kırma

listen to the pronunciation of kırma
Türkisch - Englisch
injury
mongrel
folding, collapsible
breaking

You cannot make an omelet without breaking eggs. - Yumurtaları kırmadan bir omlet yapamazsın.

I will not be able to open the box without breaking it. - Onu kırmadan kutuyu açamayacağım.

half-breed
folding (of printed sheets)
laceration
breaking, break
underbred
groats
breaking, fracture; pleat; groats; mongrel, half-breed; hybrid; (silah) collapsible, folding
break

If you want to have parties in my house, clean up everything afterwards, and don't break anything, or else pay for the damage. - Benim evimde partiler vermek istiyorsanız, daha sonra her şeyi temizleyin ve bir şey kırmayın, ya da zarar için ödeme yapın.

He tried to break his son's habit of smoking. - O, oğlunun sigara içme alışkanlığı kırmaya çalıştı.

crossbred
(animal) of mixed breed
mestizo
pleat
fracture
hybrid
unblooded
breech-loading
breakage
crushing
cross
(Mekanik) chamfer
folding
(Denizbilim) lysis
folded
{i} shattering
goffer
tuck
diffraction
offence
half breed
plait
kırmak
break

A hammer was used to break the window. - Pencereyi kırmak için bir çekiç kullanıldı.

Peter didn't intend to break the vase. - Peter vazoyu kırmak niyetinde değildi.

kır
prairie

Laura Ingalls grew up on the prairie. - Laura Ingalls kırda büyüdü.

kır
{i} grizzle
kırma demiri
goffer
kırma demiri
gauffer
kırma demiri
gopher
kırma deneyi
breaking test
kırma kapı
folding door
kırma kuruluşu
crushing plant
kırma makinesi
1. rock crusher, jaw-breaker. 2. folder, folding machine
kırma makinesi
folding machine, breaker
kırma makinesi
folder
kırma tabanca/tüfek
breechloader
kırma tesisi
breaking plant, crushing plant
kırma yaka ruff
(collar)
kırma yapmak
to goffer, to ruffle
kırma yapmak
gauffer
kırma yapmak
goffer
kırma yapmak
gopher
kırma çatı
jerkin head
kırmak
crack

Something really should be done about the problem, but this is cracking a nut with a sledgehammer. - Sorun hakkında gerçekten bir şey yapılmalı, ama bu balyozla ceviz kırmaktır.

kır
field

There were six sheep in the field. - Kırsalda altı koyun vardı.

A herd of friesian cattle graze in a field in British countryside. - Siyah alaca sığır sürüsü İngiliz kırsalında bir tarlada otlar.

kır
countryside

The countryside is beautiful in the spring. - Kırsal İlkbaharda güzeldir.

They lived in the countryside during the war. - Savaş sırasında kırsalda yaşadılar.

cesaretini kırma
demoralization
kır
{s} grey
kır
Moor
kır
{i} fell

The horse broke its neck when it fell. - Düşen at boynunu kırdı.

I knew I'd broken my wrist the moment I fell. - Düştüğüm anda bileğimi kırdığımı biliyordum.

kır
{f} broke

The horse broke its neck when it fell. - Düşen at boynunu kırdı.

He broke his leg skiing. - Kayak yaparken bacağını kırdı.

kırmak
{f} offend

I'm sorry, I didn't mean to offend you. - Üzgünüm, seni kırmak istemedim.

kırmak
break up

Tom looks forward to his lunchtime run, to break up the monotony of his working day. - Çalışma günü monotonluğunu kırmak için Tom öğle vakti koşusuna can atıyor.

kırmak
break down

The police used a battering ram to break down the door. - Polis kapıyı kırmak için koçbaşı kullandı.

Tom began trying to break down the door. - Tom kapıyı kırmak için uğraşmaya başladı.

kırmak
touch
kırmak
destroy
fiyat kırma
(Ticaret) price cut
fındık kırma aleti
(Gıda) nutcracker
kilit kırma
effraction
kır
blot
kır
the wild

Barsoom was the biggest Martian town. It had the fanciest saloon. It was the Wild, Wild Red. - Barsoom en büyük Mars kentiydi. En süslü salona sahipti. Orası Vahşi, Vahşi Kırmızıydı.

