kabul etme

listen to the pronunciation of kabul etme
Türkçe - İngilizce
avow
conceding
embracement
(Kanun) acknowledgement
acknowledge

He didn't acknowledge defeat. - O, yenilgiyi kabul etmedi.

We have to acknowledge that. - Bunu kabul etmek zorundayız.

(Bilgisayar) don't accept

Many doctors don't accept Medicare. - Birçok doktor Medicare'i kabul etmemektedir.

Don't accept rides from strangers. - Yabancılardan gezinti kabul etmeyin.

acceptant
acceptingness
commissioning
acknowledging

Tom was never very good at acknowledging mistakes. - Tom hataları kabul etmede çok iyi değildi.

Unlike yourself, I'm used to acknowledging my mistakes. - Senin aksine, ben hatalarımı kabul etmeye alışkınım.

avowal
acquiescence
agreement

We had to agree to total confidentiality and sign a non-disclosure agreement. - Toplam gizliliği kabul etmek ve bir gizlilik sözleşmesi imzalamak zorundaydık.

acceptance

His acceptance of the present was regarded as bribery. - Onun hediyeyi kabul etmesi rüşvet olarak kabul edildi

intromission
(Hukuk) adoption
(vücut) take
acknowledgment
{i} disclaim
embrace
reception
acquiesce
(Nükleer Bilimler) receiving

I also use this study for receiving guests. - Bu çalışma odasını misafirleri kabul etmek için de kullanırım.

kabul etmek
{f} acknowledge

It's often very hard to acknowledge that you may have outgrown your friendship. - Arkadaşlığınızı aşmış olabileceğinizi kabul etmek genelde çok zordur.

We have to acknowledge that. - Bunu kabul etmek zorundayız.

kabul etmek
approve

Tom has to approve this. - Tom bunu kabul etmek zorunda.

kabul etmek
accept

Tom just had to accept things the way they were. - Tom sadece işleri olduğu gibi kabul etmek zorunda kaldı.

Tom seems to be unwilling to accept our offer. - Tom önerimizi kabul etmek için isteksiz görünüyor.

kabul etmek
agree

I had no choice but to agree. - Kabul etmekten başka seçeneğim yoktu.

My sponsor was willing to agree to my suggestion. - Benim sponsorum benim öneriyi kabul etmek için istekliydi.

kabul etmek
{f} receive

Tom isn't yet ready to receive visitors. - Tom henüz ziyaretçi kabul etmek için hazır değil.

kabul etmek
{f} affiliate
kabul etmek
{f} recognize
kabul etmek
{f} adopt
kabul etmek
regard as
egemenliğini kabul etme
homage
kabul etmek
ok
kabul etmek
{f} consent
kabul et
(Konuşma Dili) let's face it
kabul etmek
{f} grant
kabul etmek
confess
kabul et
agree

They agreed to work together on the project. - Projede birlikte çalışmayı kabul ettiler.

They agreed to work together. - Birlikte çalışmayı kabul ettiler.

kabul etmek
favour
kabul etmek
concede
kabul etmek
receive somebody
kabul etmek
allow
kabul etmek
assent
kabul etmek
take something on
kabul etmek
sanction
kabul etmek
assent to
kabul etmek
favor
kabul etmek
avow oneself
kabul etmek
settle for
kabul etmek
give in
kabul etmek
go along with
kabul etmek
hold
kabul etmek
(Ticaret) endorse
kabul etmek
consider
kabul etmek
take

Tom has to take this call. - Tom bu aramayı kabul etmek zorunda.

You have to take the good with the bad. - İyiyi ve kötüyü birarada kabul etmek zorundasın.

kabul etmek
fall in with
kabul etmek
ok, ok
kabul etmek
have

You didn't have to accept such an unfair proposal. - Böyle uygunsuz bir öneriyi kabul etmek zorunda değildin.

We will have to take on someone to do Tom's work. - Tom'un işini yapması için birini kabul etmek zorunda kalacağız.

kabul etmek
(Kanun) concur
kabul etmek
be sold on
kabul etmek
come to terms with
kabul etmek
daybreak
kabul etmek
(Ticaret) enact
kabul etmek
take in
kabul etmek
fall in with somebody
kabul etmek
enrol
kabul etmek
presume
kabul etmek
defer to
kabul etmek
sustain
kabul etmek
(Konuşma Dili) come clean
kabul etmek
say yes
kabul etmek
agree to

He was foolish to agree to the plan. - Planı kabul etmek aptalcaydı.

