oyuncu

listen to the pronunciation of oyuncu
Türkçe - İngilizce
performer

That man is a famous cabaret performer. - O adam ünlü bir kabare oyuncusu.

The design of the theatre enabled the audience to get up close and personal with the performers. - Tiyatronun dizaynı, seyircilerin oyuncularla daha yakınlaşıp, özel bir bağ kurmalarını mümkün kıldı.

actor

I don't think he's a great actor. - Ben onun büyük bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum.

Do I look like an actor? - Bir erkek oyuncuya benziyor muyum?

player

He is by far the best player on the team. - O, açık ara farkla takımda en iyi oyuncudur.

He grew up to be a college football player. - O bir üniversite futbol oyuncusu oldu.

playful

Ferrets are playful and curious. - Yaban gelincikleri oyuncu ve meraklıdırlar.

They were so playful. - Onlar çok oyuncuydular.

tricky
(Politika, Siyaset) agent
trickier
(Bilgisayar) players

All the players stood there with their arms folded. - Tüm oyuncular kolları bağlanmış olarak orada durdular.

The coach called off the game because many of the players were down with the flu. - Oyuncuların çoğu grip yüzünden keyifsiz oldukları için koç oyunu iptal etti.

gamester
(Argo) cut-up
(Argo) tricker
practical joker
(Argo) prankster
sportive
gambler
playful, frolicsome
actor; actress
player (of a game)
frisky
player; (erkek) actor; (kadın) actress; trickster; playful, frisky, frolicsome; tricky
tricky, deceitful
Thespian
trickster
play actor
tricksy
prankish
hoaxer
skittish
scorer
(Spor) gamer

Mary considered herself a gamer. - Mary kendini bir oyuncusu olarak gördü.

I wanna marry a gamer girl. - Oyuncu bir kızla evlenmek istiyorum.

trouper
kitten
oyun
{i} game

Soccer is an old game. - Futbol eski bir oyundur.

Football is an old game. - Futbol eski bir oyundur.

yedek oyuncu
substitute

Your substitute has already been picked out. - Sizin yedek oyuncunuz zaten seçildi.

oyun
play

Resident Evil 4 is one of the best games I have ever played. - Resident Evil 4 şu ana kadar oynadığım en iyi oyunlardan biridir.

The playground is divided into three areas by white lines. - Oyun alanı, beyaz çizgiler tarafından üçe bölünmüş.

oyuncu grubu
troupe
oyuncu kadrosu
casting
oyuncu seçmek
casting
oyuncu denetimleri
(Bilgisayar) player controls
oyuncu değiştirme
(Spor) player substitution
oyuncu değiştirme arası
(Spor) substitution interruption
oyuncu değiştirme bölgesi
(Spor) substitution zone
oyuncu değiştirme isteği
(Spor) request of substitution
oyuncu olmak
go on the stage
oyuncu sayısını seç
(Bilgisayar) select players
oyuncu seçimi
casting
oyunu yöneten oyuncu
quarterback
kadın oyuncu
actress

The actress said that she was engaged to a banker. - Kadın oyuncu, bir bankerle nişanlandığını söyledi.

Tom fell in love with a young actress. - Tom genç bir kadın oyuncuya aşık oldu.

oyun
performance

The coach had a one-on-one discussion with each player to evaluate his performance on the field. - Koç'un onun saha performansını değerlendirmek için her oyuncuyla bire bir görüşmesi vardı.

Would you like to see a live performance of a play with me Saturday? - Cumartesi günü benimle bir oyunun canlı performansını görmek ister misin?

oyun
{i} act

I don't think he's a great actor. - Ben onun büyük bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum.

Her acting is on the level of a professional. - Onun oyunculuğu profesyonel düzeydedir.

oyun
hoax

I believe it's all a hoax. - Bunun hepsinin bir oyun olduğuna inanıyorum.

oyun
stage play
oyun
trick

It is no use trying to play a trick on me. - Bana oyun oynamaya çalışmanızın faydası yok.

