ayrılma

listen to the pronunciation of ayrılma
Türkisch - Englisch
separation

The separation of church and state is one of the fundamental principles of the Constitution. - Kilise ve devletin ayrılması, anayasanın temel ilkelerinden biridir.

Dan is for the separation of church and state. - Dan, kilise ve devletin birbirlerinden ayrılmasını savunur.

departure

Gate closes 20 minutes before departure. - Kapı ayrılmadan 20 dakika önce kapatılır.

divergence
split

Did you hear about Tom and Mary splitting up? - Tom ve Mary'nin ayrılmaları hakkında bir şey duydun mu?

I want to split up, but I know I couldn't even if I tried. - Ayrılmak istiyorum ama denesem bile yapamayacağımı biliyorum.

cleavage
breakaway
parting
breakup
leave taking
separation, detachment; breakaway; leaving, departure; divergence, deviation
scission
checkout

When is checkout time? - Ayrılma saati ne zaman?

disjunction
disconnection
separation; leaving
divergency
deviation
disconnexion
dispersion (into a spectrum)
separation, separating; departure
dissociation
decampment; defection
disunion
excursion
{i} leaving

A storm kept the ship from leaving Kobe. - Bir fırtına geminin Kobe'den ayrılmasını engelledi.

Tom had a perfectly good reason for leaving early. - Tom erken ayrılması için gayet iyi bir nedeni vardı.

(Kimya) elimination
(Ticaret) quit

You still haven't told me why you quit your job. - İşinizden ayrılma nedeninizi hâlâ bana söylemediniz.

Now that you've decided to quit your job, you look happy. - İşinden ayrılmaya karar verdiğinden dolayı mutlu görünüyorsun.

separate

You can't separate language from culture. - Dil kültürden ayrılmaz.

He didn't like being separated from his family. - Ailesinden ayrılmayı sevmiyordu.

abstraction
(Askeri) break up

Tom finally decided to break up with Mary. - Tom nihayet Mary'den ayrılmaya karar verdi.

She plans to break up with her boyfriend. - Erkek arkadaşından ayrılmayı planlıyor.

(Otomotiv) cracking
stinking
diverging
(Biyokimya) partition
(Sigorta) opt out
(Sigorta) withdrawal
breaking down
(Kanun) separation from bed and board
secession
severance
detachment

Does detachment from the world really prevent suffering? - Dünyadan ayrılma acı çekmeyi gerçekten engelliyor mu?

abruptio
{i} disengaging
abruption
dichotomy
quiting
turn-off
conge
turn off

Don't forget to turn off the gas before you leave the house. - Evden ayrılmadan önce gazı kapatmayı unutma.

Don't forget to turn off the gas before leaving the house. - Evden ayrılmadan önce gazı kapatmayı unutma.

leavetaking
{i} sunder
disconnect
{i} decampment
{i} sequestration
dislocation
sunderance
{i} divorce

It was obvious to everyone that the marriage would sooner or later end in divorce. - Herkes için aşikardır ki, evlilik er ya da geç ayrılmayla sonuçlanır.

Tom and Mary had an ugly divorce. - Tom ve Mary kötü bir ayrılma yaşadı.

{i} segregation
{i} defection
ayrılmak
leave

However, Lucy is about to leave her home. - Ancak Lucy evinden ayrılmak üzereydi.

In any case, you have to leave early, whether you like it or not. - Hoşuna gitsin ya da gitmesin, her durumda erken ayrılmak zorundasın.

ayrılma noktası
departure point
ayrılma anında biniciye verilen içki
stirrup cup
ayrılma açısı
angle of departure, divergence angle
ayrılma bölgesi
(Askeri) area of separation
ayrılma yanlısı
secessionist
ayrılmak
break with
ayrılmak
split up

I want to split up, but I know I couldn't even if I tried. - Ayrılmak istiyorum ama denesem bile yapamayacağımı biliyorum.

I didn't want to split up with Mary. - Mary ile ayrılmak istemedim.

ayrılmak
check out

I'd like to check out tomorrow morning. - Yarın sabah ayrılmak istiyorum.

ayrılmak
split

Tom said he had to split. - Tom ayrılmak zorunda kaldığını söyledi.

I didn't want to split up with Mary. - Mary ile ayrılmak istemedim.

ayrılmak
divorce

I got word that Mary wants to divorce him. - Mary'nin ondan ayrılmak istediğini haber aldım.

ayrılmak
break up

I don't want to break up with you. - Senden ayrılmak istemiyorum.

She wanted to break up with him. - O onunla ayrılmak istiyordu.

ayrılmak
walk off
ayrılmak
(Dilbilim) be through
ayrılmak
split off
ayrılmak
drop out

Are you absolutely sure you want to drop out of school? - Okuldan ayrılmak istediğine kesinlikle emin misin?

