büyük-

listen to the pronunciation of büyük-
Türkçe - İngilizce
greater than or equal to
<span class="word-self">büyükspan> harf
capital

Write your name in capital letters. - Adınızı büyük harflerle yazın.

Write your name in capitals. - Adını büyük harflerle yaz.

<span class="word-self">büyükspan> ihtimalle
likely

Every sentence that starts with I'm not racist, but is likely to be very racist indeed. - Irkçı değilim, ama ile başlayan her cümle aslında büyük ihtimalle çok ırkçıdır.

You are very likely right. - Sen büyük ihtimalle haklısın.

<span class="word-self">büyükspan>
large

After one or two large factories have been built in or near a town, people come to find work, and soon an industrial area begins to develop. - Kasabada veya kasabanın yakınında bir veya iki büyük fabrika kurulduysa, insanlar iş bulmaya gider, ve yakında bir endüstriyel alan büyümeye başlar.

The Sahara Desert is almost as large as Europe. - Sahra Çölü, neredeyse Avrupa kadar büyük.

oldukça <span class="word-self">büyükspan>
sizeable
<span class="word-self">büyükspan>
grand

My grandfather died shortly after my birth. - Büyükbabam benim doğumumdan kısa bir süre sonra öldü.

It's been a long time since I visited my grandmother. - Büyükannemi ziyaret edeli uzun zaman oldu.

<span class="word-self">büyükspan>
major

The new law was a major reform. - Yeni yasa büyük bir reformdu.

I think that it likely that there was a major fault in the lookout. - Gözetlemede muhtemelen büyük bir hata olduğunu zannediyorum.

<span class="word-self">büyükspan> harf
upper case
<span class="word-self">büyükspan>
great

To our great surprise, he suddenly resigned. - Onun birden istifade etmiş olması, bizim için büyük sürpriz.

An integer is natural if and only if it is greater or equal to 0. - Eğer tamsayı sadece sıfırdan büyük veya eşit ise tamsayı doğaldır.

<span class="word-self">büyükspan>
big

This is the biggest hotel in this city. - O bu şehirdeki en büyük oteldir.

In Japan, there is no lake bigger than Lake Biwa. - Japonya'da, Biwa gölünden daha büyük bir göl yoktur.

<span class="word-self">büyükspan> karides
prawn
<span class="word-self">büyükspan> ihtimalle
most likely

Who do you think is most likely to win the race? - Yarışı büyük ihtimalle kimin kazanacağını düşünüyorsun?

Which team is the most likely to win the championship? - Hangi takım büyük ihtimalle şampiyonluğu kazanacak?

<span class="word-self">büyükspan>
long

It's been a long time since I visited my grandmother. - Büyükannemi ziyaret edeli uzun zaman oldu.

My grandfather's life was long and happy. - Büyük babamın hayatı uzun ve mutluydu.

<span class="word-self">büyükspan>
huge

He lives in a huge house. - O, büyük bir evde yaşıyor.

The boy has a huge bump on his head. No wonder he cried so much! - Çocuğun başında büyük bir yumru var. O kadar çok ağlamasına şaşmamalı.

<span class="word-self">büyükspan> bira bardağı
pint

Beer is sold by the pint. - Bira büyük bira bardağı ile satılır.

<span class="word-self">büyükspan> mağaza
department store
<span class="word-self">büyükspan> olasılıkla
probably

But probably I'll be the last, which is a pity. - Fakat büyük olasılıkla sonuncu olacağım, bu acınacak bir durum.

Tom was probably right. - Tom büyük olasılıkla haklıydı.

<span class="word-self">büyükspan> sepet
crate
<span class="word-self">büyükspan>
wide

There is a wide gap in the opinions between the two students. - İki öğrenci arasında fikirlerde büyük bir uçurum vardır.

<span class="word-self">büyükspan> ölçüde
pretty much

I've pretty much gotten over it. - Onu büyük ölçüde aştım.

Tom pretty much forgot about the meeting. - Tom toplantıyı büyük ölçüde unuttu.

<span class="word-self">Büyükspan> britanya
Great Britain
<span class="word-self">Büyükspan> tufan
The Flood
<span class="word-self">Büyükspan> tufan
the Deluge
<span class="word-self">büyükspan>
capital

Write only your family name in capitals. - Sadece soyadınızı büyük harflerle yazın.

You must begin a sentence with a capital letter. - Cümleye büyük harfle başlamalısın.

