Bizim bu evimiz sadece yeniden dekore edildi ve altı aylığına burada yaşamadık.
- This house of ours has just been redecorated, and we haven't lived here for sixth months.
Caz ölmedi, sadece komik kokuyor.
- Jazz isn't dead, it just smells funny.
Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.
- Everyone has the right to work, to free choice of employment, to just and favourable conditions of work and to protection against unemployment.
Bütün kanunlar adil değildir.
- Not all laws are just.
Bu sabah buraya yalnızca ben geldim.
- I just got here this morning.
Bazıları yalnızca zaman geçsin diye kitap okurlar.
- Some read books just to pass time.
Johnny sadece birkaç ay önce İspanya'ya taşındı, o henüz İspanyolca konuşmaya alışkın değil.
- Johnny moved to Spain just a few months ago, so he isn't used to speaking Spanish as yet.
O, Paris'ten henüz döndü.
- He has just come back from Paris.
Bence, sigara karşıtı yasa makul.
- The anti-smoking law is just, in my opinion.
Açıklama makul geliyor ama bu sadece tutarlı değil.
- Your explanation sounds plausible, but it just doesn't hold water.
Maskeler sarı kum tozunu,polenlerden dahada küçük,ne kadar iyi engelleyebilir?Sanırım o polenden oldukça daha fazla bir baş belasıdır.
- Just how well can masks block the, even smaller than pollen, yellow sand dust? I think it much more of a nuisance than pollen.
Küçük ev, şimdiye kadar tıpkı altındaki kadar iyi olmasına rağmen,eski püskü görünmeye başladı.
- The small house had come to look shabby, though it was just as good as ever underneath.
Davranışını haklı çıkar, haydi, bunların hepsi olduğunda orada olmanı haklı çıkar.
- Justify your attitude, come on, justify being there when it all happened.
Davranışını nasıl haklı gösterebilirsin?
- How can you justify your behavior?
Eğer doğru hatırlıyorsam, Tom arabasını Mary'ye sadece 500 dolara sattı.
- If I remember correctly, Tom sold his car to Mary for just 500 dollars.
Tom tam doğru zamanda geldi.
- Tom arrived at just the right moment.
Biletler, alındığı gün de dahil olmak üzere sadece iki gün geçerlidir.
- Tickets are valid for just two days, including the day they are purchased on.
Yaz tatili sırasında sadece dinleneceğim.
- I'm just going to rest during the summer vacation.
Muayene odasından tam ayrılırken doktor hoşça kal diyerek elini salladı.
- Just as we were leaving the exam room the doctor waved his hand saying, 'bye-bye'.
Aptal! Seni sevdiğini söylediğinde dürüst olmuyor. Hâlâ anlamadın mı? O, tam bir altın arayıcısı.
- Idiot! She's not being honest when she says she loves you. Haven't you figured it out yet? She's just a gold digger.
Ben onu ararken sadece bir dakika yerinde kal.
- Just stay put for a minute while I look for him.
Bence Tom'un öfkesi sadece bir savunma mekanizması; Yerinde olsam şahsen bunu kabul etmezdim.
- I think Tom's anger is just a defense mechanism; I wouldn't take it personally if I were you.
O artık mantıklı değil.
- It just doesn't make sense anymore.
Bu sadece mantıklı olmuyor.
- This just doesn't make sense.
O, sadece nazik değil ama dürüst de.
- He is not just kind, but honest too.
Biz sadece dürüst oluyoruz.
- We were just being honest.
Tom kirayı ödemek için yeterli parayı zar zor kazanmayı başardı.
- Tom just barely managed to earn enough money to pay the rent.
Tom testi sadece zar zor geçti.
- Tom just barely passed the test.
Testi güçlükle geçebildim.
- I just barely managed to pass the test.
Testi güçlükle geçmeyi başardı.
- He just barely managed to pass the test.
Ben kimim? Ben bir şairim. Ne yapıyorum? Yazıyorum. Nasıl yaşıyorum? Güçbela yaşıyorum.
- Who am I? I am a poet. What do I do? I write. How do I live? I just live.
Barış şiddetin yokluğu değildir ancak adaletin varlığıdır.
- Peace is not the absence of violence but the presence of justice.
Büyükçe bir sandalye, ama kapı aralığından anca geçer.
- It's a biggish chair, but it'll just barely fit through the doorway.
Küçük ev, şimdiye kadar tıpkı altındaki kadar iyi olmasına rağmen,eski püskü görünmeye başladı.
- The small house had come to look shabby, though it was just as good as ever underneath.
