yoluyla

listen to the pronunciation of yoluyla
Türkisch - Englisch
by
via, by way of; by means of, through; properly, duly
1. by way of, via. 2. by means of, by, through. 3. in a suitable manner
through

Through trial and error, he found the right answer by chance. - Deneme yanılma yoluyla doğru cevabı buldu.

They fled through a secret passageway. - Gizli bir geçit yoluyla kaçtılar.

duly
properly
by use of
as a means of
via

Tom broke up with Mary via text message. - Tom cep telefonu mesajı yoluyla Mary'den ayrıldı.

Reply me via mail only when you read and understand this. - Bunu okuyup anladığın zaman bana yalnızca posta yoluyla yanıt ver.

yol
manner
yol
road

The drugstore is at the end of this road. - Eczane yolun sonunda.

I can't see the road signs in this fog. - Bu siste yol işaretlerini göremiyorum.

yol
{i} path

He cleared the path of snow. - O, yoldaki karı temizledi.

It's not a road, but a path. - O bir yol değil fakat bir patika.

yol
{i} track

You're on the right track. - Siz doğru yoldasınız.

I think you're on the right track. - Sanırım sen doğru yoldasın.

yol
way

Since the mid-20th century, the number of hutongs in Beijing has dropped dramatically as they are demolished to make way for new roads and buildings. - 20. yüzyılın ortalarından beri Pekin'de su kuyusu sayısı önemli ölçüde düşmüş ve yeni yol ve binalar için bir yol yapmak için yıkılmışlardır.

Fortunately they had no storms on the way. - Bereket versin ki, yolda fırtınayla karşılaşmadılar.

yol
(Bilgisayar) to
yol
{i} trail

Tom and Mary are enjoying a walk along the pilgrims' trail in France. - Tom ve Meryem Fransa'daki hac yolu yürüyüşünün keyfini çıkarıyor.

Where does this trail go to? - Bu keçi yolu nereye gidiyor?

yol
{i} approach

Our plane was dangerously approaching the Turkish Airlines airliner. - Uçağımız tehlikeli bir biçimde Türk Hava Yolları uçağına yaklaşıyordu.

This road is the only approach to the city. - Bu yol şehre giden tek yoldur.

yol
avenue

There's but one avenue to earn money. - Para kazanmak için sadece bir yol var.

dedikodu yoluyla
on the grapevine
deri yoluyla
(Tıp) percutaneous
duyu yoluyla
(Tıp) organoleptic evaluation
elektroliz yoluyla kaplama
(Mekanik) electroplating
fark yoluyla tartım
(Tıp) weighing by difference
ilham yoluyla bildirmek
reveal
kanun yoluyla
(Kanun) legislatively
kanun yoluyla
(Kanun) by law
miras yoluyla devralmak
(Ticaret) inherit
patlama yoluyla şekillendirme
(Mekanik) explosive forming
rektum yoluyla
(Tıp) per rectum
sentez yoluyla yapılan
synthetic
yol
conduit
yol
carline
yol
device
yol
(Ticaret) remedy
yol
railway track
yol
run

I don't feel like running all the way to the station. - Canım istasyona kadar tüm yolu koşmak istemiyor.

The road runs from Tokyo to Osaka. - Yol Tokyo ve Osaka arası çalışır.

yol
solution

Both parties took a step towards a solution. - Her iki taraf da çözüm yolunda bir adım attı.

The best solution can only be found by a process of trial and error. - En iyi çözüm yolu sadece, deneme-yanılma yöntemi ile bulunabilir.

yol
style
yol
carpet
yol
(Meteoroloji) trajectory
yol
(Pisikoloji, Ruhbilim) tract
yol
route

I can't decide which route to take to Boston. - Boston'a hangi yoldan gideceğime karar veremiyorum.

Luckily, we found an escape route. - Neyse ki, biz bir kaçış yolu bulduk.

yol
tempo
yol
(Matematik) contour
yol
(İnşaat) gangway
yol
rate of speed
yol
time

If I go by air one more time, I'll have flown in an airplane five times. - Ben bir kez daha hava yoluyla gidersem uçakta beş kez uçmuş olurum.

