karşı

listen to the pronunciation of karşı
Türkçe - İngilizce
against

You should save some money against a rainy day. - Sıkıntılı günlere karşı biraz para biriktirmelisiniz.

If God is with us, then who can be against us? - Eğer Allah bizimleyse, sonra kim bize karşı çıkabilir?

versus

The exchange rate of the dollar versus the euro has declined. - Doların Avroya karşı kuru inişe geçti.

opposite; against; contrary; discordant; facing; toward, towards, to opposite side
opposite

Tom sat opposite Mary. - Tom Mary'nin karşısına oturdu.

They live in the house opposite to ours. - Bizim evin karşısındaki evde yaşarlar.

counter

He countered their proposal with a surprising suggestion. - O, onların teklifine şaşırtıcı bir öneri ile karşılık verdi.

There was no counterevidence. - Hiçbir karşı delil yoktu.

facing, opposite
repugnant
before

He recoiled before his master's anger. - O, efendisinin öfkesi karşısında geri çekildi.

I think I've met you before. - Seninle daha önce karşılaştığımı düşünüyorum.

opposed

He's opposed to racial discrimination. - Irksal ayrımcılığa karşı çıktı.

I'm sorry, but I am opposed to this project. - Üzgünüm, ama bu projeye karşıyım.

anti

The anti-smoking law is just, in my opinion. - Bence, sigara karşıtı yasa makul.

Anti-Chinese sentiment is on the rise in Myanmar. - Myanmar'da Çin karşıtı düşünceler artıyor.

opponent

The candidate made wild accusations against his opponent. - Aday rakibi karşısında vahşi suçlamalar yaptı.

Lincoln welcomed his old political opponent. - Lincoln eski siyasi rakibini karşıladı.

facing

I'm facing that problem, myself. - Ben bizzat o sorunla karşı karşıyayım.

Tom is facing a few serious problems. - Tom birkaç ciddi sorunla karşı karşıya.

opposing

I am willing to go on record as opposing nuclear tests. - Nükleer testlere karşı açıklamaya hazırım.

Environmentalists are opposing the Keystone XL pipeline. - Çevreciler, Keystone XL boru hattına karşı çıkıyorlar.

toward, to, for
against, as a cure for, as a countermeasure to
towards

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

They behave towards Muslims in a way in which a Muslim would never behave towards his enemy. - Onlar müslümanlara karşı bir müslümanın düşmanına karşı asla davranmadığı şekilde davranıyor.

against, contrary to
con

In contrast to yesterday, it isn't hot at all today. - Düne karşın,bugün hiç sıcak değil.

Mrs Cockburn concealed her name lest the knowledge of her sex and youth should produce a prejudice against her work. - Gençlik ve cinsiyetiyle ilgili bilgi işine karşı bir ön yargıya sebep olmasın diye Bayan Cockburn adını gizledi.

toward

The soldiers were disaffected toward the government. - Askerler hükümete karşı hoşnut değillerdi.

They behave towards Muslims in a way in which a Muslim would never behave towards his enemy. - Onlar müslümanlara karşı bir müslümanın düşmanına karşı asla davranmadığı şekilde davranıyor.

contrary

There is no evidence to the contrary. - Hiçbir karşıt kanıt yoktur.

discordant
athwart
contra

The affluence of the United States is often contrasted with the poverty of undeveloped countries. - ABD'nin zenginliği genellikle gelişmemiş ülkelerin fakirliği ile karşılaştırılır.

As far as Bob is concerned, anything goes. By contrast, Jane is very cautious. - Bob'a kalırsa, bir şey dönüyor. Buna karşılık, Jane çok dikkatli.

gainst
facing, in the direction of, toward
for

When meeting a person for the first time, keep the conversation light. - Biriyle ilk defa karşılaştığında,konuşmayı hafif sürdür.

Fortunately they had no storms on the way. - Bereket versin ki, yolda fırtınayla karşılaşmadılar.

counter-, anti-
(Bilgisayar) disagree

To be quite honest with you, I disagree with that statement. - Sana karşı oldukça dürüst olmak gerekirse, o açıklamaya katılmıyorum.

