sertçe

listen to the pronunciation of sertçe
Türkçe - İngilizce
rough
hardly
sharp
strongly
subacid
keenly
rigorously
sock
gruffly
impetuously
uncompromisingly
brusquely
unkindly
rigidly
sertçe vurmak
bash
sert
rigid

The new TV host is a little rigid. - Yeni televizyon sunucusu biraz sert.

The frame of the machine should be rigid. - Makinenin iskeleti sert olmalı.

sert
harsh

The prouder the individual, the harsher the punishment. - Birey ne kadar gururlu olursa, ceza o kadar sert olur.

We must adapt to today's harsh realities. - Bugünün sert gerçeklerine adapte olmalıyız.

sert
{s} hard

Diamond is essentially hard. - Elmas doğal olarak serttir.

It was blowing hard all night. - Bütün gece rüzgar sert esiyordu.

sert
firm
sert
{s} stiff

My shoulders feel stiff. - Benim omuzlarım sert.

I walked till my legs got stiff. - Bacaklarım sertleşinceye kadar yürüdüm.

sert
{s} rough

Don't be so rough on yourself. - Kendine bu kadar sert olma.

Tom likes to play rough. - Tom sert oynamayı seviyor.

sert
stern

Her stern look told the boys that they were in trouble. - Onun sert görünüşü çocuklara başlarının belada olduğunu söylüyordu.

He looks stern, but actually he's very kind. - Sert gözüküyor, ama aslında çok kibardır.

sert
{s} solid

When water freezes and becomes solid, we call it ice. - Su donduğunda ve sertleştiğinde, biz buna buz deriz.

sert
(Hukuk) severe

He severely criticized the mayor. - Belediye başkanını sert bir biçimde eleştirdi.

The look on my boss's face was severe. - Patronumun yüzündeki ifade sertti.

sertçe eleştirmek
knock
sertçe basmak
punch
sert
{s} bad

I have a bad stiff neck. - Benim kötü bir sert ensem var.

sert
hardcore
sert
{s} strong

A strong wind was blowing. - Sert bir rüzgar esiyordu.

The wind still blows strongly. - Rüzgar hâlâ sert esiyor.

sert
{s} brutal

No one can work under such brutal conditions. - Böyle sert koşullar altında hiç kimse çalışamaz.

The uprising was brutally suppressed. - İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.

sert
(İnşaat) aggressive
sert
{s} austere
sert
bitter

Tom was a bitter old man who was sick of life. - Tom hayattan bıkmış sert yaşlı bir adamdı.

I'm not bitter at all. - Ben hiç sert değilim.

sert
fierce

I hear the competition is pretty fierce. - Yarışmanın oldukça sert olduğunu duydum.

It is said that the Sentinelese are extremely fierce people. - Sentinel yerlilerinin oldukça sert insanlar olduğu söylenilmektedir.

sert
{s} violent

Tom is violent and dangerous. - Tom sert ve tehlikelidir.

They're not all violent. - Onların hepsi sert değil.

sert
tough

It's no use playing tough. - Sert oynamanın bir faydası yok.

He acts like a tough guy. - Sert bir adam gibi davranıyor.

birden sertçe bırakıvermek
flop
sert
hard-hitting
sert
cast-iron
sert
fiery
sert
hardcase
sert
hard-and-fast
sert
(Argo) tuff
sert
trenchant
sert
abrupt
sert
unsparing
sert
impetuous
sert
turbulent
sert
scabrous
sert
driving
sert
obdurate
sert
(Dilbilim) aspirated
sert
sharp-set
sert
piercing

It was piercingly cold outside. - Dışarıda çok sert bir soğuk vardı.

sert
{s} keen
sert
(Jeoloji) competent
sert
ill-natured
sert
unpermissive
sert
severly
sert
self-sufficient
sert
stand-up
sert
pointed
sert
hard-line
sert
inflexible

The rule is utterly inflexible. - Kural tamamen serttir.

sert
peppery
sert
furious
sert
short
sert
ironbound
sert
nonindulgent
sert
hard-set
sert
get-tough
sert
(Dilbilim) fortis
sert
bristly
sert
biting
sert
indurate
sert
leather

This steak is as tough as shoe leather. - Bu biftek ayakkabı derisi kadar sert.

sert
grum
sert
hard-bitten
sert
wild
sert
uncompromising
sert
acerb
sert
duro
sert
horny
sert
(Konuşma Dili) hard-featured
sert
lenten
sert
hot-headed
sert
acrimonious

Divorce can put mutual friends of the divorcing couple in a difficult position, particularly if it's an acrimonious split. - Boşanmalar, boşanan çiftlerin ortak arkadaşlarını zor durumda bırakabilir, özellikle de ayrılık sert ve tantanalı olmuşsa.

Tom and Mary had an acrimonious divorce and custody battle for their children. - Tom ve Mary'nin çocukları için sert bir boşanma ve velayet savaşı vardı.

sert
incisive
sert
pronounced
sert
(Argo) ruff
sert
intemperate
sert
heady
sert
scathing
sert
gruff
sert
unkind
sert
spanking
sert
strict

Our teacher is strict, and yet, he is kind. - Öğretmenimiz serttir ve henüz o kibardır.

