hizmet

listen to the pronunciation of hizmet
Türkçe - İngilizce
service

Everyone has the right of equal access to public service in his country. - Her şahıs memleketin kamu hizmetlerine eşitlikle girme hakkını haizdir.

Bank services are getting more and more expensive. - Banka hizmetleri gittikçe daha pahalı oluyor.

employment
waiting

Is anybody waiting on you? - Size hizmet eden biri var mı?

We've been waiting on you. - Biz size hizmet ediyoruz.

station

Why on earth did you take him to the station? - Hangi akla hizmet onu istasyona götürdün?

attendance
labour-intensive
post

Postal services are a government monopoly. - Posta hizmetleri devlet tekelindedir.

Is there postal service on Sunday? - Pazar günü posta hizmeti var mı?

(Kanun) employment contract
yoke
labor-intensive
servicing
(Kanun) servitude
(Ticaret) services

The families of the factory workers need schools, hospitals, and stores, so more people come to live in the area to provide these services, and thus a city grows. - Fabrika işçilerinin aileleri okul, hastane ve mağazalara ihtiyaç duyar; böylece bu hizmetleri sağlayacak daha fazla insan yaşamak için bu bölgeye gelir ve de bir şehir oluşur.

The families of the factory workers need schools, hospitals, and stores, so more people come to live in the area to provide these services, and thus a city grows. - Fabrika işçilerinin ailelerinin okullara, hastanelere ve mağazalara ihtiyaçları vardır, bu yüzden bu hizmetleri sağlamak için daha fazla insan bölgede yaşamak için gelir. Böylece bir şehir gelişir.

ministry
labor intensive
duty

The traditional way of learning a language may satisfy at most one's sense of duty, but it can hardly serve as a source of joy. Nor will it likely be successful. - Bir dil öğrenmenin geleneksel yolu olsa olsa birinin görev duygusunu tatmin edebilir ama o bir sevinç kaynağı olarak hizmet edemez. Ayrıca muhtemelen başarılı olmayacaktır.

care, maintenance
ministration
labor
function
labour [Brit.]
service, employ; duty, function; care, attention
attention
serve

My brother wanted to join the army but because of a heart condition he was judged unfit to serve. - Kardeşim orduya katılmak istedi ama bir kalp rahatsızlığı nedeniyle hizmet etmek için uygun olmadığına karar verildi.

He served his master well. - O, efendisine iyi hizmet etti.

line

After some freight cars were derailed, services were suspended on the Chuo Line. - Bazı yük vagonları raydan çıktıktan sonra, hizmetler Chuo Hattı üzerinde askıya alındı.

at service
office

He works at the welfare office. - O, sosyal hizmetler müdürlüğünde çalışıyor.

mission

The mission remains to serve others. - Misyon başkalarına hizmet vermeye devam etmektedir.

appointment
{i} Labour
laborintensive
hizmet etmek
serve

Does a government have to serve ideologies, or rather, the interests of the people? - Bir hükümet ideolojiler mi sunmak zorunda? Daha doğrusu insanların çıkarlarına mı hizmet etmek zorunda?

I will be very glad to be able to serve you. - Size hizmet etmekten çok memnun olacağım.

hizmet vermek
serve

This serves to show how honest she is. - Bu onun ne kadar dürüst olduğunu göstermek için hizmet vermektedir.

The recipe serves six people. - Yemek tarifi altı kişiye hizmet vermektedir.

hizmet karşılığı kazanılan şey
reward
hizmet etmek
wait
hizmet karşılığı ödeme
remuneration
hizmet prog
(Bilgisayar) utility
hizmet etmek
attend
hizmet adı
(Bilgisayar) service name
hizmet akdi
(Kanun) labour contract
hizmet akdi
contract of employment
hizmet akdi
(Kanun) employment contract
hizmet akdi
(Kanun) contract of service
hizmet akdi
(Kanun) service agreement
hizmet alımı
(Ticaret) service procurement
hizmet aracı
(Askeri) service vehicle
hizmet ağı
(Ticaret) service network
hizmet bedeli
(Bilgisayar) service charge
hizmet binası
service building
hizmet birimi
(Bilgisayar) server
hizmet biti
(Bilgisayar) overhead bit
hizmet bölüğü
(Askeri) service company
hizmet durumu
(Bilgisayar) service status
hizmet düzeyi
(Bilgisayar) service level
hizmet dışı
out of use
hizmet dışı
unserviceable
hizmet eden
serving