What time do we leave? - Biz ne zaman yola çıkarız?

yol
road; path; way; passage; course; route; channel; conduit
yol
(Denizbilim) patway
yol
mode

At Christmas she went out of her way to buy me a really nice model plane. - O Noel'de bana çok güzel bir uçak satın almak için yola çıktı.

yol
procedure
yol
purpose

What's the purpose of your trip? - Yolculuğunun amacı nedir?

yol
recipe
yol
expedient
yol
rule

All drivers should obey the rules of the road. - Tüm sürücülerin yol kurallarına uymaları gerekir.

The same rule applies to going for a journey. - Aynı kural bir yolculuğa çıkmak için de geçerlidir.

yol
course
yol
pathway
yol
order

Hanako came all the way from Hokkaido in order to see her father. - Hanako babası görmek için Hokkaido'dan tüm yolu geldi.

Everything's in order here. - Burada her şey yolunda.

yol
streak
yol
roadway
yol
principles
yol
line

The liner called at Hong Kong. - Yolcu gemisi Hong Kong'a uğradı.

The line was huge and stretched all the way around the block. - Sıra büyüktü ve blok etrafındaki bütün yolda uzanıyordu.

yol
artery
yol
tack

Why don't you try a different tack? - Neden farklı bir yol denemiyorsunuz?

yol
{i} lead

This road leads you to the station. - Bu yol sizi istasyonuna götürür.

Sometimes, many problems and a lot of stress can lead you to quit your job. You must learn how to handle it quickly. - Bazen çok sayıda sorun ve stres, işi bırakmanıza yol açabilir. Çabucak onunla nasıl başa çıkacağınızı öğrenmeniz gerekir.

yol
process

The best solution can only be found by a process of trial and error. - En iyi çözüm yolu sadece, deneme-yanılma yöntemi ile bulunabilir.

yol
means

We have to use every means to persuade him. - Onu ikna etmek için her yolu kullanmalıyız.

We must prevent a war by all possible means. - Mümkün olan tüm yollarla bir savaşı önlemeliyiz.

yol
ways

People have many things to communicate and many ways to do so. - İnsanlar iletişim kurmak pek çok şeye sahiptir ve bunun için çok yola sahiptir.

You can get to her house in a variety of different ways. - Çeşitli farklı yollardan onun evine gidebilirsin.

yol
method

Writing up history is a method of getting rid of the past. - Tarih yazmak, geçmişten kurtulmanın bir yoludur.

yol
meatus
yol
lane

We came to a place where the road branched into two lanes. - Yolun iki şerite ayrıldığı bir yere geldik.

In Japan almost all roads are single lane. - Japonya'da neredeyse tüm yollar tek şerittir.

yol
dodge
ağız yoluyla alınan tat
oral taste
deniz yoluyla
by sea

I'd like to send this parcel to Japan by sea. - Bu koliyi deniz yoluyla Japonya'ya göndermek istiyorum.

He arrived by sea but left by air. - Deniz yoluyla geldi ama havayoluyla gitti.

düşünce yoluyla, düşünerek, zihnen
through thoughts, thinking, mental
hava yoluyla
by air
kalıba dökülmek yoluyla yapılmış
be poured into molds made by
yol
via

Working from home via computer can be lonely. - Bilgisayar yoluyla evden çalışmak tuhaf olabilir.

Reply me via mail only when you read and understand this. - Bunu okuyup anladığın zaman bana yalnızca posta yoluyla yanıt ver.

yol
{i} wise

The future has many paths - choose wisely. - Geleceğin birçok yolu var - akıllıca seçin.

It is easy to be wise after the event. - Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur.

yol
way of

The way of the samurai is found in death. - Samuray'ın yolu ölümde bulunur.