The rules established by the company are very strict. - Şirket tarafından koyulan kurallar çok serttir.

sert
leathery
sert
adamant
sert
dys-
sert
curt
sert
stony
sert
unyielding
sert
hirsute
sert
boisterous
sert
starchy
sert
rigorous
sert
coriaceous
sert
rude
sert
steely
sert
acrid
sert
vitriolic
sert
dour
sert
repressive
sert
grim

In this line of work, if you make a grim face the customers won't come. - Bu iş sırasında, sert surat yaparsan, müşteriler gelmez.

sert
smart
sert
uncharitable
sert
fresh

In this harsh, petty world where money does the talking, his way of life is like a breath of fresh air. - Paranın konuştuğu bu sert, küçük dünyada, onun hayat tarzı derin bir nefes taze hava gibi.

sert
ferocious
sert
harsher

The prouder the individual, the harsher the punishment. - Birey ne kadar gururlu olursa, ceza o kadar sert olur.

sert
a fierce
sert
harder

The wind blew even harder when we reached the top of the hill. - Biz tepenin zirvesine vardığımızda rüzgar daha da sert esti.

The wind blew harder yet when we reached the top of the hill. - Tepenin üstüne ulaştığımızda rüzgar daha da sert esti.

sert
a stiff
Sert
(Tıp) indurated
ayağını sertçe vurmak
stamp
baba gibi sertçe azarlamak
dutch uncle
sert
{s} heavy
sert
{s} sound

I hope my last mail didn't sound too harsh. - Benim son postanın çok sert görünmediğini umuyorum.

sert
{s} drastic

Drastic times call for drastic measures. - Sert zamanlar sert önlemler gerektirir.

I think Tom is going to do something drastic. - Tom'un sert bir şey yapacağını düşünüyorum.

sert
crusty
sert
flinty
sert
cutting
sert
{s} Spartan
sert
{s} inelastic
sert
sharply drawn; hard, harsh, stark (line)
sert
short spoken
sert
sclero
sert
ill natured
sert
{s} dry

What would you like to drink? A dry martini. - Ne içmek isterdiniz? Sert bir martini.

sert
crabbed
sert
{s} pungent
sert
granite
sert
harsh, severe, rough
sert
{s} sclerous
sert
{s} hot
sert
{s} exact
sert
{s} granitic
sert
forbidding
sert
get tough
sert
(içki) short
sert
(şarap) round
sert
strong, potent; sharp, pungent; (something) which has a rough taste
sert
bossy

I think Tom is bossy. - Tom'un sert olduğunu düşünüyorum.

sert
harsh, unpleasant (sound)
sert
astringent
sert
cast iron
sert
exacting
sert
(hava) brisk
sert
disagreeable
sert
sharp

Don't be so sharp with the children. - Çocuklara karşı çok sert olma.

sert
caustic

That's a redundant, caustic question. - O gereksiz, sert bir soru.

His answers were caustic. - Onun cevapları sertti.

sert
{s} iron

Iron is harder than gold. - Demir altından daha serttir.

sert
brusk
sert
{s} shrewd
sert
(fikir vb.) unshaded
sert
{s} incompressible
sert
{s} nappy
sert
{s} inclement
sert
{s} surly
sert
hardline
sert
{s} stringent
sert
{s} starched
sert
hardening

After hardening, you can use your new vase to hold flowers. - Sertleştikten sonra, çiçeklerini muhafaza etmen için yeni vazonu kullanabilirsin.

sert
hard set
sert
fricative
sert
{s} tart

Tartar is a form of hardened dental plaque. - Tartar sertleşmiş diş plağının bir şeklidir.

sert
{s} spiky
sert
dys
sert
{s} gusty
sert
{s} unrelenting
sert
{s} ungentle
sert
shortspoken
sert
{s} ironclad
sert
hard line
sert
hard, rigid; stiff, firm; severe; harsh; strict, stern, drastic; violent; cutting, biting, hurtful, scathing, sharp; gruff, stiff, surly, brusque, forbidding, unkind; abrupt, curt; (içki) strong, stiff, heady; (sigara, vb.) strong; (tat, koku) acrid, pung
sert
hard and fast

The company has hard and fast rules against lateness. - Bu iş yerinde, geç kalanlar için sert ve hızlı kurallar var.

sert
hardhitting
sert
sharpset
sert
{s} vehement
sert
ungenerous
sert
castiron
sert
hard bitten
sert
{s} stark
sert
heavy handed
sert
{s} unbending
sert
scleroid
sert
sharp set
sert
hard hitting
sert
hard; tough
Türkçe - Türkçe

sertçe teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

SERT
(Osmanlı Dönemi) Aşağı getirmek
SERT
(Osmanlı Dönemi) Yutmak.SERT $ : Çiriş mâaunu
Sert
(Osmanlı Dönemi) ÇETİN
Sert
dik
sert
Hırçın, öfkeli, hiddetli: "Zaten Atatürk'ün ne vakit öfkesine kapılarak herhangi bir kimseye karşı herhangi bir sert harekette bulunduğunu kim hatırlar?"- Y. K. Karaosmanoğlu
sert
Hırçın, öfkeli, hiddetli
sert
Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan: "Birçokları beni dik ve sert olduğum için belki sevmiyorlardı."- M. Ş. Esendal
sert
Gönül kırıcı, katı, ters
sert
Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan
sert
Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı
sert
örümcek
sert
Gönül kırıcı, katı, ters: "... sarardı, dudakları titredi, ama adam sert bir davranışla kadehi kadının eline tutuşturdu."- H. E. Adıvar
sert
Güçlü kuvvetli: "Kapıyı kapadı, döndü, sert adımlarla ilerledi."- M. Ş. Esendal
sert
Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen
sert
Güçlü kuvvetli
sert
Titizlikle uygulanan, sıkı
sert
Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen: "Tabakanın sert yaylı kapağını tak diye kapatıyor."- T. Buğra
sert
Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı
sert
Çizilmesi, kırılması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı
sertçe