I trained the dog to do tricks. - Oyun yapması için köpeği eğittim.

oyun
acting

Her acting is on the level of a professional. - Onun oyunculuğu profesyonel düzeydedir.

His acting left nothing to be desired. - Onun oyunculuğu mükemmeldi.

oyun
canard
oyun
{i} playing

Just then, the workers in the park brought over some small playing cards. - Tam o sırada parktaki işçiler bazı küçük oyun kartları getirdiler.

I am playing a browser game. - Bilgisayar oyunu oynuyorum.

topa vuran oyuncu
batter

If our last batter had not hit a home run, team would have lost the game. - Eğer bizim son topa vuran oyuncumuz tur vuruşu yapmasaydı, takım oyunu kaybederdi.

Tom is a very good batter. - Tom çok iyi bir topa vuran oyuncu.

acemi oyuncu
(Spor) rabbit
bayan oyuncu
(Muzik) actress
futbol açık (oyuncu)
winger
kolayca geçilen oyuncu
(Spor) turkey
konuk oyuncu
(Tiyatro) guest actor
konuk oyuncu
(Tiyatro) guest actress
oyun
pretense
oyun
piece

Climbing that mountain was a piece of cake. - O dağa tırmanmak çok oyuncağıydı.

oyun
representment
oyun
wiles
oyun
jeu (fr)
oyun
presentation
oyun
intrigue
oyun
dalliances
oyun
sham
spor yedek oyuncu
reserve
top atan oyuncu
bowler

You're a very good bowler. - Sen çok iyi bir top atan oyuncusun.

Tom is a very good bowler. - Tom çok iyi bir top atan oyuncudur.

topu atan oyuncu
(Spor) pitcher
yedek oyuncu
doublure
yedek oyuncu
reserve
oyun
spectacle
oyun
representation
oyun
sell

That toy is selling like hot cakes. - O oyuncak çok satılıyor.

The toy seller was very friendly. - Oyuncak satıcısı çok samimiydi.

oyun
prank

Stop playing pranks on me! - Bana oyun oynamayı kes!

oyun
ruse
oyun
artifice
oyun
show

I'll show you how this game is played. - Bu oyunun nasıl oynandığını sana göstereceğim.

The Comédie Française is the theater that shows Molière's plays. - Comédie Française, Molière'in oyunlarını gösteren tiyatrodur.

oyun
dodge
oyuncular
cast
Oyun
gameplay
oyun
playgrounds
oyun
gamers
oyun
diversion
yedek oyuncu
Substitude player
OYUN
(Askeri) gaming
acemi oyuncu
ham
atış yapan oyuncu
striker
baş kadın oyuncu
prima donna
baş kadın oyuncu
leading opera singer; premiere
başrolü paylaşan oyuncu
co-star
bek oyuncu
fullback
büyük oyuncu
plunger
defans arkası oyuncu
sweeper
en iyi oyuncu
powerhouse
en kötü oyuncu
booby
erkek oyuncu
actor

Tom won the Oscar for Best Supporting Actor. - Tom en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında oskar kazandı.

Leonardo DiCaprio won the Oscar for best actor for his role as Hugh Glass in The Revenant. - Leonardo DiCaprio, Hayalet filminde Hugh Glass rolüyle en iyi erkek oyuncu dalında Oscar kazandı.

fasulyeden oyuncu
makeweight
gol atan oyuncu
executioner
hayali oyuncu
(iskambil) dummy
oyuncu
tackle
kötü oyuncu
(golf vb.) rabbit
maskeli oyuncu
mummer
oyun
device
oyun
wheeze
oyun
sport
oyun
presentment
oyun
dance, folk dance
oyun
play, theatrical presentation
oyun
dance

He knows many folk dances. - O birçok halk oyunu biliyor.

