o-zaman-

listen to the pronunciation of o-zaman-
İngilizce - Türkçe

o-zaman- teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

<span class="word-self">zamanspan> makinesi
Time machine
Türkçe - İngilizce

o-zaman- teriminin Türkçe İngilizce sözlükte anlamı

<span class="word-self">zamanspan>
date

When was the last time you went on a date? - En son ne zaman biriyle çıktın?

Have a good time on your date. - Randevunda iyi zaman geçir.

her <span class="word-self">zamanspan>
always

You're always singing. - Her zaman şarkı söylüyorsun.

Bill is always honest. - Bill her zaman dürüsttür.

ne <span class="word-self">zamanspan>
when

When do you usually go to bed? - Genellikle ne zaman yatarsın?

When can I swim here? - Ne zaman burada yüzebilirim?

şimdiki <span class="word-self">zamanspan>
present

In a time-bound society time is seen as linear- in other words as a straight line extending from the past, through the present, to the future. - Zamana bağlı bir toplumda zaman lineer olarak görülür-yani geçmişten şimdiki zamana ve geleceğe doğru uzanan düz bir çizgi olarak.

There is no heaven or hell. We can only live in the present. - Cennet ya da cehennem yoktur. Biz sadece şimdiki zamanda yaşayabiliriz.

<span class="word-self">zamanspan>
time

Imagine that you had a time machine. - Bir zaman makinen olduğunu hayal et.

What time will you be back? - Ne zaman geri döneceksin?

hiçbir <span class="word-self">zamanspan>
never

He never takes any notice of what his father says. - O hiçbir zaman babasının söylediklerini önemsemez.

There never was a good war nor a bad peace. - İyi bir savaş, ne de kötü bir barış hiçbir zaman olmadı.

<span class="word-self">zamanspan>
tense

Tom says that he always feels tense when Mary is in the room. - Mary odada iken, Tom her zaman gergin hissettiğini söylüyor.

Relations between China and Japan have been tense recently. - Çin ve Japonya arasındaki ilişkiler son zamanlarda gergin olmuştur.

<span class="word-self">zamanspan> ayırabilmek
afford
<span class="word-self">zamanspan>
moment

From the moment he arrived there, he kept on bothering his doctor to tell him when he would be able to go home. - Oraya vardığı andan itibaren, eve ne zaman gidebileceğini kendisine söylemesi için doktoru rahatsız etmeye devam etti.

Tom showed up at just the right moment. - Tom tam doğru zamanda geldi.

boş <span class="word-self">zamanspan>
spare time

Yuriko arranges flowers in her spare time. - Yuriko boş zamanında çiçekleri düzenler.

I play the guitar in my spare time. - Boş zamanımda gitar çalarım.

<span class="word-self">ospan> <span class="word-self">zamanspan>
then

It's supposed to rain tomorrow night, so let's leave our umbrellas until then. - Yarın gece yağmur bekleniyor,öyleyse o zamana kadar şemsiyelerimizi bırakalım.

Since then, a great deal of change has occurred in Japan. - O zamandan beri, Japonya'da büyük bir değişim oldu.

en güzel <span class="word-self">zamanspan>
prime

He was cut down in his prime. - O, en güzel zamanında öldürüldü.

Tom is now in his prime. - Tom şu an en güzel zamanında.

her <span class="word-self">zamanspan> olduğu gibi
as usual

Deliveries will continue as usual. - Teslimatlar her zaman olduğu gibi devam edecek.

You look very pretty, as usual. - Her zaman olduğu gibi çok güzel görünüyorsun.

<span class="word-self">zamanspan>
time, season: Yenidünya zamanı geldi. Loquats are now in season
<span class="word-self">zamanspan>
hour

It took me more than two hours to translate a few pages of English. - Birkaç sayfa ingilizceyi çevirmek iki saatten daha fazla zamanımı aldı.