John Rutledge disagreed strongly. - John Rutledge şiddetle karşı çıktı.

{e} to
(Biyokimya) trans

Compare your translation with the one on the blackboard. - Çevirini tahtada olanla karşılaştır.

One problem translators face is that sometimes the source document is poorly written. - Çevirmenlerin karşılaştığı bir sorun kaynak belgenin kötü yazılmasıdır.

(Bilgisayar) remote
in spite of the fact that
averse
adverse
derogative
in contrast

In contrast to yesterday, it isn't hot at all today. - Düne karşın,bugün hiç sıcak değil.

agains

Kim Kardashian started a campaign against Turkey, so I never like her. - Kim Kardashian Türkiye karşıtı bir kampanya başlattı, bundan dolayı onu asla beğenmiyorum.

I am against this project. - Ben bu projeye karşıyım.

opposed to

He's opposed to racial discrimination. - Irksal ayrımcılığa karşı çıktı.

I'm sorry, but I am opposed to this project. - Üzgünüm, ama bu projeye karşıyım.

to counter
(Tıp) ante
derogate
with

People should be honest with one another. - İnsanlar birbirlerine karşı dürüst olmalı.

Everyone, without any discrimination, has the right to equal pay for equal work. - Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.

karşı koymak
withstand
karşı koymak
resist

It was hard to resist the impulse to wring Tom's neck. - Tom'un boynunu sıkma dürtüsüne karşı koymak zordu.

They dug miles of underground tunnels to resist the enemy attack. - Onlar düşman saldırısına karşı koymak için millerce yeraltı tünelleri kazdılar.

karşı gelme
objection
karşı koymak
oppose

It was heroic of them to oppose the enemy. - Düşmana karşı koymak onların kahramanlığıydı.

karşı çıkmak
{f} object
karşı olan
opposite
karşı koyamamak
succumb
karşı gelen
defiant
karşı gelmek
defy
karşı ilerlemek
stem
karşı karşıya gelmek
face
karşı karşıya gelmek
to come face to face, to come across, to meet, to face
karşı konulamaz
irresistible

I find them irresistible. - Onları karşı konulamaz buluyorum.

I find him irresistible. - Onu karşı konulamaz buluyorum.

karşı koyamamak
yield
karşı koyma
defiance
karşı koymak
fight back

You've got to fight back. - Karşı koymak zorundasın.

We won't hesitate to fight back. - Karşı koymak için tereddüt etmeyeceğiz.

karşı koymak
stand up to
karşı koymak
confront

Someone has to confront them. - Biri onlara karşı koymak zorunda.

Someone has to confront Tom. - Biri Tom'a karşı koymak zorunda.