<span class="word-self">büyükspan>
{s} exalted
<span class="word-self">büyükspan>
{s} mighty
<span class="word-self">büyükspan> aptes
stool
<span class="word-self">büyükspan> başarı kazanmak
triumph
<span class="word-self">büyükspan> kısım
body
<span class="word-self">büyükspan> makas
shears
<span class="word-self">büyükspan> saygı duymak
revere
çok <span class="word-self">büyükspan> sayıda
myriad
<span class="word-self">büyükspan>
high

What I most noticed about my Japanese high school, however, was the great respect shown by students toward their teachers. - Her nasılsa, Japon lisem hakkında en fazla fark ettiğim şey öğrenciler tarafından öğretmenlerine gösterilen büyük saygıydı.

His essay gave only a superficial analysis of the problem, so it was a real surprise to him when he got the highest grade in the class. - Onun denemesi, sorunun sadece yüzeysel bir analizini yaptı, bu yüzden sınıfta en yüksek notu aldığında ona gerçekten büyük bir sürpriz olmuştu.

<span class="word-self">büyükspan>
{s} handsome

He was big and handsome. - O, büyük ve yakışıklıydı.

<span class="word-self">büyükspan>
large scale

It is hoped that this new policy will create jobs on a large scale. - Bu yeni politikanın büyük ölçekli işler yaratacağı umuluyor.

It seems the rural area will be developed on a large scale. - Kırsal alan büyük ölçüde gelişecek gibi görünüyor.

<span class="word-self">büyükspan>
{s} older

He's three years older than I am. - O benden üç yaş daha büyük.

Care has made her look ten years older. - Bakım onun görünüşünü on yaş büyük yaptı.

<span class="word-self">büyükspan> başarı
winner
Jüpiter'in en <span class="word-self">büyükspan> uydusu
Ganymede
bir <span class="word-self">büyükspan>
a grown up
burnu <span class="word-self">büyükspan>
conceited
burnu <span class="word-self">büyükspan>
supercilious
burnu <span class="word-self">büyükspan>
(deyim) high-hat
burnu <span class="word-self">büyükspan>
(deyim) stuck-up
burnu <span class="word-self">büyükspan>
arrogant
burnu <span class="word-self">büyükspan>
haughty
<span class="word-self">büyükspan>
expansive
<span class="word-self">büyükspan>
voluminous
<span class="word-self">büyükspan>
eldest

Fatima is the eldest student in our class. - Fatma sınıfımızdaki en büyük öğrencidir.

Suddenly the eldest daughter spoke up, saying, I want candy. - En büyük kız şeker istiyorum diyerek birdenbire konuştu.

<span class="word-self">büyükspan>
bigger

Tokyo is bigger than Rome. - Tokyo Roma'dan daha büyüktür.

In Japan, there is no lake bigger than Lake Biwa. - Japonya'da, Biwa gölünden daha büyük bir göl yoktur.

<span class="word-self">büyükspan>
ambitious

My father was an ambitious man and would drink massive amounts of coffee. - Babam hırslı bir adamdı ve büyük miktarda kahve içerdi.

<span class="word-self">büyükspan>
ranch

Layla was the owner of the largest ranch in the area. - Leyla bölgedeki en büyük çiftliğin sahibiydi.

There are about 500 cattle on the ranch. - Çiftlikte yaklaşık 500 büyükbaş hayvan var.

<span class="word-self">büyükspan>
oldest

Tom definitely had problems with his oldest son. - Tom'un en büyük oğluyla kesinlikle sorunları var.

How old is your oldest son? - En büyük erkek evladın kaç yaşında?

<span class="word-self">büyükspan>
hamper
<span class="word-self">büyükspan>
{i} senior
<span class="word-self">büyükspan>
outsize
<span class="word-self">büyükspan>
colossal
<span class="word-self">büyükspan>
singular
<span class="word-self">büyükspan>
stupendous
<span class="word-self">büyükspan>
towering
<span class="word-self">büyükspan>
signal

Tom's grandfather was a signal officer in the army. - Tom'un büyükbabası orduda bir muhabere subayıydı.

<span class="word-self">büyükspan>
gross

You must be more careful to avoid making a gross mistake. - Büyük bir hata yapmaktan kaçınmak için daha dikkatli olmalısın.

<span class="word-self">büyükspan>
profound
<span class="word-self">büyükspan>
(Tıp) hypertrophic
<span class="word-self">büyükspan>
burning
<span class="word-self">büyükspan>
(Bilgisayar) more

Sometimes, Grandma is more dangerous than the KGB. - Bazen büyükanneler, KGB'den daha tehlikelidir.