The waitress serving us at the diner was exhausted and stressed. - Bize lokantada hizmet eden garson bitkin ve stresli idi.

hizmet ederek
serving
hizmet ekle
(Bilgisayar) add services
hizmet etme
serving
hizmet etme
attendance
hizmet etmek
service
hizmet grubu
(Askeri,Bilgisayar) service group
hizmet görmek
work
hizmet hattı
service line
hizmet isteği
(Bilgisayar) service request
hizmet içi
(Ticaret) in-service
hizmet işleri
(Bilgisayar) overhead operation
hizmet işleri
(Bilgisayar) housekeeping operation
hizmet rozeti
(Askeri) service clasp
hizmet stoku
(Askeri) service stock
hizmet sunan
supplier
hizmet sunmak
serve
hizmet sunucu
service provider
hizmet süresi
(Askeri) in service life
hizmet süresi
(Askeri) life span
hizmet süresi
period of service
hizmet sınıfı
(Askeri) class of service
hizmet sınıfı
service class
hizmet tarihi
(Bilgisayar) date of service
hizmet tarihi
(Bilgisayar) service date
hizmet tavanı
(Meteoroloji) service ceiling
hizmet tipi
(Askeri) service type
hizmet türü
(Bilgisayar) service type
hizmet uzmanı
(Askeri) service specialist
hizmet ver
service
hizmet veren
panderer
hizmet vermek
give service
hizmet zamanı
(Bilgisayar) attended time
hizmet ödülü
service award
hizmet ömrü
(Askeri,Ticaret) service life
hizmet öncesi
pre-service
hizmet şeridi
(Askeri) service ribbon
hizmet şeridi
(Askeri) service bar
hizmet içi eğitim sertifikası
In-service training certificate
hizmet sağlamak
Provide service
Hizmet Harekatları Temsilciler Grubu
(Askeri) Service Operations Deputies
hizmet adresi
(Bilgisayar) service address
hizmet akdi
labor contract
hizmet alanı
service area
hizmet alanı
catchment
hizmet alanında yapılan ticaret
(Hukuk) trade in services
hizmet almak
get service
hizmet bakımı
(Askeri) operational maintenance
hizmet birliği
mil . service unit
hizmet boyutu
(Bilgisayar) service size
hizmet bölüğü
mil . service company
hizmet dışı
out of commission
hizmet dışı
out of service

Tatoeba was out of service. - Tateba hizmet dışıydı.

This train is out of service and everyone must detrain now. - Bu tren hizmet dışı ve şimdi herkes inmeli.

hizmet dışı
out of order

The machine is out of order. - Makine hizmet dışıdır.

The elevator's out of order, so we'll have to take the stairs. At least it's only two floors! - Asansör hizmet dışı, bu yüzden merdivenle çıkmamız gerekecek. En azından sadece iki kat var!

hizmet dışı analog test
(Askeri) out-of-service analog test
hizmet dışı bırakmak
demobilize
hizmet dışı bırakmak
disable
hizmet dışı kalmış
disabled
hizmet eden
subservient
hizmet eri/neferi
mil . orderly
hizmet etme
subservience
hizmet etmek
subserve
hizmet etmek
wait on
hizmet etmek
to serve, to attend
hizmet etmek
wait upon
hizmet etmek
administer
hizmet etmek
to serve

Sometimes we have to serve our husbands like slaves. - Bazen köle gibi erkeğimize hizmet etmek zorundayız.