When I was a child, I spent many hours reading alone in my room. - Çocukken odamda yalnız başına kitap okuyarak çok fazla zaman geçirdim.

gelecek <span class="word-self">zamanspan> eki
will
her ne <span class="word-self">zamanspan>
whenever

Whenever I go to this store, they're selling freshly baked taiyaki cakes. - Bu dükkâna her ne zaman gitsem, taze pişmiş taiyaki kekleri satıyorlar.

Whenever my uncle comes, he brings some nice things for us. - Amcam her ne zaman gelse, o bizim için bazı güzel şeyler getirir.

<span class="word-self">zamanspan>
cycle
geniş <span class="word-self">zamanspan>
present tense

Which endings does this verb have in the present tense? - Bu fiil geniş zamanda hangi takıları alır?

<span class="word-self">ospan> <span class="word-self">zamanspan>
at the time

Tom claims he was drunk at the time. - Tom o zaman sarhoş olduğunu iddia ediyor.

Tom was the only person in the room at the time. - O zaman, Tom odadaki tek kişiydi.

<span class="word-self">zamanspan>
mus. time, meter, rhythm
<span class="word-self">zamanspan>
when: geldiği zaman when he came
<span class="word-self">zamanspan>
father time
<span class="word-self">zamanspan>
the right time or the time appointed (to do something): Artık bu işin zamanı geldi. It's now the right time to do this job
<span class="word-self">zamanspan>
whilst
<span class="word-self">zamanspan>
while

He always sings while having a shower. - O her zaman duş alırken şarkı söyler.

He always sings while having a shower. - O her zaman duşta şarkı söyler.

<span class="word-self">zamanspan>
free time: Bugün hiç zamanım yok. I've no free time today. 7 gram. tense
<span class="word-self">zamanspan>
day

It rained heavily all day, during which time I stayed indoors. - Tüm gün şiddetli yağmur yağdı, bu zaman zarfında evde kaldım.

I make it a rule to read the newspaper every day lest I should fall behind the times. - Zamanın gerisinde kalmayayım diye her gün gazete okumayı bir alışkanlık haline getirdim.

<span class="word-self">zamanspan>
bout
<span class="word-self">zamanspan>
geol. era
<span class="word-self">zamanspan> ayırmak
allow time
<span class="word-self">zamanspan> aşıldı
time is over
<span class="word-self">zamanspan> aşımı
(Hukuk) prescription
<span class="word-self">zamanspan> aşımı
negative prescription
<span class="word-self">zamanspan> aşımı ile hak kazanmak
prescribe
<span class="word-self">zamanspan> aşımı ile kazanılan hak
prescription
<span class="word-self">zamanspan> aşımı ile kazanılan hak
positive prescription
<span class="word-self">zamanspan> aşımı ile kazanılmış
prescriptive
<span class="word-self">zamanspan> aşımı süresi
(Hukuk) expiry date
<span class="word-self">zamanspan> aşımı süresinin uzaması
(Hukuk) extension (of a time limit, of a deadline)
<span class="word-self">zamanspan> aşımına uğramak
prescribe
<span class="word-self">zamanspan> aşımına uğramak
lapse
<span class="word-self">zamanspan> geçirmek
spend
<span class="word-self">zamanspan> içinde
(deyim) in due course
<span class="word-self">zamanspan> kaybı
leeway
<span class="word-self">zamanspan> kaybını telâfi etmek
make up for lost time
<span class="word-self">zamanspan> <span class="word-self">zamanspan>
from time to time, occasionally, every now and then, every now and again, every so often
<span class="word-self">zamanspan>
season

I wonder when the rainy season will end. - Yağışlı sezonun ne zaman biteceğini merak ediyorum.

Tax season is a very busy time of year for accountants. - Vergi sezonu muhasebeciler için yılın en meşgul zamanıdır.

<span class="word-self">zamanspan>
sands
<span class="word-self">zamanspan>
when

We'll do it when we have time. - Zamanımız olduğunda onu yapacağız.

