oyun

listen to the pronunciation of oyun
Türkçe - İngilizce
{i} game

Although Go is probably the most popular Japanese game in my country, at most only a few university students know it. - Go büyük ihtimalle benim ülkemdeki en popüler Japon oyunu olsa da o bile bazı üniversite öğrencileri dışında pek bilinmiyor.

If the metal plate terminal of the game cassette is dirty it may be difficult for the game to start when the cassette is inserted into the game console. - Eğer oyun kasetinin metal plaka terminali pis ise oyun konsoluna kaset yerleştirildiğinde oyunun başlaması zor olabilir.

play

Resident Evil 4 is one of the best games I have ever played. - Resident Evil 4 şu ana kadar oynadığım en iyi oyunlardan biridir.

Daddy, may I go out and play? - Baba, dışarıya çıkıp oyun oynayabilir miyim?

performance

The game's outcome hangs on his performance. - Oyunun sonucu onun performansına bağlı.

Would you like to see a live performance of a play with me Saturday? - Cumartesi günü benimle bir oyunun canlı performansını görmek ister misin?

trick

She would often play tricks on me. - Sık sık bana oyunlar oynardı.

Jack played a dirty trick on me. - Jack bana kirli bir oyun oynadı.

hoax

I believe it's all a hoax. - Bunun hepsinin bir oyun olduğuna inanıyorum.

canard
act

The actor was on the stage for most of the play. - Aktör oyunun büyük bölümünde sahnedeydi.

She is said to have been an actress about twenty years ago. - Onun yaklaşık yirmi yıldır bir oyuncu olduğu söyleniyor.

stage play
acting

His acting left nothing to be desired. - Onun oyunculuğu mükemmeldi.

Her acting is on the level of a professional. - Onun oyunculuğu profesyonel düzeydedir.

presentation
jeu (fr)
pretense
dalliances
representment
wiles
intrigue
piece

Climbing that mountain was a piece of cake. - O dağa tırmanmak çok oyuncağıydı.

playing

Just then, the workers in the park brought over some small playing cards. - Tam o sırada parktaki işçiler bazı küçük oyun kartları getirdiler.

I am playing a browser game. - Bilgisayar oyunu oynuyorum.

sham
wrestling a movement designed to throw one's opponent off guard
representation
trick, ruse
game; play, performance; drama; dance; trick, ruse, game, hoax, prank
frolic
dance

He knows many folk dances. - O birçok halk oyunu biliyor.

spectacle
play, theatrical presentation
dance, folk dance
presentment
sport
wheeze
device
dodge
sell

That toy is selling like hot cakes. - O oyuncak çok satılıyor.

The toy seller was very friendly. - Oyuncak satıcısı çok samimiydi.

artifice
prank

Stop playing pranks on me! - Bana oyun oynamayı kes!

ruse
show

A friend of mine showed me all the dolls he had bought abroad. - Arkadaşlarımdan biri yurt dışında aldığı bütün oyuncak bebekleri bana gösterdi.

Do you like game shows? - Oyun programlarından hoşlanıyor musun?

gameplay
diversion
gamers
playgrounds
(Askeri) gaming
gull
dalliance
flimflam
gambol
cheat
practice

Tom hurt his left knee during practice, so John had to play the game in his place. - Tom uygulama sırasında sol dizini incitti, bu yüzden John oyunu yerinde oynamak zorunda kaldı.

ludo
gouge
double

I enjoy playing doubles with Tom. - Tom'la teniste çiftli oyun oynamaktan hoşlanıyorum.

chouse
rounders
pelota
stratagem
stratsgem
oyun alanı
playground
oyun bitti
(Bilgisayar) game over

It was game over for Fadil. - Fadıl için oyun bitti.

oyun yazarı
playwright

Prince Hamlet wasn't a playwright. - Prens Hamlet bir oyun yazarı değildi.

A student visited the house of the great playwright. - Bir öğrenci büyük oyun yazarının evini ziyaret etti.