He did not want to serve another term. - Bir dönem daha hizmet etmek istemiyordu.

hizmet etmek
render service to
hizmet etmek
tend
hizmet filosu
(Askeri) service squadron
hizmet görmek
1. to work. 2. to work as a civil servant. 3. to be served by (someone)
hizmet götürmek
bring service to
hizmet götürmek
take services
hizmet hareketleri
mil . service operations
hizmet hesabı
service account
hizmet içi
in service
hizmet içi eğitim
inservice training
hizmet içi eğitim
in service training
hizmet kabulü
service acceptance
hizmet karşılığı ödenen ücret
honorarium
hizmet kaydı bilgi yönetim sistemi
(Askeri) registrant information management system
hizmet kepi
(Askeri) overseas cap
hizmet kepi
(Askeri) field cap
hizmet kurumu
service society
hizmet kusuru
service defect
hizmet kusuru
service failure
hizmet madalyası
mil . service medal
hizmet mayını
(Askeri) service mine
hizmet mesajı haberleşme göstergesi
(Askeri) service message routing indicator
hizmet olayı
(Bilgisayar) service event
hizmet ortamı
(Askeri) service environment
hizmet personeli
(Hukuk) members of the service staff, personnel of service
hizmet programı
service program
hizmet raporu
(Bilgisayar) services report
hizmet saati
(Bilgisayar) time of service
hizmet sayısı
(Bilgisayar) service count
hizmet sağlama özgürlüğü
(Hukuk) freedom to provide services
hizmet sağlayıcı ortamı; muharebe destek teçhizatı
(Askeri) client server environment; combat support equipment
hizmet sektörü
service industry
hizmet sorunu
(Bilgisayar) service problem
hizmet sözleşmesi
(Hukuk) contracts of service
hizmet süresi
tenure of office
hizmet talebi
(Askeri) request for service
hizmet unsuru
(Askeri) service element
hizmet url'si
(Bilgisayar) service url
hizmet vagonu
work train
hizmet vermek
service
hizmet vermek
render service to
hizmet vermek
hop
hizmet vermek
to serve
hizmet yeri
attendants compartment
hizmet yordamı
service routine
hizmet yürütmek
operate service
hizmet yürütmek
run service
hizmet zamanı
attended time, uptime
hizmet zammı
(Askeri) longevity pay
hizmet zammı
(Askeri) length of service increase
hizmet şeridi
mil . service stripe
bir başkasıyla aynı amaca hizmet eden kişi
(Hukuk) counterpart
genel hizmet
(Bilgisayar) generic service
halka hizmet
public service
hizmet bedeli
(Turizm) handling fee
hizmet bedeli
(Ticaret) remuneration
hizmet etmek
(Kanun) contribute
hizmet sunmak
offer service
hizmet sunmak
provide service
hizmet süresi
(Ticaret) useful life
hizmet süresi
service time
hizmet vermek
offer service
hizmet vermek
provide service
hizmet vermek
perform a service
internet hizmet sağlayıcı
(Bilgisayar) internet service provider
kaliteli hizmet sunmak
give quality service
mecburi hizmet
conscription
profesyonel hizmet
(Turizm) professional service
sosyal hizmet
welfare service
sıhhiye hizmet brövesi
(Askeri) medical badge
taşraya yönelik hizmet
(Ticaret) field service
toplumsal hizmet
social service
verilen hizmet
service provided
yedekleme hizmet programı
(Bilgisayar) backup utility
yerel hizmet
(Bilgisayar) local service
hizmet bürosu
service bureau
hizmet dışı
out of function
hizmet et
{f} serving

In the recent years, the reputation of serving as a soldier has steadily been lowered. - Son yıllarda, bir asker olarak hizmet etmenin itibarı sürekli düşürüldü.

We are looking forward to serving you again. - Size tekrar hizmet etmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.

hizmet et
{f} serve

My brother wanted to join the army but because of a heart condition he was judged unfit to serve. - Kardeşim orduya katılmak istedi ama bir kalp rahatsızlığı nedeniyle hizmet etmek için uygun olmadığına karar verildi.

We must always try to serve others. - Her zaman başkalarına hizmet etmeye çalışmalıyız.

hizmet etmek
attend on
hizmet ver
pander
amacına hizmet etmek
serve a purpose of
hizmet almak
pick-up service
hizmet etmek
do a service
hizmet süresi
term of services
hizmetler
services

Bank services are getting more and more expensive. - Banka hizmetleri gittikçe daha pahalı oluyor.