Do you think Tom really intends to drop out of school? - Tom'un gerçekten okuldan ayrılmak istediğini düşünüyor musun?

ayrılmak
to leave, depart from
ayrılmak
divorce from
ayrılmak
walk out
ayrılmak
{f} deviate
ayrılmak
to be separated, to part; to leave, to depart; to break with sb; to break away, to drop out; to resign, to throw sth up; (yol) to diverge
ayrılmak
get off

I want to get off this island. - Ben bu adadan ayrılmak istiyorum.

ayrılmak
pull away
ayır
break into
emekliye ayrılma
retirement
ayrılmak
{f} desert
ayrılmak
withdraw
ayrılmak
fly off
ayrılmak
splinter off
ayrılmak
come away
ayrılmak
draw away
ayrılmak
take leave
ayrılmak
stray
ayrılmak
draw apart
ayrılmak
go
ayrılmak
desist
ayrılmak
come
ayrılmak
tear oneself away
ayrılmak
lead away from
ayrılmak
come unstuck
ayrılmak
be separated

We don't want to be separated. - Biz ayrılmak istemiyoruz.

ayrılmak
(Askeri) sheer off
ayrılmak
differentiate
ayrılmak
break apart
ayrılmak
differ
ayrılmak
wander from
ayrılmak
take one's farewell of
ayrılmak
dissent
ayrılmak
vacate
ayrılmak
revolt from
ayrılmak
buzz
ayrılmak
sever

Several boys had to leave school early yesterday. - Dün birkaç çocuk okuldan erken ayrılmak zorunda kaldı.

ayrılmak
part

I have no idea why you want to part with that. - Niçin ayrılmak istediğine dair fikrim yok.

He didn't want to part with his house. - O, evinden ayrılmak istemedi.

ayrılmak
be off
ayrılmak
separate

They want to separate after 40 years of marriage. - Kırk yıllık evliliklerinin ardından ayrılmak istiyorlar.

Britain is separated from the Continent by the Channel. - Britanya kanalla kıtadan ayrılmaktadır.

ayrılmak
get along
ayrılmak
to be separated

We don't want to be separated. - Biz ayrılmak istemiyoruz.

ayrılmak
(Askeri) clear

It was clear that Tom didn't want to leave. - Tom'un ayrılmak istemediği açıktı.

ayrılmak
give up
ayrılmak
apostatize
ayrılmak
hive off
ayrılmak
crack
ayrılmak
part with

He had to part with his secretary when she got married. - O, o evlendiğinde sekreterinden ayrılmak zorunda kaldı.

He had to part with his house. - O, evinden ayrılmak zorunda kaldı.

ayrılmak
move off
ayrılmak
separated

Britain is separated from the Continent by the Channel. - Britanya kanalla kıtadan ayrılmaktadır.

We don't want to be separated. - Biz ayrılmak istemiyoruz.

ayrılmak
part from

The day came at last when he had to part from her. - Ondan ayrılmak zorunda olduğu gün sonunda geldi.

ayrılmak
withdraw from
ayrılmak
disintegrate
ayrılmak
get clear of
ayrılmak
break with somebody
ayrılmak
disconnect
ayrılmak
walk out of
ayrılmak
pull out
ayrılmak
graduate
ayrılmak
sunder
ayrılmak
segregate
ayrılmak
throw over
ayrılmak
go away
ayrılmak
make departure
ayrılmak
got off
ayrılmak
resign
ayrılmak
get

I want to get off this island. - Ben bu adadan ayrılmak istiyorum.

We have to leave now if we want to get home before dark. - Hava kararmadan önce eve dönmek istiyorsak şimdi ayrılmak zorundayız.

ayrılmak
disperse
ayrılmak
fall
ayrılmak
fissure
ayrılmak
be through with
ayrılmak
throw up
izinli işten ayrılma
(Ticaret) leave
Ayır
allocate

Allocate a room for research purposes. - Araştırma amaçları için bir oda ayırın.

ayrılmak
break sth off
ayrılmak
disengage
ayrılmak
divide
ayrılmak
bow out of
ayrılmak
break away
ayrılmak
fall off
ayrılmak
get out
ayrılmak
secede
ayrılmak
start
ayrılmak
get a long
ayrılmak
differ with
ayrılmak
part company
ayrılmak
depart from
ayır
segregate
ayır
allocate to
ayır
{f} sparing

Would you mind sparing me thirty minutes of the day? - Bana günün otuz dakikasını ayırır mısın?

ayır
{f} allocated
ayır
{f} abstract
ayır
demarcate
ayır
sever from
ayır
discriminate

Subtle differences in tone discriminate the original from the copy. - Tondaki ince farklar orijinali fotokopiden ayırt eder.

ayır
{f} reserve

It's faster to reserve a taxi. - Bir taksi ayırtmak daha hızlıdır.

I reserved my hotel room three weeks in advance. - Otel odamı üç hafta önceden ayırttım.

ayır
{f} spaced
ayır
separate into
ayır
isolate
ayır
disconnect

Disconnect the power cable from the modem, wait for approximately one minute, then reconnect the cable. - Enerji kablosunu modemden ayır, yaklaşık bir dakika bekle, sonra kabloyu tekrar bağla.