My impression of this government is that they need a more forceful economic policy, otherwise they'll encounter large problems in the future. - Benim bu hükümet hakkındaki izlenimim onların daha güçlü bir ekonomik politikaya ihtiyaçları olduğu, aksi takdirde gelecekte büyük sorunlarla karşılaşacaklarıdır.

<span class="word-self">büyükspan> (servet)
large
<span class="word-self">büyükspan> kazanç
scoop
<span class="word-self">büyükspan> söylemek
talk big
<span class="word-self">büyükspan> söylemek
boast
<span class="word-self">büyükspan> söz söylemek
talk big
<span class="word-self">büyükspan> önem
great importance
daha <span class="word-self">büyükspan>
larger
en <span class="word-self">büyükspan> öncelik
(Politika, Siyaset) highest priority
epey <span class="word-self">büyükspan> (bir miktar)
goodly
ikinci <span class="word-self">büyükspan>
the second biggest
ikinci <span class="word-self">büyükspan>
the second largest
korkunç derecede <span class="word-self">büyükspan>
monstrous
<span class="word-self">büyükspan>
sumptuous
<span class="word-self">büyükspan>
widely
<span class="word-self">büyükspan>
legend
<span class="word-self">büyükspan>
sizable

Tom won a sizable amount of money. - Tom oldukça büyük bir miktarda para kazandı.

<span class="word-self">büyükspan>
edifice
<span class="word-self">büyükspan>
substantial

The stability of Chinese economy is substantially overestimated. - Çin ekonomisinin istikrarı büyük ölçüde abartılmıştır.

<span class="word-self">büyükspan>
tremendous

The earthquake created a tremendous sea wave. - Deprem büyük bir deniz dalgası yarattı.

Tom is taking a tremendous chance. - Tom çok büyük bir risk alıyor.

<span class="word-self">büyükspan>
ample
<span class="word-self">büyükspan>
considerable

The earthquake caused considerable damage. - Deprem, büyük ölçüde hasara yol açtı.

Tom's experience attracted considerable attention. - Tom'un deneyimi büyük ilgi gördü.

<span class="word-self">büyükspan>
bulky

These presents are really bulky. - Bu hediyeler gerçekten büyük.

This box is too bulky to carry. - Bu kutu taşımak için çok fazla büyüktür.

<span class="word-self">büyükspan>
redoubtable
<span class="word-self">büyükspan>
{s} precious
<span class="word-self">büyükspan>
massive

An earthquake, 8.9 on the Richter scale, hits Japan and causes a massive tsunami. - Richter ölçeğine göre 8.9 büyüklüğünde bir deprem Japonya'yı vurdu ve ağır bir tsunamiye neden oldu.

It's a massive undertaking. - Bu çok büyük bir girişim.

<span class="word-self">büyükspan>
dire

The castle was in dire need of major repairs. - Kale, büyük onarımlara çok ihtiyaç duyuyordu.

<span class="word-self">büyükspan>
prize

To my great delight, he won the first prize. - Benim için büyük sevinç, o birincilik ödülünü kazandı.

A prize was given in honor of the great scientist. - Büyük bilimci onuruna bir ödül verildi.

<span class="word-self">büyükspan>
no end of
<span class="word-self">büyükspan>
untold
<span class="word-self">büyükspan>
grown-up
<span class="word-self">büyükspan>
sizeable

He won a sizeable amount of money. - O büyük miktarda para kazandı.

<span class="word-self">büyükspan>
{s} rousing

The concert was a rousing success. - Konser büyük bir başarıydı.

<span class="word-self">büyükspan> vites
high
<span class="word-self">Büyükspan>
large-scale

Tatoeba is a mini-LibriVox, it just needs to be written before the large-scale reading aloud would start. - Tatoeba bir mini-LibriVox'tur. O, yüksek sesle büyük ölçekli okuma başlamadan önce sadece yazılması gerekiyor.

<span class="word-self">Büyükspan>
the older
Kaçan balık <span class="word-self">büyükspan> olur
(Atasözü) Praising what is lost makes the remembrance dear
borsada <span class="word-self">büyükspan> oynayarak fiyatları etkileyen kimse
bear
<span class="word-self">büyükspan>
the biggest
<span class="word-self">büyükspan>
a great
<span class="word-self">büyükspan>
great of
<span class="word-self">büyükspan>
the greatest

He is one of the greatest artists in Japan. - Japonya'daki en büyük sanatçılardan biridir.

