durum

listen to the pronunciation of durum
Türkçe - İngilizce
situation

He can't cope with difficult situations. - Zor durumlarla başa çıkamıyor.

In situations like these, a gun might come in handy. - Bu gibi durumlarda, bir tabanca kullanışlı gelebilir.

circumstance

What would you do in this circumstance? - Bu durumda siz ne yapardınız?

But there was one curious circumstance. - Fakat tuhaf bir durum vardı.

case

This rule cannot be applied in every case. - Bu kural her durumda uygulanamaz.

In case of an earthquake, turn off the gas. - Bir deprem durumunda, gazı kapatın.

condition

They are in great condition. - Onlar mükemmel durumdalar.

The condition of the patients changes every day. - Hastaların durumu her gün değişir.

status

What's the status of my 2016 tax refund? - Benim 2016 vergi iadesi durumum nedir?.

I want a status report. - Bir durum raporu istiyorum.

What's your marital status? - Medeni durumun nedir?

state

TV is harmful in that it keeps your mind in a passive state. - TV aklınızı pasif durumda tutması bakımından zararlıdır.

To all appearance his statement was true. - Görünüşe göre onun durumu gerçekti.

(Hukuk) position

He explained his position to me. - O, durumunu bana açıkladı.

Tom made his position clear. - Tom durumunu netleştirdi.

occasion

Your speech was appropriate for the occasion. - Konuşman duruma uygundu.

Let's reserve that for another occasion. - Başka bir durum için onu ayıralım.

instance

We have many things in common: hobbies, educational backgrounds, for instance. - Ortak çok şeyimiz var: örneğin hobilerimiz, eğitim durumu.

event

What would you do in the event of a zombie apocalypse? - Bir zombi kıyameti durumunda ne yapardın?

In the event of misfortune, celebrations are the best. - Talihsizlik durumunda kutlamalar en iyisidir.

score
matter

It is not known who has the authority in this matter. - Bu durumda kimin otorite olduğu bilinmiyor.

There are complicated circumstances behind the matter. - Sorunun ardında karmaşık durumlar vardır.

aspect

The instrumental case is one of the most graceful aspects of the Russian language. - Araç durumu Rus dilinin en zarif yönlerinden biridir.

state, condition, case, things; situation, circumstance; status; position; case
showing
(Askeri) quality

Both quantity and quality are important in most cases. - Hem miktar hem de kalite birçok durumlarda önemlidirler.

configuration
standing
metamorphosis
(Bilgisayar) status of
set-up
shape

If the world weren't in the shape it is now, I could trust anyone. - Dünya şimdi olduğu durumda olmasa, kimseye güvenemem.

His business affairs are in good shape. - Onun iş ilişkileri iyi durumda.

state of play
order

Sami's SUV is in perfect working order. - Sami'nin SUV'u mükemmel çalışır durumda.

She always keeps her room in good order. - Odasını her zaman iyi durumda tutar.

(Fizik,Teknik) inertia
stand

I'll always stand by you in case of trouble. - Ben her zaman sorun durumunda hep yanında olacağım.

frame of mind
(Biyokimya) phase
way

I love the way the air is so fresh and clean after it rains. - Yağmur yağdıktan sonra havanın çok taze ve temiz olması durumunu seviyorum.

We are groping for a way out of the present situation. - Şimdiki durumdan bir çıkış yolu arıyoruz.

complexion
(Bilgisayar) mode

In most cases, modernization is identified with Westernization. - Çoğu durumda, modernizasyon batılılaşma ile tanımlanır.

capacity
iteration
point

It is important that a lawyer should leave no stone unturned even on minor points and harp on the same subject to achieve a break through in an impasse. - Bir avukatın zor bir durumda küçük konularda bile her taşın altına bakması ve aynı konuda sonuca ulaşmak için ısrarla belirtmesi önemlidir.

At that point I realized the danger of the situation. - Ben o noktada durumun tehlikesini fark ettim.

things

We have many things in common: hobbies, educational backgrounds, for instance. - Ortak çok şeyimiz var: örneğin hobilerimiz, eğitim durumu.

They are content with things as they are. - Onlar mevcut durumdan memnun.

layup
predicament
ball game

We have ourselves a whole new ball game. - Bambaşka bir durumumuz var.

lay

I'm going to lay aside that money for emergencies. - Acil durumlar için o parayı biriktireceğim.