When do you usually go to bed? - Genellikle ne zaman yatarsın?

ç<span class="word-self">ospanu kez/<span class="word-self">zamanspan>
usually
az <span class="word-self">zamanspan> içinde
soon
dar (<span class="word-self">zamanspan>)
short
dilim <span class="word-self">zamanspan>
(Bilgisayar) slot
en iyi <span class="word-self">zamanspan>
(Spor) the best time
erken <span class="word-self">zamanspan>
(Askeri) early time
esnek <span class="word-self">zamanspan>
flexible time
evvel <span class="word-self">zamanspan>
formerly
gelecek <span class="word-self">zamanspan>
(Dilbilim) the future tense
gerçek <span class="word-self">zamanspan>
real-time
geç <span class="word-self">zamanspan>
(Askeri) late time
her <span class="word-self">zamanspan>
(deyim) for ever and a day
her <span class="word-self">zamanspan>
in season and out of season
her <span class="word-self">zamanspan>
e'er
her <span class="word-self">zamanspan>
every time

Every time I hear that song, I think of my high school days. - O şarkıyı duyduğum her zaman,lise günlerimi düşünürüm.

This works every time. - Bu her zaman işe yarar.

her <span class="word-self">zamanspan>
at any time

An accident may happen at any time. - Bir kaza her zaman olabilir.

An earthquake can happen at any time. - Bir deprem her zaman olabilir.

her <span class="word-self">zamanspan>
forever

I am forever in trouble. - Benim her zaman başım belada.

A good book is the best friend, now and forever. - İyi bir kitap, şimdi ve her zaman en iyi arkadaştır.

hiç bir <span class="word-self">zamanspan>
in no case
hiç bir <span class="word-self">zamanspan>
not ever
hiç bir <span class="word-self">zamanspan>
in no circumstances
huzur veren (<span class="word-self">zamanspan> vb)
piping
ilerlemek (<span class="word-self">zamanspan>/yaş)
get along
jeolojik <span class="word-self">zamanspan>
(Coğrafya) geologic time
mekan ve <span class="word-self">zamanspan>
space and time
modern <span class="word-self">zamanspan>
modern-day
ne <span class="word-self">zamanspan>
whenever

Come whenever you want. - Lütfen ne zaman istersen gel.

Whenever my uncle comes, he brings some nice things for us. - Amcam her ne zaman gelse, o bizim için bazı güzel şeyler getirir.

ne <span class="word-self">zamanspan> ... ise
whenever
ne <span class="word-self">zamanspan> olduğuna bakmayarak
regardless when
ne <span class="word-self">zamanspan> olduğuna bakmayarak
regardless of when
ne <span class="word-self">zamanspan> olursa
at any time
<span class="word-self">ospan> <span class="word-self">zamanspan>
when then
<span class="word-self">ospan> <span class="word-self">zamanspan> ki
then
peki <span class="word-self">ospan> <span class="word-self">zamanspan>
well then
serbest <span class="word-self">zamanspan>
(Askeri) leisure time
standart <span class="word-self">zamanspan>
standard time
sıkıntılı <span class="word-self">zamanspan>
rainy day
uzay ve <span class="word-self">zamanspan>
space and time
uzay-<span class="word-self">zamanspan>
(Biyokimya) continuum
uzun <span class="word-self">zamanspan> önce
(Bilgisayar) long time ago
var (<span class="word-self">zamanspan>)
time to
<span class="word-self">zamanspan>
(Bilgisayar) timecard
<span class="word-self">zamanspan>
age

Tom always makes it a rule never to ask a woman her age. - Tom her zaman bir kadına yaşını asla sormamayı bir kural olarak benimser.

This part of the tune needs some real skill. It took me ages to learn how to play it on the piano. - Bestenin bu bölümünün biraz gerçek beceriye ihtiyacı var.Bunun piyanoda nasıl çalınacağını öğrenmek uzun zamanımı aldı.