Eleanor though the daughter of a king and brought up in the greatest luxury determined to share misfortune with her husband. - Bir kralın kızı olarak düşünülen ve büyük lüks içinde yetiştirilen Eleanor kocasıyla bu tersliği paylaşmaya karar verdi.

<span class="word-self">büyükspan>
greater

Nothing gave her greater pleasure than to watch her son growing up. - Hiçbir şey ona oğlunun büyüdüğünü görmekten daha büyük bir zevk vermedi.

Maternal love is greater than anything else. - Anne sevgisi her şeyden daha büyüktür.

<span class="word-self">büyükspan>
the great

He is one of the greatest artists in Japan. - Japonya'daki en büyük sanatçılardan biridir.

The Lake Van is the greatest lake of Turkey. - Van Gölü Türkiye'nin en büyük gölüdür.

<span class="word-self">büyükspan>
the largest
<span class="word-self">büyükspan>
a big
<span class="word-self">büyükspan> beden
Plus size, XL
<span class="word-self">büyükspan> bir kısmı
A large part
<span class="word-self">büyükspan> fare
older mice
<span class="word-self">büyükspan> havan
large mortar
<span class="word-self">büyükspan> iskender
Alexander The Great
<span class="word-self">büyükspan> kardeş
big brother
<span class="word-self">büyükspan> kötülük
big evil
<span class="word-self">büyükspan> memeli kadın
women with big tits
<span class="word-self">büyükspan> piliç
big chicken
<span class="word-self">büyükspan> sandal
longboat
<span class="word-self">büyükspan> sözlük
great dictionary
<span class="word-self">büyükspan> sıçan
big rats
<span class="word-self">büyükspan> zevkle
With great pleasure
<span class="word-self">büyükspan> şehir
big city

What is the difference between a bookshop in a small town and in a big city? - Küçük şehirdekiyle büyük şehirdeki kitapçı arasındaki fark nedir?

This magazine is available in any big city in Japan. - Bu dergi Japonya'daki herhangi bir büyük şehirde mevcut.

en <span class="word-self">büyükspan> ortak bölen
in mathematics, the greatest common divisor (gcd), sometimes known as the greatest common factor (gcf) or highest common factor (hcf), of two non-zero integers, is the largest positive integer that divides both numbers without remainder
en <span class="word-self">büyükspan> ortak bölen
highest common factor
fenike mitolojisinde en <span class="word-self">büyükspan> tanrı
Phoenician mythology, god of the largest
has ahırın en <span class="word-self">büyükspan> yöneticisi
manager has the largest stable
israrla istemek, <span class="word-self">büyükspan> arzu göstermek
israrla want, to show great desire
kocaman başlı <span class="word-self">büyükspan> bir karınca türü
a big-headed ant species
türkiye <span class="word-self">büyükspan> millet meclisi
Turkish Grand National Assembly
<span class="word-self">Büyükspan>
(Tıp) magnus
<span class="word-self">büyükspan>
important; grand, chief, major
<span class="word-self">büyükspan>
healthy

My grandfather is very healthy. - Büyük babam çok sağlıklı.

His grandmother looks healthy. - Onun büyükannesi sağlıklı görünüyor.

<span class="word-self">büyükspan>
great, grand, exalted
<span class="word-self">büyükspan>
extended
<span class="word-self">büyükspan>
macro
<span class="word-self">büyükspan>
megalo
<span class="word-self">büyükspan>
capacious
<span class="word-self">büyükspan>
old; older, senior
<span class="word-self">büyükspan>
Cyclopean
<span class="word-self">büyükspan>
maxi

The largest muscle in the human body is the gluteus maximus. - İnsan vücudundaki en büyük kas gluteus maximus'tur.

<span class="word-self">büyükspan>
magniloquent
<span class="word-self">büyükspan>
one's senior, older person; person whose rank or qualities command respect
<span class="word-self">büyükspan>
elder

My elder daughter is Magdalena Zarębówna. - En büyük kızım Magdalena Zarębówna'dır.

How old is your elder son? - Büyük oğlun kaç yaşında?

<span class="word-self">büyükspan>
big, large, great, grand, massive, colossal, tremendous; extensive; important, serious, chief; great, exalted; old, older, elder; oldest, eldest
<span class="word-self">büyükspan>
big, large
<span class="word-self">büyükspan>
no end
<span class="word-self">büyükspan>
mega
<span class="word-self">büyükspan>
keen
<span class="word-self">büyükspan>
out

My grandmother used to go out for a walk almost every day, but now she seldom, if ever, goes out. - Büyükannem hemen hemen her gün bir yürüyüş için dışarı çıkardı fakat şimdi o nadiren, kırk yılda bir, dışarı çıkar.