Layla was in a dangerous situation. - Leyla tehlikeli bir durumdaydı.

situation, circumstances. (...)
lie

What reason could I possibly have to lie to you? - Ne diye sana yalan söylemek durumunda kalayım ki?

state , status
state of affairs

How can you tolerate this state of affairs? - Bu duruma nasıl göz yumabilirsin?

I will not tolerate such a state of affairs. - Böyle bir duruma göz yummayacağım.

posture
fact

I think that this fact is very serious. - Bu durumun çok ciddi olduğunu düşünüyorum.

What was the determining factor in this case? - Bu durumda belirleyici faktör neydi?

state, condition
repair
conjuncture
plight

The documentary is meant to raise consciousness about the plight of the poor. - Belgesel, yoksulların durumuyla ilgili bilinci arttırmayı amaçlıyor.

The documentary is meant to raise consciousness about the plight of the poor. - Belgesel, yoksulların durumu hakkında bilinçlendirmek demektir.

set

The situation could only be settled by war. - Bu durum sadece savaşla halledilebilirdi.

context
pass

TV is harmful in that it keeps your mind in a passive state. - TV aklınızı pasif durumda tutması bakımından zararlıdır.

attitude
footing
estate
fettle
conditions

Weather conditions may change. - Hava durumları değişebilir.

This patient's conditions are getting worse day after day. - Bu hastanın durumu günden güne kötüleşiyor.

size

He sized up the situation and acted immediately. - Durumu değerlendirdi ve derhal harekete geçti.

where

The situation has come to the point where we either sink or swim. - Durum ya batarsın ya da çıkarsın noktasına geldi.

Foreign accent syndrome is an as-yet unexplained medical condition where the patient can no longer pronounce his mother tongue correctly and seems to have a foreign accent. - Yabancı aksan sendromu henüz açıklanamayan, hastanın anadilini daha fazla düzgün şekilde telaffuz edemeyip yabancı bir aksanla konuşmaya başlamasıyla vuku bulan tıbbi bir durumdur.

stative
setup
{i} situs
{i} stance
state, status
{i} trim
eventuality
durum böyle
there it is
durum değerlendirmesi yapmak
take stock
durum komedisi
sitcom

Friends is a popular sitcom that first aired in the '90s. - Friends ilk kez 90'larda yayınlanmış popüler bir durum komedisidir.

durum / vaziyet
(Hukuk) case
durum eki
attachment status
durum almak
to take a stand
durum astronomisi
positional astronomy
durum açısı
position angle
durum belgesi
1. certificate. 2. certificate of good conduct
durum böyle değildir
that is not the ease
durum böyle iken
at this conjunction
durum böyle olunca
in/under the circumstances
durum cevap
(Askeri) kuvveti
durum değişti
the boot is on the other leg
durum gökbilimi
positional astronomy
durum haritaları
status maps
durum raporu
(Askeri) situation report
durum sözcüğü
status word
durum yazmacı
status register
durum yön göstergesi
(Havacılık) attitude director indicator
durgun durum
(Ticaret) steady state
özel durum
occasion

He never drinks except on special occasions. - Özel durumlar dışında asla içmez.

I only wear a tie on special occasions. - Ben sadece özel durumlarda kravat takarım.

insanı kamçılayan bir durum
challenge
mali durum
circumstances
zor durum
crunch
medeni durum
marital status

What's your marital status? - Medeni durumun nedir?

Employers cannot refuse to hire workers because of their race, religion, ethnic origin, skin colour, sex, age, marital status, disability or sexual orientation. - İşverenler ırkları, dinleri, etnik kökenleri, deri renkleri, cinsiyetleri, yaşları, medeni durumları, engellilikleri ya da cinsel yönelimleri nedeniyle işçileri işe almayı reddemezler.

ruhsal durum
state of mind

My poor state of mind made me distraught. - Berbat ruhsal durumum beni çıldırttı.

Dan was worried about Linda's state of mind. - Dan, Linda'nın ruhsal durumu hakkında endişeliydi.

zor durum
hole
zor durum
predicament
özel durum
incident
kötü durum
predicament
tatsız durum
predicament
acil durum
(Politika, Siyaset) urgency case
acil durum
emergency

Please push this button at once in case of emergency. - Acil durumda derhal bu düğmeye basınız.