oyun etmek
deceive
oyun etmek
play a trick
oyun kâğıdı
card
oyun zarı
die
oyun alanları
playgrounds
oyun alanı
(Spor) game zone
oyun alanı
playfield
oyun alanı
(Spor) diamond
oyun almak
win a game
oyun bahçesi
(Eğitim) playgrounds
oyun bitti
the game is up
oyun bozan
wet blanket
oyun bozmak
spoil the game
oyun hamuru
silly putty
oyun hileleri
game tricks
oyun kağıdı
playing card
oyun kağıdı
playing cards
oyun kitabı
(Muzik) playbook
oyun kuramı
(Bilgisayar,İstatistik,Matematik,Politika, Siyaset) game theory
oyun kuramı
theory of games
oyun kurma
(Spor) set
oyun kurucu
(Spor) play maker
oyun kurucu
(Spor) point guard
oyun kurucu
(Spor) setter
oyun modu
(Bilgisayar) game mode
oyun odası
recreation room
oyun odası
game room
oyun oynamak
(Konuşma Dili) take someone for a ride
oyun sahası
play area
oyun salonu
amusement arcade
oyun salonu
game arcade
oyun salonu
(Turizm) gambling hall
oyun tablası
(Bilgisayar) gamepad
oyun tablası
(Bilgisayar) game pad
oyun tableti
(Bilgisayar) game pad
oyun vermek
lose a game
oyun yazarı
scriptwriter
oyun yazarı
(Sinema) screenwriter
oyun yeri
playground
oyun yüzeyi
(Bilgisayar) game pad
oyun zarı
dice
oyun çubuğu
(Bilgisayar) joystick
oyun konsolu
(Oyunlar) Game console
oyun kurucu
pivot
oyun masası
green cloth
oyun oynama
GAMING
oyun oynamak
Play a game

Do you want to play a game? - Bir oyun oynamak ister misiniz?

Do you guys want to play a game? - Sizler bir oyun oynamak istiyor musunuz?

oyun oynamak
Serve a trick
oyun çizelgesi
rep
oyun alanı
playing field

Tatoeba is an interesting playing field for smartasses. - Tatoeba ukalalar için ilgi çekici bir oyun alanıdır.

oyun alanı
sportsfield
oyun alanı
court
oyun almak
to win a game
oyun arkadaşı
playfellow, playmate
oyun arkadaşı
playmate

The boy doesn't have very many playmates. - Çocuğun çok oyun arkadaşı yok.

oyun arkadaşı
playfellow
oyun arsası
playlot
oyun başlıyor
the jig is up
oyun bozmak
to spoil the game
oyun danışmanı
script editor
oyun dili
game language
oyun dışı bırakma
disqualification
oyun dışı etmek
(kriket) catch out
oyun dışı kalmamak
(kriket) carry the bat
oyun ebesi the
person who is "it" in a game
oyun ekipmanı
game equipment
oyun elbisesi
playsuit
oyun etmek
play somebody a trick
oyun etmek
hocus
oyun etmek
play a prank on somebody
oyun etmek
trick
oyun etmek
play smb. a trick
oyun etmek
play a trick on somebody
oyun etmek
play a trick on smb
oyun etmek
(kötü) pull a fast one
oyun etmek
palter
oyun etmek
play a joke on somebody
oyun etmek
hoax
oyun etmek
to play a trick on sb, to play a prank on sb, to play a joke on sb
oyun etmek/oynamak/yapmak
to play a trick on, pull a fast one on, hoodwink, dupe
oyun evi
playhouse
oyun fişi
token
oyun haline getirmek
dramatize
oyun havası
belly dance music
oyun havası tune
(which accompanies a folk dance)
oyun havuzu
paddling pool
oyun kaçta başlayacak
When does the game begin
oyun kuralları
gaming rules
oyun kâğıdı
card, playing card(s)
oyun kâğıdı
(a) playing card
oyun kâğıtları
playing cards
oyun lehçesi
(Dilbilim) dramatic dialect
oyun listesi
repertoire
oyun listesi
repertory
oyun makineleri var mı
Is there slots
oyun masası
play table
oyun masası
card table
oyun odası
day nursery
oyun oynama
gambol
oyun oynamak
play smb. foul
oyun programı
playbill
oyun salonu
card room
oyun salonu
rumpus room
oyun salonu
poolroom
oyun sesleri
(Bilgisayar) game sounds
oyun seti
play set
oyun seti rica ediyorum
I would like a play set
oyun seç
(Bilgisayar) select game
oyun sonu
end game
oyun sırası gelmek
be at the bat
oyun sırığı
caber
oyun taşı
man
oyun tesisi
(Turizm) game facility
oyun tulumu
rompers
oyun vermek
1. to put on a theatrical production, put on a play. 2. to lose a game
oyun vermek
to lose a game
oyun yanmak
(for a game) to be spoilt
oyun yapmak
play pranks on smb
oyun yapmak
play a trick on smb
oyun yapmak
play smb. a trick
oyun yazarı
dramaturgist
oyun yazarı
dramatist

The dramatist resides now in New York. - Oyun yazarı şimdi New York'ta oturuyor.