I saw the girls pick the wild flowers. - Kızların kır çiçekleri topladığını gördüm.

kır
slopes
kır
the country

Tom and Mary took a long walk through the countryside. - Tom ve Mary kırlarda uzun bir yürüyüş yaptılar.

Why do you think Tom prefers living in the country? - Tom'un niçin kırsal alanda yaşamayı tercih ettiğini düşünüyorsun?

kır
wild

These wild flowers give off a nice smell. - Bu kır çiçeklerinden hoş bir koku yayılıyor.

The field is full of wild flowers. - Tarla kır çiçekleriyle dolu.

kırmak
smash
kırmak
bruise
kırmak
crease
kırmak
turn
kırmak
swerve
kırmak
discount
kırmak
clean up
kırmak
kill
kırmak
crush
pot kırma
giveaway
yem kırma makinesi
(Tarım) feed grinder
kır
hoar
kır
shatter

Tom's self-confidence was shattered after his boss dressed him down in front of his workmates. - Tom'un öz güveni, patronu iş arkadaşlarının yanında kendisini haşlayınca kırıldı.

kır
{f} shattered

Tom's self-confidence was shattered after his boss dressed him down in front of his workmates. - Tom'un öz güveni, patronu iş arkadaşlarının yanında kendisini haşlayınca kırıldı.

kır
{f} breaking

I must apologize to you for breaking the vase. - Vazoyu kırdığım için senden özür dilemeliyim.

The boy admitted breaking the window. - Çocuk pencereyi kırdığını kabul etti.

kır
{f} broken

Jack hid the dish he had broken, but his little sister told on him. - Jack kırdığı tabağı sakladı fakat küçük kız kardeşi onu gammazladı.

She is responsible for this broken window. - Bu kırık pencereden o sorumludur.

kır
{f} shattering
kır
break up

Tom looks forward to his lunchtime run, to break up the monotony of his working day. - Çalışma günü monotonluğunu kırmak için Tom öğle vakti koşusuna can atıyor.

kır
heath
kır
country

Every summer I go to the countryside. - Her yaz kırsala giderim.

Feeling tired after his walk in the country, he took a nap. - Kırsaldaki yürüyüşünden sonra yorgun hissettiği için şekerleme yaptı.

kır
grizzled
kır
wilderness
kır
breake
kır
{f} break

Art breaks the monotony of our life. - Sanat hayatın monotonluğu kırar.

That boy often breaks our windows with a ball. - Şu çocuk sık sık bir top ile pencerelerimizi kırıyor.

kırmak
cut
kırmak
prise
kırmak
hurt

We didn't mean to hurt them. - Biz onların kalbini kırmak istemiyorduk.

I don't want to hurt you. - Senin kalbini kırmak istemiyorum.

kırmak
bust
kırmak
aggrieve
kırmak
snap
kırmak
exterminate
kırmak
{f} breach
kırmak
shatter
kırmak
abash
kırmak
affront
kırmak
prejudice
kırmak
abate
kırmak
pry
kırmak
fracture
kâlbini kırma
offense
kırmak
give offense
taş kırma tesisi
Stone crushing facility
yem kırma makinesi
(Tarım) feed mill
apre kırma makinesi
finish breaker, cloth breaking machine
belden kırma mihver pimleri
articulated pivot pins
boru kırma
pipe bursting
cesaretini kırma
damp

The defeat didn't dampen his spirits. - Yenilgi, onun cesaretini kırmadı.

filiz kırma
suckering
grev kırma
(Ticaret) strike breaking
kabuk kırma
(Gıda) unshelling
kademeli kırma
stage crushing
kamışı kırma
dose
kamışı kırma
dose of clap
kenevir sakı kırma makinesi
(Tekstil) hemp breaking machine
kenevir sapı kırma makinesi
hemp breaking machine
kesek kırma makinesi
rotary tiller
kuru kırma
dry crushing
kâlbini kırma
breaking one's heart
kâlbini kırma
offence [Brit.]
kır
moorland
kır
grayish
kır
grey, gray; grey, gray; (saç) hoary, hoar
kır
(Tabiat Doğa) de: Heideland heath
kır
bent

The bamboo bent but did not break. - Bambu eğildi ama kırılmadı.

kır
frosty

Young plants should be protected in frosty weather. - Genç bitkiler kırağılı havadan korunmalıdır.

kır
ruffle
kır
{i} grayness
kır
{s} greyish
kır
{s} gray

That gray-haired man is Tom's father. - O kır saçlı adam Tom'un babası.