<span class="word-self">zamanspan>
(Tıp) chrono-
<span class="word-self">zamanspan>
occasion

He reads detective stories on occasion. - O, zaman zaman dedektif hikayeleri okur.

He doesn't travel much apart from occasional business trips. - O zaman zaman iş gezilerinin dışında çok seyahat etmez.

<span class="word-self">zamanspan>
duration
<span class="word-self">zamanspan>
(Bilgisayar) time-scale
<span class="word-self">zamanspan>
times

There are times when I find you really interesting. - Seni gerçekten ilginç bulduğum zamanlar var.

In Viking times Greenland was greener than today. - Viking zamanında, Grönland bugünkünden daha yeşildi.

<span class="word-self">zamanspan>
epoch
<span class="word-self">zamanspan>
space

Between space and time. - Uzay ve zaman arasında.

If geometry is the science of space, what is the science of time? - Geometri uzay bilimi ise, zaman bilimi nedir?

<span class="word-self">zamanspan>
(Dilbilim) temporal
<span class="word-self">zamanspan>
era
<span class="word-self">zamanspan>
period

The students' lunch period is from twelve to one. - Öğrencilerin öğlen yemeği zamanı saat on ikiden saat bire kadardır.

Go easy on Bob. You know, he's been going though a rough period recently. - Bob'ın üzerine fazla gitmeyin.Bilirsiniz, o, son zamanlarda zor bir sürece rağmen devam etmektedir.

<span class="word-self">zamanspan>
reign

Once upon a time there lived an emperor who was a great conqueror, and reigned over more countries than anyone in the world. - Bir zamanlar büyük bir fatih olan bir imparator yaşardı ve dünyadaki herhangi birinden daha fazla ülkede hüküm sürdü.

There was a time when kings and queens reigned over the world. - Kralların ve kraliçelerin dünyada hüküm sürdüğü bir zaman vardı.

<span class="word-self">zamanspan>
(Bilgisayar) time card
<span class="word-self">zamanspan> almak
take (time)
<span class="word-self">zamanspan> almak
occupy
<span class="word-self">zamanspan> ayarı
timer
<span class="word-self">zamanspan> aşımı
time-out
<span class="word-self">zamanspan> aşımı
(Askeri) status of limitations
<span class="word-self">zamanspan> aşımı
lapse
<span class="word-self">zamanspan> aşımı
(Bilgisayar) timeouts
<span class="word-self">zamanspan> bazı
(Askeri) time base
<span class="word-self">zamanspan> doldu
time is up
<span class="word-self">zamanspan> dışı
time out
<span class="word-self">zamanspan> farkı
time difference
<span class="word-self">zamanspan> geçirmek
while away
<span class="word-self">zamanspan> geçirmek
kill time
<span class="word-self">zamanspan> geçirmek
spend time
<span class="word-self">zamanspan> geçme
lapse
<span class="word-self">zamanspan> kodu
(Bilgisayar) timecode
<span class="word-self">zamanspan> planı
schedule
<span class="word-self">zamanspan> uyumu
(Bilgisayar) synchronization
<span class="word-self">zamanspan> üstü
timelessness
çok <span class="word-self">zamanspan> önce
a long time ago
geniş <span class="word-self">zamanspan> ortacı gram
present participle
<span class="word-self">zamanspan>
time: Zaman nehir gibi akıyor. Time flows like a river. Bana zaman lazım. I need time. Fatoş'un zamanı az. Fatoş has little time to spare. ışık söndürme zamanı lights-out
dığı <span class="word-self">zamanspan>
when
<span class="word-self">zamanspan>
age, era, epoch: zamanın âlimleri the learned men of the age
<span class="word-self">Ospan> <span class="word-self">zamanspan>
that time

If only you had told me the whole story at that time! - Keşke o zaman bütün hikayeyi bana anlatsaydın!

