işlemek

listen to the pronunciation of işlemek
Türkçe - İngilizce
process

We don't have time to process all this data. - Tüm bu verileri işlemek için zamanımız yok.

handle
treat
commit

You must be willing to commit to the program for at least a year. - Programı işlemek için en az bir yıl istekli olmalısın.

You had just enough time to drive to Boston and commit the murder. - Araçla Boston'a gitmek ve cinayeti işlemek için yeterli zamanın vardı.

engrave
operate
cultivate
(toprak) tame
instill
(for a vehicle, ship) to ply, make regular trips
(for a road) to carry traffic
hammer

I intend to hammer this idea into the student's heads. - Ben bu fikri öğrencilerin kafalarına işlemek niyetindeyim.

sink
till
to operate, to work, to run, to function; to process, to treat; to embroider; to commit, to perpetrate; to penetrate; to influence; to embroider; (toprak) to cultivate; (konu) to treat, to deal with; to teach (a subject); (taşıt) to run, to ply; (çıban) t
slang to pull the wool over someone's eyes (as a joke). İşleyen demir pas tutmaz/paslanmaz/ışıldar. (Atasözü) An active, industrious person is a healthy, productive person
(suç) perpetrate
to treat, discuss (a subject)
(beynine) print
travel
brand
to do fine work on, embroider
run
go
tame
to process, treat, work up
function
to function, operate, perform, do work
discourse
work
ferry
sink into
perform
(for a law) to be effective, be enforced
strike
instil
(for a boil, sore, or wound) to fester
stamp
grave
to penetrate; to soak into
manipulate
penetrate
forge
(for a business) to be doing a good business, be doing well
farm
slang to investigate, look into
slang to commit theft; to steal
to cultivate, work (land)
pierce
indwell
dress
tick
trace
manipulate to
refine
hammer out
perpetrate
mill
ply
unhair
cinayet işlemek
murder

Dan was accused of committing a murder. - Dan bir cinayet işlemekle suçlandı.

Layla was charged with conspiracy to commit murder. - Leyla cinayet işlemek için komplo kurmakla suçlanıyordu.

suç işlemek
commit an offense
işlemek (konuyu)
treat
işleme
manipulation
işleme
{i} cultivation
suç işlemek
commit

He had to commit crime because he was starving. - O açlıktan öldüğü için suç işlemek zorunda kaldı.

aletle işlemek
tool
aşağı yukarı işlemek
reciprocate
günah işlemek
to commit a sin, to sin
günah işlemek
sin
işleme
{i} handiwork
işleme
{i} movement
işleme
travel
suç işlemek
to commit an offense or crime
işleme
(Askeri) processing yard
işleme
conditioning
işleme
running
işleme
dressing
işleme
process

Two more food processing plants closed down this month. - Bu ay iki tane daha gıda işleme tesisi kapatıldı.

We don't have time to process all this data. - Tüm bu verileri işlemek için zamanımız yok.

sevap işlemek
acquire merit
suç işlemek
break the law
suç işlemek
perpetrate
suç işlemek
commit an illegal act
işle
{f} manipulated

Sami manipulated Layla to do his dirty work. - Sami, Leyla'yı kirli işlerini yapması için yönlendirdi.

işle
function as

Some English adverbs function as adjectives. - Bazı İngilizce zarflar sıfat olarak işlevini yerine getirir.

işle
manipulate

Sami manipulated Layla to do his dirty work. - Sami, Leyla'yı kirli işlerini yapması için yönlendirdi.

işleme
processing

Two more food processing plants closed down this month. - Bu ay iki tane daha gıda işleme tesisi kapatıldı.

işleme
motion
işleme
stitchery
işleme
needlework
ders işlemek
Do a lesson, give a/the lesson
günah işlemek
(Din) Sin, commit sin
içine işlemek
interpenetrate
işle
{f} processing

Two more food processing plants closed down this month. - Bu ay iki tane daha gıda işleme tesisi kapatıldı.

The customer is responsible for bank transfer processing fees. We thank you for your understanding. - Müşteri banka havalesi işlem ücretlerinden sorumludur. Anlayışınız için size teşekkür ederiz.

işle
{f} process

We eat more processed food than natural food. - Doğal gıdalardan çok işlenmiş gıdalar yiyoruz.

All the same, we still need a scientific account of how exactly pains are caused by brain processes. - Buna rağmen, bizim hâlâ ağrıların beyin işlemleri tarafından tam olarak nasıl neden olduğu hakkında bilimsel bir açıklamaya ihtiyacımız var.

işle
{f} cultivated

They cultivated the land. - Onlar toprağı işlediler.

işle
cultivate

They say Zen cultivates our mind. - Zen'in aklımızı işlediğini söylüyorlar.