The traditional way of learning a language may satisfy at most one's sense of duty, but it can hardly serve as a source of joy. Nor will it likely be successful. - Bir dil öğrenmenin geleneksel yolu olsa olsa birinin görev duygusunu tatmin edebilir ama o bir sevinç kaynağı olarak hizmet edemez. Ayrıca muhtemelen başarılı olmayacaktır.

yol
way for
aksiyle kanıtlama yoluyla yorum
(Hukuk) a contrario interpretation
anlam yoluyla terapi
logotherapy
benzetme yoluyla yorum
(Hukuk) interpretation by analogy
burun içi yoluyla
(Tıp) intranasally
damar yoluyla enjeksiyon
(Tıp) intra venal
damar yoluyla enjeksiyon
(Tıp) iv
deniz yoluyla göndermek
(Ticaret) send by sea
deniz yoluyla taşınan
seaborne
deniz yoluyla taşınan askeri konteyner
(Askeri) military container moved via ocean
deniz yoluyla ulaşım
(Hukuk) maritime transport
denklem yoluyla
equationally
dil yoluyla toplumun kültürünü inceleyen bilim
philology
diyet yoluyla
dietetically
e mail yoluyla mesaj göndermek istiyorum
I'd like to send a message by e mail
evlenme yoluyla
matrimonially
evlenme yoluyla akrabalık
inlaws
faks yoluyla mesaj göndermek istiyorum
I'd like to send a message by fax
frengi benzeri cinsel ilişki yoluyla geçen bulaşıcı bir hast
frambesia
görüşme yoluyla barış; ana trafik kanalı
(Askeri) peace through confrontation; primary traffic channel
haciz yoluyla tahsil etmek
(Kanun) to levy an execution
hava yoluyla götürmek
airlift
icra yoluyla satış
(Ticaret) judicial sale
ihale yoluyla borçlanma
(Ticaret) borrowing by auction
ilan yoluyla tebliğ
(Ticaret) notification by publication
kalıtım yoluyla
by heredity/inheritance
kalıtım yoluyla
by inheritance
karşılaştırma yoluyla yapılan
comparative
kura yoluyla seçmek
(Hukuk) to choose by lot
miras yoluyla
by inheritance
miras yoluyla geçebilen
(Kanun) heritable
miras yoluyla intikal eden gayrimenkuller
(Hukuk) entail
miras yoluyla intikal etmeyen
nonhereditary
sentez yoluyla analiz
(Pisikoloji, Ruhbilim) analysis by synthesis
sezgi yoluyla öğrenim
inductive teaching
seçim yoluyla
choicely
seçim yoluyla
(Hukuk) by cooption
sibernetik yoluyla
cybernetically
solunum yoluyla ilgili olarak
bronchially
solunum yoluyla maruz kalma
(Çevre) inhalation exposure
spor yoluyla dostluk
(Askeri) friendship through sport
tehdit veya şantaj yoluyla para veya sair menfaat temini
(Hukuk) Racketeering and extortion (INT), blackmail (UK)
telefon konferans yoluyla dinlemek
(Hukuk) hearing by telephone conference
temas yoluyla öğrenme
tactile learning
video-konferans yoluyla dinlemek
(Hukuk) hearing by videoconference
yardım talep edilen devletin bir ajanı yoluyla sızma
(Hukuk) infiltration by undercover agents of the requested state
yardım talep edilen devletin bir muhbiri yoluyla sızma
(Hukuk) infiltration by an informer of the requested state
yol
purpose, end (used in either the locative or the dative): Bu yolda çok emek harcadık. We've expended a lot of effort on this. Vatan yoluna savaştılar. They fought for the sake of the fatherland
yol
way; road; street; path; method, manner, way; means, way; stripe; expedient
yol
cutting

We explored all possible ways of cutting expenditures. - Biz harcamaları kesme hakkında tüm olası yollarını araştırdık.

yol
{i} journey

They finished eighty miles' journey. - Onlar seksen millik yolculuğu tamamladılar.

The journey has just begun. - Yolculuk henüz başladı.

yol
bus

She is busy preparing for the trip. - O yolculuk için hazırlanmakla meşgul.

The bus stopped to take up passengers. - Otobüs yolcuları almak için durdu.

yol
access

The picnic area is easily accessible by road. - Piknik alanına kara yolu ile kolayca ulaşılabilir.