Tom doesn't have much interest in outdoor sports. - Tom, açık hava sporlarına büyük ilgi duymuyor.

<span class="word-self">büyükspan>
enormous

An elephant is an enormous animal. - Bir fil çok büyük bir hayvandır.

Esperanto is surely an enormous waste of time! - Esperanto kesinlikle çok büyük bir zaman kaybı!

<span class="word-self">büyükspan>
almighty
<span class="word-self">büyükspan>
{s} stout
<span class="word-self">büyükspan>
{s} smart

Tom's new smartphone is really big. It doesn't even look like a phone anymore. - Tom'un yeni akıllı telefonu gerçekten büyük. Artık bir telefona bile benzemiyor.

<span class="word-self">büyükspan>
crying
<span class="word-self">büyükspan>
hard

He put up with the greatest hardship that no one could imagine. - O, kimsenin hayal edemeyeceği en büyük sıkıntıya katlandı.

He works hard to support his large family. - O, büyük ailesini geçindirmek için sıkı çalışıyor.

<span class="word-self">büyükspan>
walloping
<span class="word-self">büyükspan>
bough

Tom bought an engagement ring for Mary with money he inherited from his grandfather. - Tom büyükbabasından miras kalan parayla Mary için bir nişan yüzüğü aldı.

You needn't have bought such a large house. - Böylesine büyük bir ev almana gerek yoktu.

<span class="word-self">büyükspan>
majuscule
<span class="word-self">büyükspan>
{s} sublime
<span class="word-self">büyükspan>
extensive

The flood did the village extensive damage. - Sel köye büyük hasar verdi.

The earthquake in Hokkaido caused extensive damage. - Hokkaido'daki deprem büyük hasara sebep oldu.

<span class="word-self">büyükspan>
star

For a start, I visited Jerusalem - a sacred place for three major religions. - Başlangıç için Kudüsü ziyaret ettim-üç büyük din için kutsal bir yer.

Every sentence that starts with I'm not racist, but is likely to be very racist indeed. - Irkçı değilim, ama ile başlayan her cümle aslında büyük ihtimalle çok ırkçıdır.

<span class="word-self">büyükspan>
{s} swingeing
<span class="word-self">büyükspan>
bongo
<span class="word-self">büyükspan>
goodly
<span class="word-self">büyükspan> lokma ye, <span class="word-self">büyükspan> söz söyleme
(Atasözü) Eat a big mouthful, but don't make big promises. B
Türkçe - Türkçe

büyük- teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

<span class="word-self">Büyükspan> Patlama
Evrenin yaklaşık 13,7 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan evrenin evrimi kuramı ve geniş şekilde kabul gören kozmolojik model
<span class="word-self">Büyükspan>
(Osmanlı Dönemi) REBUZ
<span class="word-self">Büyükspan>
muhteşem
<span class="word-self">büyükspan>
Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş: "Büyüklerin yanında sesim çıkmazdı."- S. F. Abasıyanık. Önemli: "Ömrünün tek ve büyük oyunu bitmişti."- T. Buğra
<span class="word-self">büyükspan>
Somut nesneler için boyutları, benzerlerinden daha fazla olan, küçük karşıtı: "Büyük ağaçların altında, gazinoya doğru gidiyoruz."- Y. Z. Ortaç
<span class="word-self">büyükspan>
Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş
<span class="word-self">büyükspan>
Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan, küçük karşıtı
<span class="word-self">büyükspan>
Çok, ortalamayı aşan
<span class="word-self">büyükspan>
Üstün niteliği olan
<span class="word-self">büyükspan>
Önemli
<span class="word-self">büyükspan>
Niceliği çok olan
<span class="word-self">büyükspan>
Soyut kavramlar için çok, ortalamayı aşan: "Büyük bir cevap sıkıntısı geçirdikten sonra itiraf etti."- P. Safa
<span class="word-self">büyükspan>
Niceliği çok olan: "Benim büyük kalabalıklara karşı ürkekliğim vardır."- R. N. Güntekin. Üstün niteliği olan: "Molière büyük adammış, yeryüzüne gelmiş kişilerin en büyüklerinden biri."- N. Ataç
<span class="word-self">büyükspan>
(Osmanlı Dönemi) azîme
<span class="word-self">büyükspan>
(Osmanlı Dönemi) azıme