önemsiz

listen to the pronunciation of önemsiz
Türkçe - İngilizce
unimportant

You're thinking of unimportant things. - Önemsiz şeyler düşünüyorsun.

I wouldn't say it was unimportant. - Bunun önemsiz olduğunu söylemezdim.

insignificant

We're quite insignificant, but awesome nevertheless. - Biz oldukça önemsizdik ama buna rağmen müthiştik.

I'm so unimportant and insignificant. - Ben çok önemsiz ve anlamsızım.

trivial

The agitator is inclined to exaggerate trivial matters. - Tahrikçi önemsiz konuları abartma eğilimindedir.

Forget it, those are just trivial details. - Unut gitsin, bunlar sadece önemsiz ayrıntılar.

inconsequential
worthless
inconspicuous
unessential
not healthy
derisive
empty
backburner
secondary
derisory
of no account
no account
inconsiderable
small

Don't make such a big deal out of small things. - Önemsiz şeyleri dert etme.

unimportant, insignificant, trifling, trivial, paltry, negligible, immaterial, inconsiderable, inconsequenial, small-time, piddling
indifferent
fiddling
footling
dinky
trivial , minor
immaterial

This data is immaterial to the argument. - Bu bilgi savunma için önemsizdir.

Age is immaterial, unless you're a bottle of wine. - Sen bir şişe şarap olmadıkça yaş önemsizdir.

{s} negligible

The damage from the flood was negligible. - Selin verdiği hasar önemsizdi.

irrelevant

Everything else is irrelevant. - Başka her şey önemsiz.

{s} mere
{s} trifling
peanut
{s} slight
{s} minute
{s} paper
fig
likely
bit
puny
subordinate
inessential
minor

He always worries about minor points. - Önemsiz konularda her zaman endişe eder.

Tom's injuries are considered minor. - Tom'un yaralaları önemsiz sayılır.

{i} trifle

I know better than to quarrel with her about trifles. - Önemsiz şeyler hakkında onunla tartışmayacak kadar akıllıyım.

Stop saying trifles! Focus on the main point. - Önemsiz şeyler söylemeyi kes! Ana noktaya odaklan.

peripheral
small time
featherweight
measly
null
humble
little

Don't think little of the ants' lives. - Karıncaların yaşamını önemsiz sayma.

peddling
petty
fractional
picayune
piddling
nickel-and-dime
quibbles
{s} smalltime
{s} scrubby
{s} light
{s} unsubstantial
{s} jerkwater
menial
{s} quotidian
one horse
tuppenny
noaccount
{s} yeasty
immemorable
picayunish
of no worth
of no consequence
{s} lightweight
önem
importance

This problem is only of secondary importance. - Bu problem sadece ikincil derecede önemli.

He put emphasis on the importance of the exercise. - O, egzersizin önemi üzerine vurgu yaptı.

önem
{i} significance

The familiar place had a new significance for her. - Tanıdık bir yer onun için yeni bir öneme sahipti.

Did that have any special significance? - Onun herhangi özel bir önemi var mıydı?

önemsiz şey
straw
önemsiz (fark/derece vb)
nominal
önemsiz şey
picayune
önemsiz olmak
To be unimportant
önemsiz ayrıntılar
minutiae
önemsiz göstermek
mince
önemsiz işlerle uğraşmak
piddle
önemsiz işlerle uğraştırmak
sidetrack
önemsiz kimse
small beer
önemsiz konu
quiddity
önemsiz konu
side issue
önemsiz konum
back seat
önemsiz memurluk
bumbledom
önemsiz mesele
chaff
önemsiz miktar
negligible quantity
önemsiz olarak
insignificantly
önemsiz olay
incidental
önemsiz rol
walk on part
önemsiz sohbet
yack
önemsiz sözler
empty words
önemsiz sözler
small change
önemsiz ve silik kişilik
non person
önemsiz şahsiyet
nobody
önemsiz şey
stiver
önemsiz şey
unessential
önemsiz şey
bauble
önemsiz şey
Mickey Mouse
önemsiz şey
twopence
önemsiz şey
iota
önemsiz şey
rush
önemsiz şey
toy
önemsiz şey
trifle

Stop saying trifles! Focus on the main point. - Önemsiz şeyler söylemeyi kes! Ana noktaya odaklan.

Don't waste time on trifles. - Önemsiz şeylerle vakit harcama.

önemsiz şey
nick nack
önemsiz şey
cypher
önemsiz şey
no big deal
önemsiz şey
makeweight
önemsiz şey
unimportant thing

Here is ¥50,000. Please do not spend the money on unimportant things. - İşte 50.000 yen. Önemsiz şeylere para harcama lütfen.

You're thinking of unimportant things. - Önemsiz şeyler düşünüyorsun.