Tom was wearing a gray suit and a red tie. - Tom gri bir takım elbise giyiyordu ve kırmızı bir kravat takıyordu.

kır
diffract
kır
rive

Tom and Mary picked some wildflowers by the river. - Tom ve Mary nehrin yanında birkaç kır çiçeği topladı.

kır
refract
kır
griseous
kır
weald
kır
{s} grizzly
kır
knap
kır
champaign
kır
riven
kır
uncultivated and open country
kır
countryside, the country, rural area
kırma çatı
hipped roof
kırmak
to crush; to grind coarsely
kırmak
put off
kırmak
to make (people) split their sides laughing. kıran kırana (fighting) savagely, with no holds barred; with might and main. kırdığı koz kırkı/bini aşmak to make one gaffe after another
kırmak
to chop or split (wood)
kırmak
to offend, hurt
kırmak
dampen
kırmak
(ışın) refract
kırmak
lacerate
kırmak
rive
kırmak
prize
kırmak
to offend (someone) greatly
kırmak
{f} rupture
kırmak
to break, destroy (one's resistance, strength, pride, or desire)
kırmak
outrage
kırmak
to break, to snap, to smash, to shatter, to fracture, to bust; to fold, to pleat, to crease; to hurt, to offend, to break one's heart; to kill, to destroy, to exterminate; to turn (a steering wheel, etc.) to one side; (tavlada) to take; (para) to clean (s
kırmak
(fiyat) reduce
kırmak
ruffle smb.'s feelings
kırmak
to wipe out, destroy utterly
kırmak
(odun) chop
kırmak
slang to run away, clear out, make tracks. Kır boynunu! (Konuşma Dili) Scram!/Beat it! kırıp dökmek to destroy, break. kırıp geçirmek
kırmak
to fold (printed sheets)
kırmak
to mitigate, abate, break (the severity of a cold spell, the unpleasant effects of something)
kırmak
backgammon to win (an opponent's piece)
kırmak
(okul) skip
kırmak
pique
kırmak
snap off
kırmak
(umut) blight
kırmak
(rekor) set up
kırmak
{f} sting

Don't fear the stinging of the thorns if you want to break the rose. - Gülü kırmak isterseniz dikenlerin sıkışmasından korkmayın.

kırmak
stave in
kırmak
{f} split
kırmak
pain
kırmak
(senet) discount
kırmak
distort
kırmak
knap
kırmak
put smb.'s nose out of joint
kırmak
goffer
kırmak
(Tekstil) beak
kırmak
to turn (a rudder, steering wheel) sharply to one side
kırmak
to reduce (a price)
kırmak
quench
kırmak
(for war, disease) to kill, cut down
kırmak
(ümidini) chill
kırmak
disservice
kırmak
(kibir) vanquish
kırmak
fold
kırmak
(direnç) bear down
kırmak
(cesaret) freeze
mıcır kırma makinesi
(Tarım) gravel crumbling machine
numune için ambalajı kırma
(Ticaret) breaking bulk
odun kırma kütüğü
chopping block
okulu kırma
truantry
onur kırma
slight
pot kırma
making a blunder
pot kırma
gaucherie
pot kırma
dropping a brick
sak kırma makinesi
breaking scutcher
servis kırma
(Spor) service break
taş kırma makinesi
stone breaker
yaş kırma
wet crushing
yol yapımında kullanılan kırma taş
road metal
yumurta kırma dişi
(Hayvan Bilim, Zooloji) egg tooth
ışığı kırma derecesi
dioptre [Brit.]
ışığı kırma derecesi
diopter
Englisch - Englisch