They cultivated the land. - Onlar toprağı işlediler.

işleme
(Tekstil) Machining
işleme
(Tekstil) treatment
işleme
{i} engraving
acısı içine/yüreğine çökmek/işlemek
1. to feel acutely the (mental) pain of (something). 2. to be tormented by (a possibility)
ajur işlemek
hem stitch
aletle işlemek
tool up
arı kovanı gibi işlemek
to hum with people, be very busy and crowded
avara kasnak işlemek
to idle
avara kasnak işlemek
to spin one's wheels, work without accomplishing anything
beynine işlemek
beat smth. into smb.'s head
birbirine işlemek
interpenetrate
boşa çalışmak/işlemek
(for a machine) to run on no load, run light
canına geçmek/ işlemek/kâr etmek
to touch (someone) to the quick
cinayet işlemek
kill
cinayet işlemek
commit a murder
cinayet işlemek
commit a crime
cinayet işlemek
to commit murder
cinayet işlemek
(Kanun) commit homicide
ciğerine işlemek
to hurt deeply, to move deeply
ciğerine işlemek
1. to hurt (someone) deeply, affect (someone) deeply. 2. to chill (someone) to the bone; to soak (someone) to the skin
cürüm işlemek
to commit a crime
damarlarına işlemek
to become part and parcel of one's character
deftere işlemek
enter in the book
deftere işlemek
enter up
deftere işlemek
book
demiri döverek işlemek
shingle
ders işlemek
(Eğitim) teach a lesson
envantere işlemek
inventory
faizi işlemek
to yield interest
florin ile işlemek
(Kimya) fluorinate
gergef işlemek
tambour
gergef işlemek
to tambour, do embroidery using a tambour
görevi yapmakta kusur işlemek
default
günah işlemek
err
günah işlemek
commit sin
günah işlemek
transgress
günah işlemek
stumble
günah işlemek
trespass
günaha girmek/ işlemek
to sin, commit a sin
has işlemek
slang to gobble up another's food without being invited to
hata etmek/işlemek
to err, make a mistake, be wrong
hata işlemek
to commit an error, to make a mistake
ileri geri işlemek
shuttle
ilikine/lerine işlemek
1. to chill (someone) to the marrow, chill (someone) to the bone. 2. to wet (someone) to the skin, soak (someone) to the skin. 3. to affect (someone) deeply: O acı söz iliğine işledi. That harsh remark cut him to the quick. 4. to take possession of (someone): Hırs iliklerine işledi. Greed has taken possession of him
iliğine işlemek
to penetrate to the marrow
incelikle işlemek
elaborating
iyot ile işlemek
iodize
içine işlemek
perforate
içine işlemek
sink into
içine işlemek
pass through
içine işlemek
a) to touch sb deeply, to touch one's heart with sorrow b) to chill sb to the bone/marrow
içine işlemek
effect painfully
içine işlemek
offend deeply
içine işlemek
penetrate
işle
engrave
işle
{f} handle

Tom decided to step back and allow Mary to handle things for a while. - Tom geri çekilmeye ve bir süre işleri Mary'nin idare etmesine izin vermeye karar verdi.

Your car handles easily. - Senin araban kolayca işler.

işle
engraving
işle
brocade
işle
till
işleme
crop
işleme
handling , processing
işleme
processing (of film)
işleme
fancywork
işleme
embroidery, handwork
işleme
embroider

Tom wore a Christmas sweater embroidered with reindeer. - Tom ren geyiği ile işlemeli bir Noel kazağı giydi.

işleme
service
işleme
{i} commission
işleme
commitment
işleme
(suç) perpetration
işleme
performance
işleme
{i} work

Nothing worked for very long. - Hiçbir şey çok uzun süre işlemedi.