oyun yazarı
dramatist, playwright, scriptwriter
oyun zamanı
period of play
oyun zamanı
playtime
oyun zarları
ivories
oyun çıkarmak
(for an acting troupe) to put on a performance; (for a team) to play a game
oyun şovları
game shows
oyun 
(Felsefe) play 
berabere biten oyun
draw
heyecanlı oyun
thriller
(oyun) briç
bridge
adam seçmek (oyun için)
pick up
iyi oyun
(Bilgisayar) good game
tenis benzeri bir oyun
(Spor) badminton
yeni oyun
(Bilgisayar) new game
oyun oynamak
play up
oyun oynamak
blow hot and cold about
oyun oynamak
play a joke on sb
oyun oynamak
play tricks on
Oyun kurucu
game maker
gizli hile, oyun
secret trick, game
güreşte bir oyun
wrestling game
kibrit çöpleriyle oynanan bir oyun
A game played with matches, garbage
oyun bitti
gig is up
oyun hamuru
play dough
oyunlar
games

They want to participate in the Olympic Games. - Onlar Olimpiyat Oyunları'na katılmak istiyorlar.

These games are listed under the adult category. - Bu oyunlar yetişkin kategorisi altında listelenmiş.

pastoral oyun
pastoral play
çocuk oyun alanı
children's play area
Geliştirilmiş Deniz Harp Oyun Sistemi
(Askeri) Enhanced Naval Warfare Gaming System
açık hava tiyatrosunda sergilenen oyun
outdoor performance
baştakinin hareketlerinin taklit edildiği oyun
follow my leader
beraberliği bozacak oyun
play off
beysbol oyun alanı
diamond
bezik benzeri bir oyun
pinochle
bezik benzeri bir oyun
pinocle
bilardo benzeri bir oyun
bagatelle
canlı oyun
legit
daire şeklinde oyun
ring around rosy
dama benzeri bir oyun
ludo
Türkçe - Türkçe
Şaşkınlık uyandırıcı hüner
Eski Türkler'de şaman, baksı, kam, ozan gibi adlar verilen büyücü-şairler için kullanılan bir başka sözcük
Teniste taraflardan birinin dört sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç
Oğuz Atay'ın yarattığı, yazınsal karakterlerin genel davranış biçimi
Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü
Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma
Kumar: "Bazıları oyun başından kalkar kalkmaz her şeyi unuturlar."- P. Safa. Şaşkınlık uyandırıcı hüner
Vakit geçirmeye yarayan, belli kuralları olan eğlence
Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü: "Büyük annem yeni dansları eski kabakçı Arapların oyunu kadar bile güzel bulmuyor."- H. E. Adıvar
Hile, düzen, desise, entrika: "Atatürk hiçbir zaman onların oyununa kanmış değildir."- H. Taner
Güreşte rakibini yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket
Sahne veya mikrofonda oynamak için hazırlanmış eser, temsil, piyes
Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi
Hile, düzen, desise, entrika
Taraflardan birinin dört sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç
Kumar
Hasmını yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket
lub
(Osmanlı Dönemi) ŞEMA'
(Osmanlı Dönemi) DEYDENUN
(Osmanlı Dönemi) LAG
baziçe
(Osmanlı Dönemi) DÜABE
oyun alanı
Maçların yapıldığı yer, oyun sahası
oyun ebesi
Çocuk oyunlarında oyunun başı veya cezalısı, ebe
oyun etmek
Kurnazlıkla birini aldatmak
oyun havası
Kıvrak ritimli ezgi
oyun kağıdı
İskambil kâğıdı
oyun kurucu
Takımda, savunucular ile akıncılar arasında yer alan, görevi hem savunucular, hem de akıncılara yardım etmek olan üç oyuncudan her biri, haf
oyun masası
Üzerinde çeşitli oyunlar oynanan, kumaşla kaplanmış masa
oyun sahası
Oyun alanı
oyun salonu
Oyun masalarının bulunduğu geniş oda
oyun yazarlığı
Oyun yazarının mesleği
oyun yazarlığı
Oyun yazma işi
oyun yazarı
Tiyatro, radyo ve televizyonda sahnelenmek veya oynanmak üzere piyes, skeç türü eserler kaleme alan sanatçı
Oyun bozan
cıllı
Oyun bozan
cızan
Oyun bozan
cığiz
Oyun kurucu
eksen oyuncu
birine oyun etmek
Kurnazlıkla birini aldatmak
dürüst oyun
Kurallara ve karşılıklı hoşgörüye bağlı kalarak oynanan oyun, fair-play
pastoral oyun
Kişileri kadın ve erkek çobanlar olan tiyatro eseri
seyirlik oyun
Seyirci önünde gösterilen, genellikle beceriye dayanan, eğlendirici nitelikteki oyun
sözsüz oyun
bakınız: pantomim
öncü oyun
Geleneksel tiyatrodan ayrılan, kuruluş ve anlatım yönünden yenilikler getirmek isteyen oyun
oyun