Definition von kırma im Englisch Englisch wörterbuch

kırma kusuru
(Tıp, İlaç) Refractive error, refraction eror
Türkisch - Türkisch
Melez, kırma
Kırmak işi
Yabancı etkilerle özgün niteliğini yitirmiş olan
Kumaşı katlayarak yapılan giysi süsü, pili
Ortasından kırılarak doldurulan (çifte veya tüfek): "Mustafa, kırma tüfeğe bir kurşun sürdü."- Y. Kemal
Ortasından kırılarak doldurulan (çifte veya tüfek)
iki farklı cins köpeğin çiftleşmesinden olan köpek
Değişik ırklara sahip ana babadan doğmuş olan kimse
Basılı kâğıtları forma durumuna getirmek için belli yerlerinden bükme ve katlama işi
Kırılmış veya dövülmüş tahıl
Soyu karışmış, azma, melez, metis
Melez
Değişik türden hayvan veya bitkiden üremiş
kırmak
Azaltmak, indirmek: "Firma verdiği teklif fiyatını son dakikada bir yüzde yirmi daha kırıyordu."- H. Taner
Kır
(Osmanlı Dönemi) BEYABAN
Kır
sahra
Kır
(Osmanlı Dönemi) BERİYYE
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) GAZN
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) FEŞK
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) HEDK
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) HEMS
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) RİSM
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) VEHT
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) RETM
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) LESM
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) TEHZİ'
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) HESM
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) HESR
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) VEŞZ
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) ŞA'B
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) VİTAS
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) LA'LAA
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) KASF
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) GAZF
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) CEŞŞ
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) HEZ'
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) HİŞAM
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) VATS
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) FEKK
Kırmak
kesr
Kırmak
faks
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) TEHŞİM
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) TAHH
Kırmak
(Osmanlı Dönemi) TAVSİM
kır
Bu renkte olan. Şehir ve kasabaların dışında kalan, çoğu boş ve geniş yer: "Araba tenha, düz yolda tıkır tıkır gidiyor, ara sıra kır kokuları getiren hafif bir rüzgâr esiyordu."- Ö. Seyfettin
kır
Şehir ve kasabaların dışında kalan, çoğu boş ve geniş yer
kır
Beyazla az miktarda siyah karışmasından oluşan renk: "Gözlerinden, kırları artan sakalına bir iki damla yaş düştü."- F. R. Atay
kır
Orman, dağ vb.ne karşıt olan açıklık yer: "Bizim kır evinde roman var; fakat roman dersi verecek bir edebiyat kitabı yok."- F. R. Atay
kır
Tarla
kır
Bu renkte olan
kır
Kulağı beyaz işaretli keçi
kır
Orman, dağ vb.ne karşıt olan açıklık yer
kır
Beyazla az miktarda siyah karışmasından oluşan renk
kırmak
Vücut kemiklerinden birini parçalamak
kırmak
Hareket durumundaki canlının veya taşıtın yönünü değiştirmek, çevirmek, döndürmek: "Ne tarafa doğru meyil varsa, gidonu o tarafa doğru kıracaksınız ki, bisiklet doğrulsun."- B. Felek
kırmak
İri parçalara ayırmak
kırmak
Daha iyi bir sonuç elde etmek
kırmak
İri ve kaba öğütmek
kırmak
Daha iyi bir sonuç elde etmek: "Tam en az elli bin satıp rekor kıracak."- A. Gündüz
kırmak
Belirli bir biçimde katlamak. Öldürmek, yok olmasına sebep olmak
kırmak
Belirli bir biçimde katlamak
kırmak
Değerinden düşük fiyata almak
kırmak
Yok etmek
kırmak
Vücut kemiklerinden birini parçalamak: "Ayol, yapma, gel, düşüp bir yerini kıracaksın!"- O. C. Kaygılı
kırmak
Öldürmek, yok olmasına sebep olmak
kırmak
Gücünü, etkisini azaltmak
kırmak
Dileğini kabul etmeyerek veya beklenmeyen bir davranış karşısında bırakarak gücendirmek, incitmek
kırmak
Dileğini kabul etmeyerek veya beklenmeyen bir davranış karşısında bırakarak gücendirmek, incitmek: "Sizin hatırınızı kırmamak için, işte gelip misafir oluyorum; fakat bu yaşımda misafirle uğraşacak halim yok."- H. Z. Uşaklıgil
kırmak
Kaçmak, uzaklaşmak
kırmak
Hareket durumundaki canlının veya taşıtın yönünü değiştirmek, çevirmek, döndürmek
kırmak
Tahılı iri ve kaba öğütmek
kırmak
Azaltmak, indirmek
kırmak
Vurarak veya ezerek parçalamak
kırmak
Karşı oyuncunun pulunu oyun dışında bırakmak
kırmak
Gücünü, etkisini azaltmak: "Birkaç gün evvel yağan yağmur sıcağı kırmamış."- B. Felek
kırmak
Tavla gibi oyunlarda karşı oyuncunun pulunu oyun dışında bırakmak
kırma
Favoriten