karşı olarak
contra
karşı olmak
be opposed to
karşı önlem
counter measure
karşı örnek
(Bilgisayar,Teknik) counterexample
karşı örnek
counter example
karşı-bellek
counter-memory
karşı taraf
opponent
karşı ağırlık kulesi
(İnşaat) Counterweight tower
karşı durma
oppose
karşı koymaya hazırlanmak
be prepared to resist
karşı ödemeli
(Telekom) collect call
karşı akım
countermotion
karşı akın
counterattack
karşı akış
counterflow
karşı atak
counterattack
karşı atak yapmak
counter
karşı atak yapmak
riposte
karşı ateş
counterfire
karşı ağırlık
counterweight
karşı ağırlık
counterpoise, counterweight
karşı basınç
back pressure
karşı casusluk
counterintelligence
karşı casusluk
counterespionage
karşı cins
opposite sex
karşı cins gibi giyinen ve davranan kimse
transvestite
karşı cins gibi giyinme ve davranma
transvestism
karşı cinse ait
heterosexual
karşı cinse ilgi duyan
straight
karşı cinse ilgi duyan kimse
hetero
karşı cinse ilgi duyan kimse
heterosexual
karşı cinse özenen kimse
transvestite
karşı cinse özenme
transvestism
karşı dava
cross action
karşı dava
counterclaim
karşı dava açmak
counterclaim
karşı dava açmak
set off
karşı denge
counter balance
karşı devrim
counterrevolution
karşı duran
opponent
karşı durmak
to resist, oppose
karşı duyarlı olmak
be liable to
karşı emir
counterorder
karşı entrika
counterplot
karşı etki yapmak
react
karşı eşit kuvvet
equipoise
karşı gelen kimse
dissident
karşı gelme
protest
karşı gelme
contravention
karşı gelme
infringement
karşı gelme
kick
karşı gelme
noncompliance
karşı gelme
resistance
karşı gelme
defiance
karşı gelme eğilimi
negativism
karşı gelmek
oppose
karşı gelmek
transgress
karşı gelmek
go against
karşı gelmek
to defy; to oppose openly
karşı gelmek
controvert
karşı gelmek
to oppose, to buck, to go against sb/sth, to contravene, to defy, to revolt
karşı gelmek
object to
karşı gelmek
recalcitrate
karşı gelmek
beard
karşı gelmek
buck
karşı gelmek
argue
karşı gelmek
cut across
karşı gelmek
bridle
karşı gerilla
counterguerrilla
karşı gitmek
to go to meet (someone)
karşı görüşlü
1. opposed, opposing. 2. opponent
karşı güç
(Askeri) counterforce
karşı hareket
counteraction
karşı harekette bulunan
counteractive
karşı hücum
counterattack
karşı hücuma geçmek
to counterattack
karşı itham
countercharge
karşı ithamda bulunmak
to countercharge
karşı iyon
counter ion
karşı kama
counterwedge
karşı karşıya
face to face

The teacher and I sat down face to face. - Öğretmen ve ben karşı karşıya oturduk.

I was face to face with my parents' murder. - Ben anne ve babamın katili ile karşı karşıyaydım.

karşı karşıya
(Hukuk) vis-a-vis
karşı karşıya bırakmak
expose
karşı karşıya bırakmak
confront smb. with
karşı karşıya duran şey
vis-a-vis
karşı karşıya face
to face
karşı karşıya gelme
skirmish
karşı karşıya kalmak
expose oneself
karşı karşıya kalmak
to ccome up against sb/sth, to encounter
karşı karşıya olan
subject to
karşı karşıya olan
subject
karşı karşıya olmak
to face
karşı kimse
adversary
karşı komuta, kontrol ve muhabere
(Askeri) counter command, control, and communications
karşı konulamaz duygu
outpouring
karşı konulamaz duygu
outpour
karşı konulamazlık
irresistibility
karşı konulmaz
irresistible, seductive
karşı konulmaz
overwhelming

I know how overwhelming it can be. - Bunun ne kadar karşı konulmaz olabileceğini biliyorum.

karşı konulmaz bir ihtiras duymak
carry a torch for
karşı konum
opposition
karşı konum
syzygy
karşı koyan
defier
karşı koyma
counteraction
karşı koyma
deprecation
karşı koyma
despite
karşı koyma
opposition
karşı koyma
resistance

Resistance is futile. - Karşı koymanın faydası yok.

Those who are terrorists for some, are resistance for others. - Bazıları için terörist olanlar diğerleri için karşı koymadır.

karşı koymak
stand

We need strong leaders who are not afraid of standing up to political correctness. - Bizim politik doğruluğa karşı koymaktan korkmayan güçlü liderlere ihtiyacımız var.

karşı koymak
dispute
karşı koymak
face up to
karşı koymak
bear against
karşı koymak
counterwork
karşı koymak
offer resistance
karşı koymak
stick up to
karşı koymak
refuse
karşı koymak
counter
karşı koymak
fend
karşı koymak
to resist, to withstand, to oppose, to go against sb/sth
karşı koymak
set against
karşı koymak
face
karşı koymak
oppugn
karşı koymak
demur
karşı koymak
counteract
karşı koymak
stand out against
karşı koymak
contest
karşı koymak
to oppose, resist, make a stand (against)
karşı koymak
stand out
karşı koymayan
unresisting
karşı kuvvet
reaction
karşı kışkırtmak
set against
karşı mili
countershaft
karşı olan
averse
karşı olan
antipathetical
karşı olan
antipathetic
karşı olan
oppositional
karşı olan
facing
karşı olan
antagonistic
karşı olan kimse
opposing person
karşı olan kimse
antagonist
karşı olan kimse
anti
karşı olan kimse
critic
karşı olmak
oppose
karşı olmak
a) to be against b) to face, to overlook
karşı olmak
go counter to
karşı olmak
face
karşı olmak
impugn
karşı olmak
to be against

