yolmak

listen to the pronunciation of yolmak
Türkçe - İngilizce
{f} pluck

Mary is busy plucking the feathers from the chicken. - Mary piliçten tüyleri yolmakla meşgul.

to pull up (a plant) by the roots
to milk, bleed, or mulct (someone) of his money
pick
tear
rive
to pluck (a chicken, etc.)
flake
pull
to pluck; to tear out; to strip bare; to milk, to bleed; to fleece, to rib sb off
(for someone) to pull out, tear out (his hair)
pull up
strip bare
milk
bleed
fleece
screw out of
strip
screw
rip off
deflower
yol
manner
yol
road

The drugstore is at the end of this road. - Eczane yolun sonunda.

This road leads you there. - Bu yol sizi oraya götürür.

yol
{i} path

The path is bordered with hedges. - Yol çitlerle sınırlanmıştır.

He cleared the path of snow. - O, yoldaki karı temizledi.

yol
{i} track

My business has at last gotten on the right track. - Sonunda işim yoluna girdi.

You are way off the track. - Sen yoldan çıkmışsın.

yol
way

Since the mid-20th century, the number of hutongs in Beijing has dropped dramatically as they are demolished to make way for new roads and buildings. - 20. yüzyılın ortalarından beri Pekin'de su kuyusu sayısı önemli ölçüde düşmüş ve yeni yol ve binalar için bir yol yapmak için yıkılmışlardır.

As they didn't know the way, they soon got lost. - Yolu bilmediklerinden, çok geçmeden kayboldular.

yol
avenue

There's but one avenue to earn money. - Para kazanmak için sadece bir yol var.

yol
{i} trail

Tom and Mary are enjoying a walk along the pilgrims' trail in France. - Tom ve Meryem Fransa'daki hac yolu yürüyüşünün keyfini çıkarıyor.

I like walking on dusty and rocky trails. - Tozlu ve kayalıklı yollarda yürümeyi severim.

yol
{i} approach

What's the best way to approach a guy? - Bir adama yaklaşmanın en iyi yolu nedir?

We're approaching the end of our journey. - Biz yolculuğumuzun sonuna yaklaşıyoruz.

yol
(Bilgisayar) to
yol
(Matematik) contour
yol
route

Luckily, we found an escape route. - Neyse ki, biz bir kaçış yolu bulduk.

This is the shortest route to Paris. - Bu, Paris'e giden en kısa yoldur.

yol
railway track
yol
carline
yol
device
yol
(Ticaret) remedy
yol
run

The road runs from Tokyo to Osaka. - Yol Tokyo ve Osaka arası çalışır.

A rail is a piece of metal or wood which is long and thin. For example, a train runs on rails, which is why we call it a railway train. - Ray, metal ya da tahtadan yapılmış ince ve uzun bir şeydir. Örneğin, trenler ray üzerinde gider, bu yüzden ona demir yolu treni diyoruz.

yol
solution

The best solution can only be found by a process of trial and error. - En iyi çözüm yolu sadece, deneme-yanılma yöntemi ile bulunabilir.

Both parties took a step towards a solution. - Her iki taraf da çözüm yolunda bir adım attı.

yol
style
yol
procedure
yol
mode

At Christmas she went out of her way to buy me a really nice model plane. - O Noel'de bana çok güzel bir uçak satın almak için yola çıktı.

yol
carpet
yol
(İnşaat) gangway
yol
(Denizbilim) patway
yol
road; path; way; passage; course; route; channel; conduit
yol
time

Few roads existed in North America at that time. - O zaman Kuzey Amerika'da birkaç tane yol vardı.

Whichever way you take, it'll take you the same time. - Hangi yoldan giderseniz gidin, aynı zamanda götürecektir.

yol
tempo
yol
purpose

What's the purpose of your trip? - Yolculuğunun amacı nedir?

yol
rate of speed
yol
(Meteoroloji) trajectory
yol
conduit
yol
(Pisikoloji, Ruhbilim) tract
yolma
{i} pluck

Mary is busy plucking the feathers from the chicken. - Mary piliçten tüyleri yolmakla meşgul.

Mary started plucking her eyebrows when she was twelve years old. - Mary on iki yaşındayken kaşlarını yolmaya başladı.

yol
{i} lead

Where does this road lead to? - Bu yol nereye götürür?