I was cleaning my room for that time. - Ben o zaman odamı temizliyordum.

<span class="word-self">Ospan> <span class="word-self">zamanspan>
that the time
geçmiş <span class="word-self">zamanspan>
Dilbilgisi - Past tense
geçmiş <span class="word-self">zamanspan>
Old times
her <span class="word-self">zamanspan>
always, for ever, forever, evermore
her <span class="word-self">zamanspan> gülümseyen, mütebessim
Always smiling, mütebessim
ne <span class="word-self">zamanspan> gideceksin
when are you going to go
ne <span class="word-self">zamanspan> gideceksin
when will you go
ne <span class="word-self">zamanspan> gideceksin
when will you leave
<span class="word-self">ospan> <span class="word-self">zamanspan>
in that case
<span class="word-self">ospan> <span class="word-self">zamanspan>
then of
uzun <span class="word-self">zamanspan> içinde gerçekleşen
to take place over a period of timeto develop graduallygradual developmentslow progress/to progress slowly
<span class="word-self">zamanspan> ayırma
time allocation
<span class="word-self">zamanspan> ayırmak
Allow time, allocate time
<span class="word-self">zamanspan> ayırmak
Allocate time
<span class="word-self">zamanspan> harcama
waste time
<span class="word-self">zamanspan> kaybetmeden
Without wasting time, not wasting time

Drizzt, not wasting time, quickly arrived by his halfling friend's side!.

<span class="word-self">zamanspan> <span class="word-self">zamanspan>
call me time to time

ara beni zaman zaman.

<span class="word-self">zamanspan> zarfı
temporal adverb
geçmiş <span class="word-self">zamanspan> yerine kullanılan geniş <span class="word-self">zamanspan>
historical present
kesin <span class="word-self">zamanspan> ve <span class="word-self">zamanspan> aralığı
(Askeri) precise time and time interval
<span class="word-self">ospan> <span class="word-self">zamanspan>
at that time

If only you had told me the whole story at that time! - Keşke o zaman bütün hikayeyi bana anlatsaydın!

At that time, Mexico was not yet independent of Spain. - O zaman, Meksika henüz İspanya'dan bağımsız değildi.

<span class="word-self">ospan> <span class="word-self">zamanspan>
at that case
<span class="word-self">ospan> <span class="word-self">zamanspan>
by then

I'll be back by then. - O zamana kadar döneceğim.

By then, however, it was too late. - Ancak, o zamana kadar, çok geçti.

<span class="word-self">ospan> <span class="word-self">zamanspan>
thereat
<span class="word-self">zamanspan> <span class="word-self">zamanspan>
from time to time, occasionally
<span class="word-self">zamanspan> <span class="word-self">zamanspan>
from time to time

I meet him from time to time. - Ben zaman zaman onunla karşılaşırım.

You should look after the children from time to time. - Zaman zaman çocuklara bakmalısın.

<span class="word-self">zamanspan> <span class="word-self">zamanspan>
on and off

It was raining on and off all night long. - Bütün gece boyunca zaman zaman yağmur yağıyordu.

Tom and Mary have been dating on and off for a year. - Tom ve Mary bir yıldır zaman zaman çıkıyorlardı.

<span class="word-self">zamanspan> <span class="word-self">zamanspan>
betweenwhiles
<span class="word-self">zamanspan> <span class="word-self">zamanspan>
in places
<span class="word-self">zamanspan> <span class="word-self">zamanspan>
betweentimes
<span class="word-self">zamanspan> <span class="word-self">zamanspan>
ever and anon
<span class="word-self">zamanspan> <span class="word-self">zamanspan>
now and again
<span class="word-self">zamanspan> <span class="word-self">zamanspan>
now and then

Tom hears from Mary every now and then. - Tom zaman zaman Mary'den haber alır.

I meet him at school now and then. - Zaman zaman okulda onunla karşılaşırım.