What number should I call in case of an emergency? - Acil durumda hangi numarayı aramalıyım?

acil durum duruşu
(Bilgisayar) emergency stop
acil durum kadrosu
(Askeri) emergency establishment
acil durum kolu
(Askeri) emergency lever
acil durum kuruluşu
(Askeri) emergency establishment
acil durum planı
emergency plan
acil durum yedeği
(Ticaret) contingency reserve
acil durum yönetimi
disaster management
acil durum yönetimi
emergency management
aksi durum
otherwise
beklenmedik durum
contingency
beklenmedik durum plan
contingency plan
beklenmedik durum planı
contingency plan
beklenmedik durum planı
(Bilgisayar) contingency measure
berbat (bir durum)
abject
bitkisel durum
(Pisikoloji, Ruhbilim) vegetative state
bu durum karşısında
under the circumstances
bu durum karşısında
with this
bu durum karşısında
under these circumstances
bu durum üzerine
therefore
bu durum üzerine
so that
ciddi durum
plight
durum değerlendirmesi
(Askeri) estimate of the situation
durum değerlendirmesi
appreciation of the situation
durum tespiti
(Ticaret) assessment
ekonomik durum
economic conditions
en iyi durum
(Bilgisayar) optimize
ender durum
exception
eritici durum
solvency
fiziksel durum
existence
fiziksel durum
(Bilgisayar) physical state
fiziksel durum
physical condition
genel durum
context
genel durum
general situation

The general situation is advantageous to us. - Genel durum bizim için avantajlı.

gerçek durum
fact
geçerli durum
(Bilgisayar) current status
geçerli durum
(Bilgisayar) in-state
geçerli durum
(Bilgisayar) current state
güç durum
impasse
güç durum
scrape
güç durum
straits
güç durum
mess
güç durum
dilemma
hassas (durum)
touchy
her durum
any case
hukuki durum
(Latin) status
hukuki durum
(Ticaret) statute
ilk durum
(Bilgisayar) restore
ivedi durum planı
(Bilgisayar) emergency plan
kritik durum
critical state
kural dışı durum işleme
exception-handling
mali durum
financial standing
mevcut durum
present condition
mevcut durum
existing state
mevcut durum
current situation

How do we deal with the current situation? - Mevcut durumu nasıl ele alacağız?

The current situation is unsustainable. - Mevcut durum sürdürülemezdir.

mevcut durum
present situation
mevcut durum
(Askeri,Ticaret) status quo
nazik (durum)
delicate
ruhi durum
mood
son durum
(Bilgisayar) last status
son durum incelemesi
postmortem
sosyal durum
social conditions
sürekli durum
steady state
sıkıntılı bir durum
adversity
sıkıntılı durum
pickle
taban durum
(Denizbilim) ground state
tehlikeli bir durum
distress
teslimat durum bildirimi
(Bilgisayar) delivery status notification
toplumsal durum
position
zor durum
difficult situation

Without your help, I couldn't have gotten over that difficult situation. - Yardımın olmadan o zor durumu atlatamazdım.

Who can deal with this difficult situation? - Bu zor durumla kim baş edebilir?

zor durum
(Askeri) plight
zor durum
(Askeri) duress situation
zor durum
(Otomotiv) mess
zor durum
emergency
çalışır durum
order

Sami's SUV is in perfect working order. - Sami'nin SUV'u mükemmel çalışır durumda.

üzücü durum
dumps
en uygun durum
optimum
durum değişimi
change of state
durumlar
circumstances

There are complicated circumstances behind the matter. - Sorunun ardında karmaşık durumlar vardır.

These are special circumstances. - Bunlar özel durumlar.

durumlar
goings-on
sabit durum
steady
acil durum düğmesi
emergency button
askerlik durum belgesi
military service status
bu durum
current state
durumlar
cases

Harshness should be avoided in those cases. - Bu tür durumlarda, sertlikten kaçınılmalı.