You don't need a PhD in quantum physics to be against nuclear war. - Nükleer savaşa karşı olmak için kuantum fiziğinde bir doktoraya ihtiyacın yok.

karşı olmak
go against
karşı olmak
set against
karşı olmak
dissent
karşı olmak
be against

You don't need a PhD in quantum physics to be against nuclear war. - Nükleer savaşa karşı olmak için kuantum fiziğinde bir doktoraya ihtiyacın yok.

karşı olmak
front
karşı olmak
weigh against smb
karşı oy
opposing vote, negative vote
karşı oy
black ball
karşı oy
negative vote
karşı oy
spite vote
karşı oy vermek
pip
karşı ray
check rail
karşı reform
counterreformation
Türkçe - Türkçe
Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı: "Karşıki kıyıda yün denkleri çıkaran gemiye haykırdık, işaretler ettik."- R. H. Karay. Ön, kat, huzur: "İkisi birden müdürün karşısına çıkarlar."- Y. Z. Ortaç
Bulunan yere göre önde, ileride olan
Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi
Karşılık olarak, mukabil
Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi: "Karşımdaki kitap rafında eserlerim sırayla duruyor."- H. E. Adıvar
Yüzünü bir şeye doğru çevirerek
Ön, kat, huzur
İçin, hakkında
Doğru, sularında
Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı
Karşıt, zıt, muhalif
Karşılık olarak, mukabil: "Bir ölüm haberine karşı ben, içimde bin ezinti, bin çöküntü duydum."- A. Ş. Hisar. İçin, hakkında: "Edebiyata karşı ilk alaka sizde nasıl ve ne zaman başladı?"- S. F. Abasıyanık. -e doğru: "Bir sabaha karşı yine çakal sesleriyle uyanmıştım."- S. F. Abasıyanık
alın
karşı tutumu savunma
(Muzik) Kişinin, kendi kişisel inancına veya tutumuna ters düşen bir görüşü dile getirmesi veya bir tutuma girmesi
karşı olmak
Birine veya bir düşünceye katılmamak, karşıt olmak
karşı akın
Karşı takımın yaptığı bir akını durdurup hemen akına geçme işi, kontratak
karşı devrim
Bir devrimi yıkmayı ve onun ürünlerini ortadan kaldırmayı hedefleyen hareket
karşı düşürüm
Anti-damping
karşı gelim
Karşıtlık
karşı görüş
Bir teze karşı veya iddiaya karşı yeni ve değişik önerme getirme
karşı karşıya
Yüz yüze
karşı olum
Birbirinin karşısında bulunan, birbirini karşılıklı olarak dışta bırakan kavram veya yargı arasındaki bağlantı, tekabül
karşı oy
Kırmızı oy
karşı oy
Muhalefet etme, karşı gelme
karşı sav
Bir çatışkının ikinci terimini oluşturan düşünce veya önerme, antitez
Karşı gelmek
çemkirmek
Karşı gelmek
mukabele etmek
Karşı taraf
otageçe
Karşı taraf
annaç
ZAPTA KARŞI TEMİNAT
(Hukuk) Müşterinin satın aldığı bir mala karşı, satış zamanında var olan bir hak nedeni ile yapılabilecek herhangi bir müdahale önlemek ve malın kısmen veya tamamen zaptı durumunda,müşterinin uğradığı zararı tazmin etmek
karşı taraf
(Osmanlı Dönemi) hasım
sabaha karşı
Gecenin sabaha yakın zamanında
karşı