Dan disconnected Linda from her respirator. - Dan, Linda'yı solunum cihazından ayırdı.

ayır
sever

I removed her number after severing our friendship. - Dostluğumuzu kestikten sonra onun numarasını ayırdım.

ayır
cut into
ayır
{f} parting
ayır
{f} reserved

We should have phoned ahead and reserved a table. - Önceden telefon etmeliydik ve bir masa ayırtmalıydık.

We have reserved a lot of food for emergencies. - Acil durumlar için bir sürü yiyecek ayırdık.

ayır
{f} isolated
ayır
spaced at
ayır
{f} part

The seats were reserved for the party. - Parti için sandalyeler ayırtıldı.

These devices are distinguished by particularly high-quality workmanship. - Bu cihazlar özellikle yüksek kaliteli işçilikle ayırt edilir.

ayır
{f} disconnecting

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

ayır
{f} separate

What separates Guangdong from Guangxi? - Guangdong'u Guangxi'den ne ayırıyor?

You can't separate language from culture. - Dili kültürden ayıramazsınız.

ayır
differentiate

We must be able to differentiate between objects and situations. - Nesneler ve durumlar arasında ayırım yapabilmeliyiz.

ayır
{f} segregated
ayır
{f} resolving
ayır
make disjoint
ayır
make disconnected
ayır
{f} parted
ayır
detach

I didn't detach them. - Ben onları ayırmadım.

ayır
{f} spare

Since there wasn't much time to spare, she took a taxi. - Ayıracak çok zamanı olmadığı için, taksiye bindi.

Do you have much time to spare? - Ayıracak çok zamanın var mı?

ayır
{f} separated

The policeman separated the two men who were fighting. - Polis kavga eden iki adamı ayırdı.

Our teacher separated us into two groups. - Öğretmen bizi iki gruba ayırdı.

ayır
set apart
ayır
{f} earmark

They earmarked enough money for research work. - Araştırma çalışması için yeterli para ayırdılar.

ayır
split into

Let's decide what needs to be decided, then let's split into two teams, OK? - Neye karar verilmesi gerektiğine karar verelim, sonra iki takıma ayıralım.

ayır
{f} abstracted
ayır
{f} disconnected

Dan disconnected Linda from her respirator. - Dan, Linda'yı solunum cihazından ayırdı.

ayır
{f} detached
ayır
{f} discriminating
ayır
break down into
ayır
disjoin
ayır
{f} separating

Why is politics separating us, when we ourselves know who is good and who isn't? - Kimin iyi olduğunu ve kimin olmadığını biz kendimiz bildiğimizde politika neden bizi ayırıyor?

English is one language separating two nations. - İngilizce iki ulusu ayıran bir dildir.

ayrılmak
{f} quit

Tom told me he wanted to quit the company. - Tom bana şirketten ayrılmak istediğini söyledi.

Tom didn't want to quit. - Tom ayrılmak istemedi.

ayrılmak
split out
ayrılmak
broken up with
ayrılmak
part company with
ayrılmak
broke up

I just broke up with the girl i love.

görevden ayrılma
leave from duty
ayrılmak
divorce from; part with
ayrılmak
{f} revolt
ayrılmak
{f} mosey
ayrılmak
unstuck
ayrılmak
to split into
ayrılmak
check out; break up
ayrılmak
cut loose
ayrılmak
divaricate
ayrılmak
{f} decamp
ayrılmak
part from; depart; quit
ayrılmak
split off; apostatize
ayrılmak
defect
Türkisch - Türkisch
Ayrılmak işi
Bir biçmeden geçen beyaz ışığın türlü renklerde görünmesi
(Osmanlı Dönemi) MUFASALA
(Hukuk) İNFİRAK
ayrılmak
Ben, Remzi Beyden ayrılıyorum."- R. N. Güntekin
ayrılmak
pozostawiać
Ayrılmak
(Osmanlı Dönemi) TEŞEZZÜR
Ayrılmak
(Osmanlı Dönemi) ŞAAB
Ayrılmak
(Osmanlı Dönemi) IHTİZAL
Ayrılmak
(Osmanlı Dönemi) TEZAYÜL
Ayrılmak
(Osmanlı Dönemi) TEHECCÜR
Ayrılmak
(Osmanlı Dönemi) CEREM
Ayrılmak
(Osmanlı Dönemi) RENEM
Ayrılmak
(Osmanlı Dönemi) İFRAC
Ayrılmak
(Osmanlı Dönemi) HULUC
Ayrılmak
(Osmanlı Dönemi) FÜKUK
Ayrılmak
(Osmanlı Dönemi) HAVS
ayrılmak
Bir yerden, bir kimseden, bir şeyden uzaklaşmak
ayrılmak
Bir yerden, bir kimseden, bir şeyden uzaklaşmak: "... rahat bir tavırla yanındaki adamdan ayrıldı."- Y. K. Karaosmanoğlu
ayrılmak
Ayırma işine konu olmak: "Geçen hafta, Akşehir'de Nasrettin Hoca törenine ayrılmıştı."- F. R. Atay
ayrılmak
Boşanmak: "Artık senden saklamaya sebep kalmıyor
ayrılmak
Ayırma işine konu olmak
ayrılmak
Evlilik birliğini bozmak
ayrılma
Favoriten