The place is not accessible by land. - Yere kara yoluyla ulaşılamaz.

yol
beeline
yol
{i} outlet
yol
{i} thoroughfare
yol
{i} channel

You'll never get ahead in this place unless you go through the proper channels. - Doğru bir yol bulmadıkça bu alanda asla ileri gitmeyeceksin.

yol
plan

Allied military leaders found a way to defeat the Japanese plan. - Müttefik askeri liderler Japon planını yenmek için bir yol buldu.

We opposed his plan to build a new road. - Biz onun yeni bir yol yapma planına karşı çıktık.

yol
{i} walk

The man didn't feel like walking all the way; so he took the bus. - Adam bütün yolu yürümek istemedi;bu yüzden otobüse bindi.

It's only a short way, so you can walk there in a few minutes. - Sadece kısa bir yol, bu yüzden birkaç dakika içinde oraya yürüyebilirsiniz.

yol
{i} gateway
yol
{i} Angle
yol
carriageway
yol
passage

They fled through a secret passageway. - Gizli bir geçit yoluyla kaçtılar.

yol
itinerary

Do you have an itinerary for your business trip? - İş gezin için bir yolcu rehberin var mı?

Where can I find the itinerary for your business trip? - Senin iş gezin için yolcu rehberi nerede bulabilirim?

yol
way of behaving
yol
{i} weigh

What's the best way to lose weight? - Zayıflamak için en iyi yol nedir?

What do you think the best way to lose weight is? - Zayıflamak için en iyi yolun ne olduğunu düşünüyorsun?

yol
bus , path , way
yol
stripe (in cloth)
yol
style; manner
yol
means, way; solution
yol
{i} handle

I handled the problem the only way I knew how. - Sorunu yapma yöntemini bildiğim tek yolla ele aldım.

Sometimes, many problems and a lot of stress can lead you to quit your job. You must learn how to handle it quickly. - Bazen çok sayıda sorun ve stres, işi bırakmanıza yol açabilir. Çabucak onunla nasıl başa çıkacağınızı öğrenmeniz gerekir.

yol
rate of speed, speed (of a ship)
yol
method, system
yol
time: Bir yol bize geldi. He came to see us once
Türkisch - Türkisch
Aracılığıyla, vasıtasıyla
Yöntemiyle, usulüne uygun olarak
Yolundan geçerek
Yol
(Hukuk) RAH
Yol
(Osmanlı Dönemi) GIRAR
Yol
(Osmanlı Dönemi) VİRAD
Yol
tarik
Yol
(Osmanlı Dönemi) MAHREFE
Yol
(Osmanlı Dönemi) ARUZ
Yol
(Osmanlı Dönemi) ZERİA
Yol
(Osmanlı Dönemi) NEBİYY
Yol
(Osmanlı Dönemi) NIHLE
Yol
sırat
Yol
nukbe
yol
İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer
yol
Uzun çizgi
yol
Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik
yol
Kez, defa
yol
Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem
yol
Gidiş çabukluğu, hız
yol
Karada insan veya hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer
yol
Karada insan veya hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer: "Bahçeleri bahçelere toprak yollar bağlardı."- Ç. Altan
yol
Senaryosunu Yılmaz Güney'in yazdığı ve şerif Gören'in yönettiği, 1982 Cannes Film şenliği'nde Altın Palmiye ödülü'nü kazanan film
yol
Uyulan ilke, sistem, usul, tarz
yol
Yolculuk

Bu gemi okyanuslarda yolculuk yapmak için uygun değil. - Bu gemi okyanus yolculuğu için uygun değil.

Gemiyle yolculuk yapmayı seviyorum. - Gemiyle yolculuk yapmayı severim.

yol
Genellikle yerleşim alanlarını bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi
yol
Gaye, uğur, maksat
yol
Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi: "Celâl Beyi sakal bırakma yolunda, kim, hangi örnek özendirdi diye çok düşünmüşümdür."- H. Taner
yol
Genellikle yerleşim alanlarını bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi: "Yolda oynayan çocuklara ne olduğunu sordu."- Ö. Seyfettin. İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer
yol
Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi
şaka yoluyla
Ciddi bir şeye şaka görünümü vererek (söyleme, konuşma)
yoluyla
Favoriten