Your plan didn't work. - Senin planın işlemedi.

işleme
(Nükleer Bilimler) handling
işleme
operation
işleme
working, running; processing; committing, commitment; treatment; embroidery, handwork, needlework
işleme
working
işleme
processing, working (something) up
işleme
dupe
kabahat işlemek/yapmak
to do something wrong; to violate a rule
kabartma ile işlemek
emboss
kabartma işlemek
chase
kafası işlemek
to have a quick mind
kafası işlemek
to be on the ball
kakma işlemek
inlay
kasnağa gerip işlemek
tambour
katliam işlemek
carry out massacre
kemikine/lerine kadar işlemek
to penetrate right to one's bones
kemiklerine kadar işlemek
to penetrate right to one's bones
kenarını işlemek
indent
kenarını işlemek
hem stitch
kusur etmek/işlemek
to act wrongly, behave improperly
kusur işlemek
make a mistake
kâlbine işlemek
pierce smb.'s heart
kükürtle işlemek
vulcanize
mekiki doğru işlemek
slang to know what one is talking about; to talk sense
nakış işlemek
1. to do embroidery, embroider. 2. to embroider
reçine ile işlemek
resin
ruhuna işlemek
(for something) to become rooted in (someone's) character, become a part of (someone's) makeup
saat gibi işlemek
to run smoothly
sevap işlemek
to perform a meritorious action
sevap işlemek
to acquire merit
suç işlemek
trespass
suç işlemek
offend
suç işlemek
fall from grace
suç işlemek
to commit a crime, to offend
suç işlemek
sin
sıcak işlemek
to hot-work, to heat-treat
tekrar işlemek
reprocess
toplu olarak işlemek
batch process
tuz ve şap ile işlemek
(post) taw
tığ ile işlemek
crochet
yara işlemek
for a wound to fester and discharge
yeniden işlemek
retreat
yeniden suç işlemek
relapse
yürekine işlemek
to wound or hurt (someone) deeply, cut (someone) to the quick
çıban işlemek
for a boil to suppurate, ooze pus
Türkçe - Türkçe
İşlek, etkin durumda olmak
Yapmak, nakışlamak
Gidip gelmek
Düşüncelerini herhangi birine etki yaparak benimsetmek
Hesapları veya kayıtları düzenli olarak tutmak veya gereken yere aktarmak
İyi çalışmak, müşterisi bol olmak
Herhangi bir konuyu ele alarak incelemek, öğretmek
Düşüncelerini herhangi birine etki yaparak benimsetmek: "Ali Rıza Bey bu ilk çocuğu ile, bir çiçek meraklısı, bahçesiyle oynar gibi oynamış, onu ancak kendi hayalinde yaşayan mükemmel insan maddelerine göre işlemişti."- R. N. Güntekin. İşlek, etkin durumda olmak: "Lütfügiller büyücek bahçelerinin ana yola açılan kapısından işlerlerdi."- S. F. Abasıyanık. Çıban, olgunlaşma yolunda olmak
Bir şeye emek vererek onu daha elverişli bir duruma getirmek
İçine girmek, etkilemek, nüfuz etmek
Gidip gelmek: "Şimdi otomobillerin, otobüslerin işledikleri asfalt caddeden bir zamanlar ne kervan, ne insan geçerdi."- S. M. Alus
Durağan durumdan hareketli duruma geçmek, çalışmak
Hesapları veya kayıtları düzenli olarak tutmak veya gereken yere aktarmak: "Tayın çizelgelerini düzenliyorum, ambar defterini işliyorum."- E. Bener
Bir şeye emek vererek onu daha elverişli bir duruma getirmek. İnce ve süslü şeyler yapmak, nakışlamak: "Para için işlemediğini iddia eden bu fakir ihtiyar, şüphesiz, sanatının âşığıydı."- M. Ş. Esendal. İçine girmek, etkilemek, nüfuz etmek: "O uzun ve derin bakış genç adamın ta yüreğine kadar işlemişti."- Y. K. Karaosmanoğlu. İyi çalışmak, müşterisi bol olmak
Olgunlaşma yolunda olmak
Durağan durumdan hareketli duruma geçmek, çalışmak: "İşleyen demir ışıldar."- Atasözü
Yara, kapanmak
Kapanmak
Herhangi bir ürünü satışa sunulmadan önce birtakım işlemlerden geçirmek
işleme
Herhangi bir konuyu ele alarak inceleme
işleme
İnce ve süslü işlenmiş
işleme
İşlemek işi. İnce ve süslü el işi, nakış: "Her dokuma parça renkli işleme ve oyalarla bezenmişti."- F. R. Atay
işleme
İşlemek işi
işleme
İnce ve süslü el işi, nakış
işleme
Bir filmdeki gizli görüntüyü ortaya çıkarmak için, gümüş bromürlü tabakanın laboratuvarda çeşitli kimyasal işlemlerden geçirilmesi
işleme
brode
İŞLEME
(Hukuk) Hukuki tağyir. Bir kimsenin malik olmadığı bir şeyi işlemesi veya değiştirmesi
işlemek