Sometimes, many problems and a lot of stress can lead you to quit your job. You must learn how to handle it quickly. - Bazen çok sayıda sorun ve stres, işi bırakmanıza yol açabilir. Çabucak onunla nasıl başa çıkacağınızı öğrenmeniz gerekir.

yol
ways

People have many things to communicate and many ways to do so. - İnsanlar iletişim kurmak pek çok şeye sahiptir ve bunun için çok yola sahiptir.

You can get to her house in a variety of different ways. - Çeşitli farklı yollardan onun evine gidebilirsin.

yol
order

This morning I went to the airport in order to see my cousin off. - Bu sabah kuzenimi yolcu etmek için havaalanına gittim.

Hanako came all the way from Hokkaido in order to see her father. - Hanako babası görmek için Hokkaido'dan tüm yolu geldi.

yol
tack

Why don't you try a different tack? - Neden farklı bir yol denemiyorsunuz?

yol
process

The best solution can only be found by a process of trial and error. - En iyi çözüm yolu sadece, deneme-yanılma yöntemi ile bulunabilir.

yol
streak
yol
rule

All drivers should obey the rules of the road. - Tüm sürücülerin yol kurallarına uymaları gerekir.

The same rule applies to going for a journey. - Aynı kural bir yolculuğa çıkmak için de geçerlidir.

yol
recipe
yol
artery
yol
pathway
yol
course
yol
expedient
yol
line

Tom knew he was crossing the line, but he couldn't help himself. - Tom demir yolu hattını geçtiğini biliyordu ama kendini tutamadı.

Please tell me which railway line to use from the airport to downtown. - Havalanından şehir merkezine hangi demir yolu hattını kullanacağımı bana söyle lütfen.

yol
principles
yol
roadway
yol
means

I have tried every means imaginable. - Akla gelebilecek her yolu denedim.

We must prevent a war by all possible means. - Mümkün olan tüm yollarla bir savaşı önlemeliyiz.

yol
meatus
yol
lane

Do they have bike lanes on the freeways in Australia? - Avustralya otoyollarında onların bisiklet yolları var mı?

In Japan almost all roads are single lane. - Japonya'da neredeyse tüm yollar tek şerittir.

yol
method

Writing up history is a method of getting rid of the past. - Tarih yazmak, geçmişten kurtulmanın bir yoludur.

yol
dodge
saçını yolmak
hair to the way
yol
{i} wise

It is easy to be wise after the event. - Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur.

The future has many paths - choose wisely. - Geleceğin birçok yolu var - akıllıca seçin.

yol
via

Tom broke up with Mary via text message. - Tom cep telefonu mesajı yoluyla Mary'den ayrıldı.

Working from home via computer can be lonely. - Bilgisayar yoluyla evden çalışmak tuhaf olabilir.

yol
way for
yol
way of

He went Europe by way of Siberia. - Sibirya yoluyla Avrupa'ya gitti.

The way of the samurai is found in death. - Samuray'ın yolu ölümde bulunur.

püsküllerini yolmak
(mısır) tassel
saçını başını yolmak
tear one's hair
saçını başını yolmak
to tear one's hair, beat one's breast (from grief)
saçını başını yolmak
to tear one's hair
tüylerini yolmak
deplume
yol
{i} channel

You'll never get ahead in this place unless you go through the proper channels. - Doğru bir yol bulmadıkça bu alanda asla ileri gitmeyeceksin.

yol
{i} walk

As there was no bus service, we had to walk all the way to the station. - Otobüs servisi olmadığı için, biz, istasyona giden bütün yolu yürümek zorunda kaldık.

They walked along the road three abreast. - Onlar yol boyunca üçü yan yana yürüdü.

yol
stripe (in cloth)
yol
time: Bir yol bize geldi. He came to see us once
yol
bus , path , way
yol
itinerary

Where can I find the itinerary for your business trip? - Senin iş gezin için yolcu rehberi nerede bulabilirim?

Do you have an itinerary for your business trip? - İş gezin için bir yolcu rehberin var mı?

yol
way; road; street; path; method, manner, way; means, way; stripe; expedient
yol
{i} gateway
yol
method, system
yol
{i} Angle
yol
carriageway
yol
passage

They fled through a secret passageway. - Gizli bir geçit yoluyla kaçtılar.

yol
cutting

We explored all possible ways of cutting expenditures. - Biz harcamaları kesme hakkında tüm olası yollarını araştırdık.

yol
purpose, end (used in either the locative or the dative): Bu yolda çok emek harcadık. We've expended a lot of effort on this. Vatan yoluna savaştılar. They fought for the sake of the fatherland
yol
plan

Allied military leaders found a way to defeat the Japanese plan. - Müttefik askeri liderler Japon planını yenmek için bir yol buldu.