The families of the factory workers need schools, hospitals, and stores, so more people come to live in the area to provide these services, and thus a city grows. - Fabrika işçilerinin aileleri okul, hastane ve mağazalara ihtiyaç duyar; böylece bu hizmetleri sağlayacak daha fazla insan yaşamak için bu bölgeye gelir ve de bir şehir oluşur.

müşteri hizmet servisi
customer service
piyasaya sunulan mal ya da hizmet
to market goods or services offered
Birleşik Devletler Kodu; enrevsel hizmet sözleşmesi
(Askeri) United States Code; universal service contract
Deniz seferi birliği (meu) hizmet destek grubu
(Askeri) Marine expeditionary unit (MEU) service support group
Hangi akla hizmet ediyor
Why on earth is he/she doing such a silly thing?
Müşterek Birlik Değerli Hizmet Ödülü
(Askeri) Joint Meritorious Unit Award
Müşterek karargah Bakanı memorandumu; Hizmet yöneticisi; karargah memorandumu; s
(Askeri) Secretary, Joint Staff, memorandum; Service manager; staff memorandum; system manager
Müşterekterek Karargah Bilgi Hizmet Merkezi
(Askeri) Joint Staff Information Service Center
acil durum hizmet takımı; acil durum destek takımı (FEMA); yol destek takımı
(Askeri) emergency service team; emergency support team (FEMA); en route support team
acil hizmet çağrısı
emergency services call
ana hizmet bölümleri
(Hukuk) principal service unit
İngilizce - İngilizce

hizmet teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

Hizmet sektörü
service business
Türkçe - Türkçe
Görev, iş
Birinin işini görme veya birine yarayan bir işi yapma
Bakım, özen, ihtimam
Birinin işini görme veya birine yarayan bir işi yapma: "Vatan, evladının hizmetini bekliyor."- Ö. Seyfettin
(Osmanlı Dönemi) KATV
(Osmanlı Dönemi) HAFFANE
HİZMET
(Osmanlı Dönemi) Bir insan, hayvan veya nebatın muhtaç olduğu işler ve takayyüdat
HİZMET
(Osmanlı Dönemi) Birinin işini görme. Bir kimsenin hesabına veya menfaatına iş görme, bu suretle yapılan iş, vazife. Memuriyet
hizmet akdi
İş sözleşmesi, iş akdi
hizmet eri
Teğmen ve yukarısı üst düzey subayların hizmetinde bulunan er, emir eri
hizmet etmek
Birinin amaçlarının gerçekleşmesini sağlamak
hizmet etmek
İş görmek, çalışmak
hizmet içi eğitim
Çalışanlara meslekî bilgi ve becerilerini geliştimeleri için çalıştıkları süre içinde verilen eğitim
geri hizmet
askerlik - Ordunun türlü itiyaçları ile ilgili işlerin bütünü
geri hizmet
Askerlik mesleğinin savaşta veya askerî harekâtta, yol, haberleşme, sağlık, yiyecek, içecek ve silâh sağlama gibi çok yönlü hizmetleri en akılcı, etkili ve seri bir biçimde plan ve programa bağlayıp uygulayan hizmetler bütünü, lojistik
Hizmet etmek
(Osmanlı Dönemi) TA'BİD
Hizmet etmek
(Osmanlı Dönemi) HAFF
Hizmet etmek
(Osmanlı Dönemi) NASAFE
Hizmet etmek
(Osmanlı Dönemi) IHTİDAM
Hizmet etmek
(Osmanlı Dönemi) MUHADEME
fiili hizmet
Memur, işçi gibi çalışanların bağlı oldukları sosyal güvenlik kurumunda tam kesenek vermek suretiyle geçirdikleri süre
fiili hizmet zammı
Yıpranma payı
geri hizmet
Ordunun türlü itiyaçları ile ilgili işlerin bütünü
itibari hizmet zammı
Ağır ve tehlikeli işlerde çalışan görevlilerin fiilî hizmet sürelerine eklenen süre
lojistik hizmet
Askerlik mesleğinin savaşta veya harekâtta çok yönlü görevlerini yerine getirme
mecburi hizmet
Burs karşılığında belli bir süre, bursu veren kuruluşun hizmetinde çalışma
muvazzaf hizmet
Askerlik çağına girince erkeklerin yapmakla yükümlü bulundukları askerlik görevi