tamam

listen to the pronunciation of tamam
Türkçe - İngilizce
okay

My studies are going okay. - Benim çalışmalar tamam olacak.

Why is it okay for boys, but not for girls? - Neden erkekler için tamam, ama kızlar için değil?

yes

Yesterday I finished learning Esperanto on Duolingo. - Dün Duolingo'da Esperanto öğrenmeyi tamamladım.

Yes, you're quite right. - Evet, sen tamamen haklısın.

OK
ready

I'm all packed and ready to go. - Tamamen toparlandım ve gitmeye hazırım.

Please be ready in about half an hour, okay? - Lütfen yaklaşık yarım saat içinde hazır ol, tamam mı?

allright
exact

It isn't totally exact. - O tamamen kesin değildir.

You and Tom are exactly the same. - Sen ve Tom tamamen aynısınız.

well and good
all right

I think it's all right now. - Sanırım o şimdi tamam.

If Bob had taken my advice, everything would be all right now. - Bob benim tavsiyemi dinleseydi, şimdi her şey tamam olacaktı.

(Konuşma Dili) deal

OK, we've got a deal. - Tamam, bir anlaşmamız var.

(deyim) it's all right

I think it's all right now. - Sanırım o şimdi tamam.

It's all right, Tom. Everything's all right now. - Tamam Tom. Şu anda her şey yolunda.

ok, ok
roger that
well

His family are all very well. - Onun ailesi tamamen çok iyidir.

Tom is well aware of the problem. - Tom sorunun tamamen farkındadır.

to a tee
(Argo) good-oh
very well then
full

The cherry trees are in full blossom. - Kiraz ağaçları tamamen çiçeklenmişler.

I was fully alive to the danger. - Ben tamamen tehlikenin farkındaydım.

done!

Wait a minute, my laundry is done, I'll go hang out the washing. - Bir dakika bekle, benim çamaşır tamam, çamaşırı asmaya gideceğim.

Was nothing done about that? - Onun hakkında hiçbir şey tamam değil miydi?

(Bilgisayar) finish

Tom finished eating all the ice cream that was in the freezer. - Tom dondurucudaki dondurmayı tamamen bitirdi.

They finished eighty miles' journey. - Onlar seksen millik yolculuğu tamamladılar.

(Bilgisayar) fixed
intact
(Argo) okey-dokey
right

If Bob had taken my advice, everything would be all right now. - Bob benim tavsiyemi dinleseydi, şimdi her şey tamam olacaktı.

It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right. - Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.

over

If you ask me, it's completely overblown. - Bana sorarsanız bu tamamen abartılı.

He was covered all over with paint. - O tamamen boyayla kaplanmıştı.

the whole

He bought the whole nine yards. - O, dokuz yardın tamamını satın aldı.

Tom remained wide awake the whole night. - Tom bütün gece tamamen uyanık kaldı.

gross
complete, not lacking in any part
used to express displeasure sarcastically: Tamam, bir bu eksikti! Great! This is all I need!
correct, free of mistakes: Hesaplarınız tamam. Your arithmetic is correct
it's a deal
complete, ready; finished, over; correct, right; the whole; All right!, Okay!, OK!, Done!
according to Hoyle
ready; complete; finished
agreed
righto
roger
finished

Tom finished eating all the ice cream that was in the freezer. - Tom dondurucudaki dondurmayı tamamen bitirdi.

I haven't quite finished eating. - Ben yemeği tamamen bitirmedim.

O.K

I'll hide and you find me. O.K.? - Saklanacağım ve sen beni bulacaksın. Tamam mı?

alright

Alright, see you then. - Tamam, görüşürüz o zaman.

Alright, mom, I get it! - Tamam, anne, bunu anlıyorum!

fully; for all of, for a whole: Tamam on gün sürdü. It went on all of ten days
yeah

Everybody pulled their socks up, yeah. - Herkes aklını başına devşirdi, tamam.

Yeah, show us your t... ranslations... - Tamam, bize çevirilerini göster.

mature
precisely
that's all right
complete

He will think he has been completely forgotten. - Tamamen unutulduğunu düşünecek.

He was completely absorbed in his work. - Tamamen işine dalmıştı.

O.K.!/All right!/Very well!
rightoh
all (of the), the whole (of the): Binanın tamamı yandı. The whole building burned down
exactly

Sally didn't exactly agree with Bill, but she supported him. - Sally, Bill'le tamamen aynı fikirde değildi ama onu destekledi.

I didn't have to open the letter. I knew exactly what it said. - Mektubu açmak zorunda değildim. Ne söylediğini tamamen biliyordum.

correct

She has finished correcting the exercises. - Alıştırmaları düzeltmeyi tamamladı.

This watch keeps correct time. - Bu saat tamamen doğrudur.

ok!

Write me sometime, OK? - Bir ara bana yaz tamam mı?

My studies are going okay. - Benim çalışmalar tamam olacak.

okey
is up
{s} done

All my homework is done. - Bütün ödevlerim tamam.

Was nothing done about that? - Onun hakkında hiçbir şey tamam değil miydi?

eact
time is up
tamam olmak
over
tamam olmak
be over
tamam olmak
be completed
tamam olmak
end
tamam olmak
to be completed
tamam olmak
completed
tamam!
very good!
tamam!
there
tamam! komutu
(Askeri) on
tamam
okay
tamam canım
all right honey
tamam canım
yes my dear
tamam canım
all right love
tamam etmek
1. to complete, finish, terminate. 2. (Konuşma Dili) to kill; to bump (someone) off
tamam gelmek
to be just right for, suit (someone) to a T
tamam nolmuş?
(Konuşma Dili) what then?
tamam nolmuş?
(Konuşma Dili) aye what then
tamam olarak
maturely
tamam olmak
1. to be ready; to be finished. 2. to end, come to an end
tamam olmak
to end, to be over
tamam olmama
incompletion
tamam yardımı
(Bilgisayar) help for ok
tamam, efendim
very good, sir!
tamam-değiştir
(Bilgisayar) ok-changeit
goldie tamam
(Askeri) goldie lock
tamamlar
complete
belge tamam
(Bilgisayar) document done
bu iş tamam
that takes care of that
dilbilgisi tamam
(Bilgisayar) gram completed
ifadesi tamam olmak
slang to be finished, be all washed up
kârını tamam etmek
colloq . to murder, kill
kısmen tamam
(Bilgisayar) partial ok
makine tamam
(Askeri) finished with engine
vakit tamam
time is up
vakit tamam
time's up
şimdi tamam
aha
Türkçe - Türkçe
(Osmanlı Dönemi) Tam, eksiksiz, noksansız
(Osmanlı Dönemi) Ne eksik ne fazla
(Osmanlı Dönemi) Münasib, uygun
(Osmanlı Dönemi) Bitme, bitirme, son, nihayet
Yanlış ve yalan olmayan, doğru
Taşıtların yola koyulabileceğini anlatır
Evet, peki, olur!
Beğenilmeyen bir iş veya öneri karşısında söylenir
Bütün, tüm
Tamamlanmış, bitmiş
Eksiksiz
Tamamlanmış, bitmiş: "Haydi Abbas, vakit tamam / Akşam diyordun işte oldu akşam."- C. S. Tarancı
tamam olmak
Sona ermek, tamamlanmak
tamam