There is no choice but to agree to his plan. - Onun planını kabul etmekten başka seçenek yoktur.

kabul etmek
acquiesce
kabul etmek
defer
kabul etmek
accede
kabul etmek
consist of
kabul etmek
embrace
kabul etmek
acquiescence
kabul etmek
accede to
kabul etmek
assume
kabul etmek
postulate
memnuniyetle kabul etme
(Politika, Siyaset) acceptance
sorgusuz kabul etme
acquiescing
kabul et
acquiesce
kabul et
{f} admitted

Tom admitted that what Mary said was true. - Tom Mary'nin söylediğinin doğru olduğunu kabul etti.

Tom admitted that he murdered Mary. - Tom Mary'yi öldürdüğünü kabul etti.

kabul et
accept

In brief, you should have accepted the responsibility. - Kısacası, sorumluluğu kabul etmeliydin.

I accepted her invitation. - Onun davetini kabul ettim.

kabul et
{f} accepted

They accepted him as the city's best doctor. - Onlar onu şehrin en iyi doktoru olarak kabul ettiler.

I had the article accepted by a travel magazine. - Ben, makaleyi bir seyahat dergisi tarafından kabul ettirdim.

kabul et
{f} postulated
kabul et
concede

The accountant would not concede the mistake. - Muhasebeci hatayı kabul etmezdi.

The professor I was arguing with finally conceded and said I was right. - Tartıştığım profesör sonunda haklı olduğumu kabul etti.

kabul et
{f} conceding
kabul et
{f} agreed

Well, OK, Willie finally agreed. - Tamam, pekala, Willie nihayet kabul etti.

The girl's parents agreed to her request. - Kızın ebeveynleri onun ricasını kabul etti.

kabul etmek
bow to
kabul etmek
take on board
kabul etmek
initiate
kabul etmek
naturalize
kabul etmek
subscribe
kabul etmek
give credence
kabul etmek
welcome
kabul etmek
buy
kabul etmek
fall in with sth
kabul etmek
pass

They don't want to admit that it's really a passing fad. - Onlar gerçekten bunun gelip geçici bir heves olduğunu kabul etmek istemiyor.

kabul etmek
shoulder
kabul etmek
own
kabul etmek
brook
kabul etmek
attach credence
kabul etmek
{f} admit

Our principal wanted to admit Bob to our school. - Bizim müdür Bob'u okulumuza kabul etmek istiyordu.

I must admit that I snore. - Horladığımı kabul etmek zorundayım.

kabul etmek
admission to
kabul etmek
take up
kabul etmek
honour [Brit.]
kabul etmek
to be regarded
Avrupa Standartlarını kabul etme
(Hukuk) adoption of European Standards
borcu kabul etme
(Ticaret) acknowledgement of debt
kabul et
conceded

The professor I was arguing with finally conceded and said I was right. - Tartıştığım profesör sonunda haklı olduğumu kabul etti.

kabul et
intromit
kabul etmek
a) to accept, to consent, to agree (to), to assent (to), to accede b) to admit, to concede, to acknowledge c) to receive (sb) d) to approve, to adopt e) to presume
kabul etmek
(Hukuk) to adopt, to approve, to grant, to acknowledge
kabul etmek
certify
kabul etmek
turn thumbs up on
kabul etmek
thole
kabul etmek
1. to accept; to consent, agree to; to acquiesce in. 2. to receive (someone)
kabul etmek
(üyeliğe vb.) enfranchise
kabul etmek
(çek) honor
kabul etmek
yield
kabul etmek
affiliate#
kabul etmek
{f} witness
kabul etmek
repute
kabul etmek
permit
kendi uyruğuna kabul etme
(Hukuk) naturalization
kutsal kabul etme
shrining
oybirliği ile kabul etme
a solid vote
protesto ettikten sonra kabul etme
(senet) supraprotest
vatandaşlığa kabul etme
enfranchisement
yenilgiyi kabul etme
defeatism
kabul etme