There are some cases where this rule does not apply. - Bu kuralın geçerli olmadığı bazı durumlar vardır.

durumlar
external
durumlar
positions
engin bir durum almak
take a deep state
farklı durum ve yapıda olma
be in different situations and structures
istenmeyen durum
unintended consequences
kötü durum, içinden çıkılmaz iş
worst case, jigsaw puzzle
mevcut durum
status
tehlike, endişe veren durum
risk, which concerns state
tehlikeli bir durum yaratmak
To create a dangerous situation
uygunsuz durum
inconvenience
Acil Durum Cevap ve Kurtarma Dairesi
(Askeri) Emergency Response and Recovery Office
Acil Durum Ulaştırma Dairesi
(Askeri) Office of Emergency Transportation (DOT)
Acil durum Tedarik Harekatları Merkezi
(Askeri) Emergency Supply Operations Center
Ana Üs İstihkam Acil Durum
(Askeri) Prime Base Engineer Emergency Force
Başkanın acil durum faaliyet dokümanı
(Askeri) Presidential emergency action document
Ekonomik Destek Fonu; acil durum destek işlevi
(Askeri) Economic Support Fund; emergency support function
Federal Acil Durum Yönetim Dairesi
(Askeri) Federal Emergency Management Agency
Merkezi Acil Durum Döner Sermayesi (Birleşmiş Milletler)
(Askeri) Central Emergency Revolving Fund (UN)
Milli Acil Durum İdare Timi
(Askeri) National Emergency Management Team
Milli Kan Bankası Programı (Federal Acil Durum Yönetim Merkezi (FEMA)); Milli Dı
(Askeri) National Flood Insurance Program (FEMA); National Foreign Intelligence Program
Muhtemel Durum Harekat Alanı Hava Kontrol sistemi otomatik planlama sistemi
(Askeri) contingency Theater Air Control System automated planning system
Muhtemel Durum Planlama Tesisleri Listesi; ateş koordinasyon hattı
(Askeri) Contingency Planning Facilities List; coordinated fire line
Personel Durum İzleme Sistemi
(Askeri) Personnel Status Monitoring System
Savunma Bakanlığı Lojistik Dairesi (DLA) muhtemel durum destek timi
(Askeri) Defense Logistics Agency (DLA) contingency support team
Ulaştırma Bakanlığı acil durum teşkilatı
(Askeri) Department of Transportation emergency organization
Ulusal Çapta Acil Durum Muhabere Sistemi
(Askeri) Nationwide Emergency Telecommunications System
Yerey Dalga Acil Durum Ağı H
(Askeri) Ground Wave Emergency Network
acil bir durum
a state of emergency
acil bir durum
It's an emergency
acil durum
exigence
acil durum
exigency
acil durum
state of emergency
acil durum anahtarı
emergency switch
acil durum araştırma ve kurtarma biykını
(Askeri) emergency locator beacon
acil durum bariyer
(Havacılık) emergency barrier
acil durum butonu
emergency button
İngilizce - İngilizce
A hard variety of wheat, Triticum turgidum or Triticum durum, whose flour is used to make pasta and bread
wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America
{i} type of wheat
durum wheat
wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America
Türkçe - Türkçe
Bir zaman kesiti içinde bir şeyi belirleyen şartların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon: "Genel Sekreter, kazadaki sıtma durumu hakkında verdiğim uzun tafsilattan pek memnun kaldı."- R. N. Güntekin
Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. İsim soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl
Duruş biçimi, konum
özellikle makarna yapımında kullanılan bir buğday cinsi
Makarna üretiminde kullanılan bir buğday türü
Bir zaman kesiti içinde bir şeyi belirleyen şartların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon
İsim soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl
Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri
halet
mevki
boyut
keyfiyet
durum eki
İsmin bir isimle veya fiille ilgisini kuran ek
durum ortacı
Sıfat-fiil
durum ulacı
Zarf-fiil
durum vaziyeti
Görünüş
coğrafi durum
Bir yerin çevresi ile ilgisinin tespiti veya görünümü
istenmeyen durum
Karşılaşılması beklenilmeyen durum, karışıklık, komplikasyon
seferi durum
Savaş ortamı
seferi durum
Yolculuk dolayısıyla namaz ve oruz ibadetinden izinli olma
toplu durum
Genel görünüm, konjonktür
yalın durum
İsim soyundan kelimenin taşıdığı kavramı bildirme durumu, Türkçede bu durumda ek kullanılmaz, mücerret, nominatif
üç durum yasası
Toplumun Tanrı bilimi, fizik ötesi ve tanıtlı olmak üzere üç durumdan geçerek geliştiğini savunan Auguste Comte yasası, üç hâl yasası
İngilizce - Türkçe
durum