Ben şimdi onun adını hatırlayamıyorum.
- I can't think of his name just now.
Sadece net bir cevap istiyorum. Daha fazla bir şey değil.
- I just want a straight answer. Nothing more.
Her şey tam anlamıyla önceki gibi.
- Everything's just like before.
Yeni şapkana tam anlamıyla bayılıyorum.
- I just adore your new hat.
Tom tek kelimeyle iyi yönetiyor.
- Tom has been managing just fine.
Bu uygulama, tek kelimeyle, pilini tüketiyor.
- This application just eats up your battery.
Tom kıl payı treni kaçırdı.
- Tom just missed the train.
Merhametsiz adalet zulümdür, adaletsiz merhamet yok olmanın anasıdır.
- Justice without mercy is cruelty; mercy without justice is the mother of dissolution.
Sonunda kazanacak olan güç değil adalettir.
- It is justice, and not might, that wins in the end.
Yolculuğumuz; uzun, çetin ve tehlikeliydi. Yine de evlerimize sağ salim döndüğümüz için mutluyuz.
- Our trip was long, difficult and dangerous. We're just happy to be back home in one piece.
Henüz sabahın beşiydi ama yine de aydınlıktı.
- It's just five in the morning, but nevertheless it is light out.
Bazıları yalnızca zaman geçsin diye kitap okurlar.
- Some read books just to pass time.
Sadece yalnız bırakılmak istediler.
- They just wanted to be left alone.
Suudi Arabistan büyük elçisinin istifa ettiğini az önce gördüm.
- I've seen just now that the ambassador of Saudi Arabia has resigned.
Şanslı bir ruh seni terk ettiği zaman, bir başkası seni alır.Ben az önce bir iş sınavını geçtim.
- When one lucky spirit abandons you another picks you up. I just passed an exam for a job.
Biz o konuda her iki tarafa adaletli davranmalıyız.
- We should do justice to both sides on that issue.
Ben onu adaletli yapamam.
- I can't do it justice.
Belediye binası hemen köşede.
- The city hall is just around the corner.
Tom'un Boston'un hemen dışında küçük bir çiftliği var.
- Tom has a small farm just outside of Boston.
Burada işimiz neredeyse bitmek üzere.
- We're just about finished here.
Bu oda neredeyse yeterince büyük.
- This room is just about big enough.
Galiba Tom biraz önce bana yalan söyledi.
- I think Tom just lied to me.
Biraz önce sana söylediklerimi unut.
- Forget what I have just told you.
Bitirdin mi? Aksine, yeni başlıyorum.
- Have you finished it? On the contrary, I'm just starting.
Tom aldığı eski gitara yeni teller taktı.
- Tom put new strings on the old guitar that he had just bought.
Barış şiddetin yokluğu değildir ancak adaletin varlığıdır.
- Peace is not the absence of violence but the presence of justice.
Tom sadece arkadaş olmak istedi. Ancak, Mary çok daha fazlasını istedi.
- Tom wanted to be just friends. However, Mary wanted much more.
Tıpkı Amerikalıların Beyzbolu sevdiği gibi, İngilizler kriketi severler.
- Just as the Americans like baseball, the British like cricket.
Küçük ev, şimdiye kadar tıpkı altındaki kadar iyi olmasına rağmen,eski püskü görünmeye başladı.
- The small house had come to look shabby, though it was just as good as ever underneath.
Öylesine yapabilirsin,bu nasıl yapıldığını bildiğin anlamına gelmez.
- Just because you can, doesn't mean you know how.
İngilizce ödevimi yapmayı henüz şimdi bitirdim.
- I have just now finished doing my English homework.
Az önce yağmur yağmaya başladı.
- It began raining just now.
O, az önce ofisten ayrıldı.
- He left the office just now.
Konumunu yitirdi çünkü yalan söylemekten kaçınmıştı.
- He lost his position just because he refused to tell a lie.
Tom aynı babası, büyükbabaları ve kardeşleri gibi bir sakala sahip.
- Tom has a beard just like his father, grandfathers and brothers do.
Erkek kardeşin aynı sana benziyor.
- Your brother looks just like you.
Tom şu anda burada değil.
- Tom isn't here just now.
Babam şu anda meşgul.
- My father is busy just now.
Hemen hemen herkes geldi.
- Just about everyone came.
Tom hemen hemen her gün masa tenisi oynar.
- Tom plays table tennis just about every day.
Bu oda neredeyse yeterince büyük.
- This room is just about big enough.
Tom neredeyse her yere baktığını söylese bile Mary'yi bulamadı.