We are planning a trip to New York. - New York'a bir yolculuk planlıyoruz.

yol
way of behaving
yol
thoroughfare
yol
handle

Sometimes, many problems and a lot of stress can lead you to quit your job. You must learn how to handle it quickly. - Bazen çok sayıda sorun ve stres, işi bırakmanıza yol açabilir. Çabucak onunla nasıl başa çıkacağınızı öğrenmeniz gerekir.

I handled the problem the only way I knew how. - Sorunu yapma yöntemini bildiğim tek yolla ele aldım.

yol
{i} outlet
yol
bus

She is busy preparing for the trip. - O yolculuk için hazırlanmakla meşgul.

Almost all of the passenger in the bus were asleep when the accident happened. - Kaza olduğunda neredeyse otobüsteki yolcuların hepsi uyuyordu.

yol
access

The police restricted access to the road. - Polis yola girişi kısıtladı.

The town is accessible by rail. - Şehre demir yolu ile erişilebilir.

yol
style; manner
yol
{i} journey

They finished eighty miles' journey. - Onlar seksen millik yolculuğu tamamladılar.

She showed me the snaps which she had taken during her journey. - Bana yolculuğu sırasında çektiği fotoğrafları gösterdi.

yol
{i} weigh

What's the best way to lose weight? - Zayıflamak için en iyi yol nedir?

What do you think the best way to lose weight is? - Zayıflamak için en iyi yolun ne olduğunu düşünüyorsun?

yol
means, way; solution
yol
beeline
yol
rate of speed, speed (of a ship)
yolma
plucking

Mary started plucking her eyebrows when she was twelve years old. - Mary on iki yaşındayken kaşlarını yolmaya başladı.

Mary is busy plucking the feathers from the chicken. - Mary piliçten tüyleri yolmakla meşgul.

çiçeklerini yolmak
deflower
çiçeklerini yolmak
deflorate
üzüntüden saçını başını yolmak
beat one's chest
Türkçe - Türkçe
Çekerek yerinden çıkarmak, çekip koparmak: "Yoluyor mu, ne yapıyor bilmem, pişik suratlı olmuş."- M. Ş. Esendal
Dolandırarak, hile ile birinin parasını almak
Çekerek yerinden çıkarmak, çekip koparmak
(Osmanlı Dönemi) ZEBK
(Osmanlı Dönemi) MÜRUT
(Osmanlı Dönemi) HERMELE
(Osmanlı Dönemi) NETŞ
Yol
(Hukuk) RAH
Yol
(Osmanlı Dönemi) GIRAR
Yol
(Osmanlı Dönemi) VİRAD
Yol
(Osmanlı Dönemi) MAHREFE
Yol
(Osmanlı Dönemi) ARUZ
Yol
(Osmanlı Dönemi) ZERİA
Yol
(Osmanlı Dönemi) NEBİYY
Yol
(Osmanlı Dönemi) NIHLE
Yol
sırat
Yol
nukbe
Yol
tarik
yol
Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik
yol
Uyulan ilke, sistem, usul, tarz
yol
Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi
yol
Genellikle yerleşim alanlarını bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi: "Yolda oynayan çocuklara ne olduğunu sordu."- Ö. Seyfettin. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer
yol
Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi: "Celâl Beyi sakal bırakma yolunda, kim, hangi örnek özendirdi diye çok düşünmüşümdür."- H. Taner
yol
Gaye, uğur, maksat
yol
Genellikle yerleşim alanlarını bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi
yol
Yolculuk

Gemiyle yolculuk yapmayı seviyorum. - Gemiyle yolculuk yapmayı severim.

Bu gemi okyanuslarda yolculuk yapmak için uygun değil. - Bu gemi okyanus yolculuğu için uygun değil.

yol
Senaryosunu Yılmaz Güney'in yazdığı ve şerif Gören'in yönettiği, 1982 Cannes Film şenliği'nde Altın Palmiye ödülü'nü kazanan film
yol
Karada insan veya hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer: "Bahçeleri bahçelere toprak yollar bağlardı."- Ç. Altan
yol
Karada insan veya hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer
yol
Gidiş çabukluğu, hız
yol
Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem
yol
Kez, defa
yol
Uzun çizgi
yol
İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer
yolma
Yolmak işi
yolma
Sapı orakla biçilmeyecek kadar kısa kalmış ekin
yolmak