önemsiz şey
fry
önemsiz şey
knick knack
önemsiz şey
bagatelle
önemsiz şey
tuppence
önemsiz şey
molehill
önemsiz şeyler
trivia
önemsiz şeylerle uğraşmak
peddle
önem
{i} interest

Tom brought up an interesting point during the meeting. - Tom toplantı sırasında önemli bir konudan bahsettti.

That's interesting, but not important. - Bu ilginç ama önemli değil.

önem
magnitude
önem
{i} matter

It doesn't matter whether you answer or not. - Cevap verip vermemenin önemi yok.

You must bring home to him the importance of the matter. - Meselenin önemini ona iyice anlatmalısın.

önem
{i} consequence

I think the consequences are fairly significant. - Sonuçların oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.

It is important to emphasize that the consequences are not the same. - Sonuçların aynı olmadığını vurgulamak önemlidir.

kendini bir şey sanan önemsiz tip
pipsqueak
tantanalı ama önemsiz gösteri
pageant
önem
{i} emphasis

He put great emphasis on spoken English. - Konuşulan İngilizceye büyük önem verdi.

He put great emphasis on this point. - Bu konuya çok önem verdi.

önem
severity
önem
{i} accent
önem
{i} amount

Mushrooms contain significant amounts of minerals. - Mantarlar önemli miktarda mineral içerirler.

A considerable amount of money was appropriated for the national defense. - Önemli miktarda para ulusal savunma için tahsis edilmiştir.

önem
value

Television could be an important source of culture, and its educational broadcasts are valued in many schools. - Televizyon önemli bir kültür kaynağı olabilir, ve eğitim yayınlarına birçok okulda değer verilmektedir.

If we’re truly a nation of family values, we wouldn’t put up with the fact that many women can’t even get a paid day off to give birth. - Eğer gerçekten aile değerlerine önem veren bir milletsek, çoğu kadının doğum yapmak için ücretli izin bile alamadığı gerçeğine katlanmazdık.

önem
{i} stature
önem
substance
önem
noteworthiness
önem
heed

I realized that I had grown up when I started heeding my parents' advice. - Ben ailemin tavsiyesini önemsemeye başladığımda büyüdüğümü fark ettim.

önem
heftiness
önemsiz şey
trivium
önemsiz şey
bean
önem
immediacy
önem
moment

That's the least of our problems at the moment. - Bu, şu an için sorunlarımız arasında en önemsiz olanı.

The most precious thing in life is moments. - Hayattaki en önemli şey anlardır.

önem
cruciality
önem
meaning

Intonation is very important. It can completely change the meaning. - Tonlama çok önemlidir. Anlamı tamamen değiştirebilir.

önem
weight

Sugary drinks have no nutritional value and contribute significantly to weight gain. - Şekerli içeceklerin hiçbir besin değeri yoktur ve kilo almaya önemli ölçüde etki ederler.

His opinions carry weight. - Onun fikirleri önemlidir.

önem
stress

Tom is under considerable stress. - Tom önemli stress altında.

It is important to stress that the consequences are not the same. - Sonuçların aynı olmadığını vurgulamak önemlidir.

önem
urgency
önem
note

There were important notes in that notebook. - O not defterinde önemli notlar vardı.

The teacher stressed the importance of taking notes. - Öğretmen not almanın önemini vurguladı.

önem
{i} account

The problem is important on that account. - Sorun, o nedenle önemlidir.

It's important to take cultural relativism into account before judging another culture. - Başka bir kültürü yargılamadan önce kültürel göreceliği hesaba katmak önemlidir.

önemsiz şey
nothing
önemsiz şey
falderal
değersiz, önemsiz; boş, nafile
insignificant, unimportant, vain, vain
önemsiz şey
no biggie
göre önemsiz
nothing to
küçük ve önemsiz
incidental
küçük ve önemsiz şey
pinhead
plağın ikinci ve daha önemsiz kısmı
flip side
sinir bozucu önemsiz şey
pinprick
tantanalı ama önemsiz gösteri
pageantry
önem
regard

Scientists regard the discovery as important. - Bilim adamları keşfe önemli gözüyle bakıyor.

We regard him as an important man. - Onu önemli bir insan olarak görüyoruz.

önem
{i} import

I have an important role. - Önemli bir rolüm var.

Recycling paper is very important. - Kâğıdı geri dönüştürmek çok önemlidir.

önem
{i} strength

In judo, technique is more important than strength. - Judoda teknik, güçten daha önemlidir.

It is important to strengthen the foundation. - Temeli güçlendirmek önemlidir.

önem
{i} substantiality
önem
materiality
önem
{i} prominence
önem
significancy
önem
{i} gravity
önem
importance, emphasis, magnitude, consequence
önem
consideration
önemsiz şey
small beer
önemsiz şey
diminutive
önemsiz şey
trivia
önemsiz