neredeyse

listen to the pronunciation of neredeyse
Türkisch - Englisch
nearly

By the time she gets there, it will be nearly dark. - O oraya varmadan önce, neredeyse hava kararacak.

That couple gets soused nearly every night. - O çift neredeyse her gece içer.

almost

The founder of Facebook, Mark Zuckerberg, is almost a casanova. - Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg neredeyse bir kazanova.

She almost passed out. - O neredeyse ölüyordu.

practically

Even today, his theory remains practically irrefutable. - Bugün bile onun teorisi neredeyse inkar edilemez olarak kalmaya devam etmektedir.

Tom swims practically every day. - Tom neredeyse her gün yüzer.

virtually

Compared to our house, his is virtually a palace. - Bizim evimizle karşılaştırıldığında, onunki neredeyse bir saray.

The scientific truth of evolution is so overwhelmingly established, that it is virtually impossible to refute. - Evrimin bilimsel gerçeği o kadar büyük bir çoğunlukla kuruldu ki onu çürütmek neredeyse imkansızdır.

all but

Tom has all but given up. - Tom neredeyse vazgeçti.

The trial was all but done. - Deneme neredeyse yapılmıştı.

next to

She bought the book for next to nothing. - Kitabı neredeyse bedava aldı.

The twins look so much alike it's next to impossible to distinguish one from the other. - İkizler o kadar benziyorlar ki birini diğerinden ayırt etmek neredeyse imkansız.

within an ace of
scarcely

I scarcely slept a wink. - Neredeyse gözümü bile kırpmadım.

We scarcely had time for lunch. - Öğle yemeği için neredeyse zamanımız yoktu.

as good as

The problem is as good as settled. - Sorun neredeyse çözüldü.

My work is as good as done. - İşim neredeyse bitti.

good

It's almost too good to be true. - Bu neredeyse doğru olamayacak kadar çok iyi

The police have been searching for the stolen goods for almost a month. - Polis, neredeyse bir aydır çalınan eşyaları arıyor.

just

We're just about finished here. - Burada işimiz neredeyse bitmek üzere.

Tom couldn't find Mary even though he said he looked just about everywhere. - Tom neredeyse her yere baktığını söylese bile Mary'yi bulamadı.

at any moment

My friends will be here at any moment. - Arkadaşlarım neredeyse burada olacak.

long before
close on
well-nigh
soon
within an ace of doing
pretty much

We pretty much gave up hope. - Biz neredeyse umudumuzu kaybettik.

She ignored him pretty much all day. - Neredeyse bütün gün onu görmezden geldi.

ere long
half

I have been waiting for almost half an hour. - Neredeyse yarım saattir bekliyorum.

My dog is almost half the size of yours. - Benim köpeğim neredeyse boyunuzun yarısı kadar.

soon, before long; almost, nearly; about, close on
next door to
in any moment
well nigh
little less than
next

We had next to nothing in the kitchen. - Mutfakta neredeyse hiçbir şeyimiz yoktu.

The twins look so much alike it's next to impossible to distinguish one from the other. - İkizler o kadar benziyorlar ki birini diğerinden ayırt etmek neredeyse imkansız.

pretty soon, any moment, soon, before long: Ahmet neredeyse gelir. Ahmet'll come pretty soon
almost, very nearly, all but: Neredeyse kalkıp gidecektim. I very nearly got up and walked out
just about

I'm just about finished with my homework. - İşimi neredeyse bitirdim.

We're just about finished here. - Burada işimiz neredeyse bitmek üzere.

nigh

I was up almost all night. - Neredeyse bütün gece ayaktaydım.

Mike eats out almost every night. - Mike neredeyse her gece dışarda yer.

pretty well
about

However, his girlfriend is selfish and hardly worries about Brian. - Ancak, onun kız arkadaşı bencil ve neredeyse Brian hakkında hiç endişelenmez.

Tom can eat just about anything but peanuts. - Tom fıstığın haricinde neredeyse her şeyi yiyebiliyor.

even

I hardly even know you. - Seni neredeyse hiç tanımıyorum.

I barely even remember Tom. - Neredeyse Tom'u hatırlamıyorum.

near

He slipped and nearly fell. - O kaydı ve neredeyse düşecekti.

I was nearly run over by a car. - Neredeyse araba beni ezecekti.

neredeyse hepsi
almost all
neredeyse hiç
hardly

Tom hardly ever watches TV. - Tom neredeyse hiç TV izlemez.

I have hardly any money with me. - Yanımda neredeyse hiç param yok.

neredeyse tamamı
almost all
neredeyse zil takıp oynamak
have a fit
neredeyse aynı
much the same
neredeyse bütünü
almost whole
neredeyse düşmek
half-fall
neredeyse hiç
scarcely

He scarcely ever watches TV. - O, neredeyse hiç tv izlemez.

They have scarcely gone out since the baby was born. - Bebek doğduğundan beri neredeyse hiç dışarı çıkmadım.

neredeyse hiç
only just
neredeyse imkânsız
well nigh impossible
neredeyse hiç
next to nothing
neredeyse hiç
hardly any

There's hardly any coffee left in the pot. - Demlikte neredeyse hiç kahve yok.

I have hardly any money left. - Neredeyse hiç param kalmadı.

Türkisch - Türkisch
Englisch - Türkisch
nerede ise
neredeyse
Favoriten