkla
Haydi al torbanı
Üzüntü, sıkıntı ve tedirginliği olmayan
Kolay bir biçimde, kolaylıkla: "İstersen beraber gidelim
İnsanda üzüntü, sıkıntı, tedirginlik olmama durumu, huzur
(Osmanlı Dönemi) FEVAK
(Osmanlı Dönemi) DIA
rahatça
(Osmanlı Dönemi) MUTÎ'
rahat duruş
Vücudun alıştırmalar arasında dinlendirilmesi için, eller arkaya dik olarak birleştirilmiş, bacaklar önde veya yana yarım adım duruşunda aldığı gevşek durum
rahat döşeği
Ölüyü kaldırıncaya değin içinde yatırdıkları döşek
rahat döşeği
Bir kimsenin öldüğü yerden söz edilirken deniz, savaş alanı gibi yerlere karşıt olarak evindeki yatağını ve dolayısıyla evini anlatır
rahat etmek
Sıkıntısız durumda olmak, ferahlanmak, dinlenmek
rahat olmak
Üzüntülü, sıkıntılı veya tedirgin durumda olmamak
rahat rahat
Rahat bir biçimde, kolaylıkla
Rahat etmek
(Osmanlı Dönemi) TERFİYE
Englisch - Türkisch

Definition von rahat im Englisch Türkisch wörterbuch

rahat yüzü görmemek
not have a moment's peace
rahat
Favoriten