- Tom couldn't find Mary even though he said he looked just about everywhere.
Evet, ama o hemen şimdi gitti.
- Yes, but she left just now.
Babam hemen şimdi dışarı çıktı.
- Dad just now went out.
O sadece biraz iğrenç.
- She's just a bit nauseous.
Ben sadece biraz çekindim.
- I did hesitate just a bit.
Bu sabah toplantıdan hemen önce Tom'la konuştum.
- I talked to Tom this morning just before the meeting.
Pavlov köpeklerini beslemeden hemen önce zil çalardı.
- Pavlov rang a bell just before he fed his dogs.
Tom sadece Mary'ye yardım etmekle ilgilendiğini söyledi.
- Tom said he was just interested in helping Mary.
Sadece sen zamanında geldin.
- You are only just in time.
Just in case you were wondering .
Tom tam vaktinde okula geldi.
- Tom got to school just in time.
Tom Noel için tam vaktinde eve geri döndü.
- Tom came back home just in time for Christmas.
O sadece ben miyim yoksa orada bir kedi mi var?
- Is it just me or is there a cat there?
O filmi sevmeyen sadece ben değildim.
- It wasn't just me who didn't like that movie.
Hemen sahilin oralarda beğeneceğini düşündüğüm gerçekten iyi bir lokanta var.
- There is a really good restaurant just off the beach that I think you'd enjoy.
They need things to be perfect or just right.
Büyüyünce tıpkı babam gibi olmak istiyorum.
- When I grow up, I want to be just like my father.
Sporcuların yedikleri yiyecek tam olarak ne tür egzersizleri yaptıkları kadar önemlidir.
- The food athletes eat is just as important as what kind of exercises they do.
Muayene odasından tam ayrılırken doktor hoşça kal diyerek elini salladı.
- Just as we were leaving the exam room the doctor waved his hand saying, 'bye-bye'.
Tom'un Mary'nin onu ne kadar çok sevdiğini fark ettiğini sanmıyorum.
- I don't think Tom realized just how much Mary loved him.
Tom sadece Mary'nin ne kadar saf olduğunu keşfetti.
- Tom discovered just how gullible Mary was.
Henüz onlara söyleme.
- Don't tell them just yet.
Henüz vazgeçmek için hazır değilim.
- I'm not ready to give up just yet.
Bir dakika. Karar vermedim.
- Just a moment. I haven't made up my mind.
Bizim için sadece bir dakika bekleyebilir misiniz lütfen? Sonra biz sizinle geleceğiz.
- Could you please wait just a moment for us? Then we'll go with you.
Yaklaşık olarak bu işi bitirdik.
- We're just about finished with this job.
Tom yaklaşık olarak söylediğim her şeyin tersini söylüyor.
- Tom contradicts just about everything I say.
Tom istediği bir şeyi almak için aşağı yukarı yeterince zengin.
- Tom is rich enough to buy just about anything he wants.
Sanırım aşağı yukarı istediğim bilgisayarı alacak kadar param var.
- I think I have just about enough money to buy the computer that I want.
Tıpkı batan bir gemiyi terkeden fareler gibi.
- It's just like rats leaving a sinking ship.
Tom tıpkı sizin gibi.
- Tom is just like you.
O şimdi eve geldi. Bunu bilmiyor muydunuz?
- He came home just now. Didn't you know that?
Ben şimdi onun adını hatırlayamıyorum.
- I can't think of his name just now.
He calls it vermillion, but it's just red to me.
It is a just assessment of the facts.
It looks like a just solution at first glance.
The piece just might fit.
He wants everything just right for the big day.
They just left, but you may leave a message at the desk.
The pitch is ... juuuuust a bit outside. The catcher didn't even reach for that one.
The first pitch is ... just a bit outside.
After screening her application, the office manager decided that the young woman was just another pretty face and decided to hire someone who was better.
Marshall stepped away from the conversation, and it was just as well. It could only have gotten hotter from that point.
; nor shall private property be taken for public use, without just compensation.
It may appear that they're getting ahead by cheating, but they'll get their just deserts in the end.
Well that's just ducky!.
Throughout 1782 and most of 1783 there was a mixture of defacto peace but preparedness for war just in case it should be resumed, a sort of cold war.
We were jogging slowly in the park when, just like that, she collapsed.
I'll be coming just now.
I was talking to my friend on the phone just now.
He didn't like it one bit, but he smiled just the same.
The fortuneteller told Jane that there was an adventure for her just around the corner.
I may as well have a look.
... size. So, if the number of births just matches the number of deaths, the population stays ...
... But I think just in general conventional education ...