oyun
trick, ruse
oyun
frolic
oyun
game; play, performance; drama; dance; trick, ruse, game, hoax, prank
oyun
wrestling a movement designed to throw one's opponent off guard
oyun
gull
oyun
stratsgem
oyun
pelota
oyun
rounders
oyun
chouse
oyun
double

I enjoy playing doubles with Tom. - Tom'la teniste çiftli oyun oynamaktan hoşlanıyorum.

oyun
gouge
oyun
flimflam
oyun
ludo
oyun
practice

Tom hurt his left knee during practice, so John had to play the game in his place. - Tom uygulama sırasında sol dizini incitti, bu yüzden John oyunu yerinde oynamak zorunda kaldı.

oyun
cheat
oyun
gambol
oyun
stratagem
oyun
dalliance
saf dışı (oyuncu/asker)
out of action
serbest oyuncu
freeman
sert vuran oyuncu
slugger
servis atan oyuncu
server
takıma alınmayan oyuncu
scrub
topa vuran oyuncu
batsman
turneye çıkan oyuncu
barnstormer
yardımcı başrol oyuncu
supporting actor
yardımcı oyuncu
support
yardımcı oyuncu
understudy
yedek oyuncu
substitute, substitute player, reserve
yedek oyuncu
1. theat. understudy. 2. sports substitute player
yedek oyuncu klubesi
bull pen
Türkçe - Türkçe
Herhangi bir oyunda oynayan kimse
Herhangi bir oyunda oynayan kimse: "Oyuncuları meydana çağırıyor ve düdüğümü çalıyorum."- P. Safa
Çok oyun yapan, oyundan oyuna geçen kimse
Oyunu seven
Sahne, perde veya bir gösteride rol alan sanatçı, aktör, aktris: "Hiç kibar sınıfından, asilzade bir gencin oyuncu olduğunu gördünüz mü?"- P. Safa
Düzenci, hileci. Çok oyun yapan, oyundan oyuna geçen (kimse)
Düzenci, hileci
Sahne, perde veya bir gösteride rol alan sanatçı, aktör, aktris
(Osmanlı Dönemi) LAHÎ
(Osmanlı Dönemi) LU'BE
Oyun
(Osmanlı Dönemi) DÜABE
Oyun
baziçe
Oyun
(Osmanlı Dönemi) LAG
Oyun
lub
Oyun
(Osmanlı Dönemi) DEYDENUN
Oyun
(Osmanlı Dönemi) ŞEMA'
eksen oyuncu
Oyun kurucu
oyun
Şaşkınlık uyandırıcı hüner
oyun
Teniste taraflardan birinin dört sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç
oyun
Hasmını yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket
oyun
Kumar
oyun
Taraflardan birinin dört sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç
oyun
Hile, düzen, desise, entrika
oyun
Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi
oyun
Sahne veya mikrofonda oynamak için hazırlanmış eser, temsil, piyes
oyun
Güreşte rakibini yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket
oyun
Hile, düzen, desise, entrika: "Atatürk hiçbir zaman onların oyununa kanmış değildir."- H. Taner
oyun
Eski Türkler'de şaman, baksı, kam, ozan gibi adlar verilen büyücü-şairler için kullanılan bir başka sözcük
oyun
Vakit geçirmeye yarayan, belli kuralları olan eğlence
oyun
Kumar: "Bazıları oyun başından kalkar kalkmaz her şeyi unuturlar."- P. Safa. Şaşkınlık uyandırıcı hüner
oyun
Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma
oyun
Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü: "Büyük annem yeni dansları eski kabakçı Arapların oyunu kadar bile güzel bulmuyor."- H. E. Adıvar
oyun
Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü
oyun
Oğuz Atay'ın yarattığı, yazınsal karakterlerin genel davranış biçimi
yardımcı oyuncu
Yedek oyuncu
yedek oyuncu
Oyunculardan birinin herhangi bir sebeple takımdan çıkması gerektiğinde onun yerine oynayacak oyuncu
oyuncu