kötüleşmek

listen to the pronunciation of kötüleşmek
Türkçe - İngilizce
worsen

Tom's condition is worsening. - Tom'un durumu kötüleşmektedir.

get worse
deteriorate
go worse
sink
to become a prostitute
retrograde
go down
to become bad, deteriorate
retrogress
to become bad, to worsen, to deteriorate
relapse
(Konuşma Dili) go from bad to worse
kötü
wicked

Don't do wicked things. - Kötü şeyler yapmayın.

Punish the wicked and save the weak. - Kötüleri cezalandır ve zayıfları koru.

kötü
poor

He has poor eyesight. - Onun görme kabiliyeti kötü.

We had a poor harvest because of the lack of water. - Su yokluğu nedeniyle kötü hasat hasat yaptık.

kötü
evil

Money is the root of all evil. - Para tüm kötülüklerin anasıdır.

Money is the root of all evil. - Para tüm kötülüklerin köküdür.

kötü
bad

He is such a bad person that everybody dislikes him. - O kadar kötü birisi ki kimse ondan hoşlanmaz.

I've got a bad stomachache. - Kötü bir karın ağrım var.

kötü
nasty

He caught a nasty cold because he stayed up late last night. - Dün gece geç saatlere kadar yatmadığı için kötü üşüttü.

Tom can't seem to get rid of his nasty cold. - Tom kötü soğuk algınlığından kurtulamıyor gibi görünüyor.

kötü
worse

Shylock is greedy, and what is worse, very stingy. - Shylock aç gözlü, ve daha kötüsü,çok pintidir.

The wind was blowing violently, and to make matters worse, it began raining. - Rüzgar şiddetli esiyordu ve daha da kötüsü, yağmur yağmaya başladı.

kötü
haunted
kötü
lousy

I've had a lousy day. - Kötü bir gün geçirdim.

Adil is very good at studying, but when it comes to athletics, he's a bit lousy. - Adil çalışmada çok iyidir fakat atletizme geldiğinde, o biraz kötüdür.

kötü
bleak

My prognosis is bleak. - Benim prognozum kötü.

kötü
baneful
kötü
not good
kötü
(Konuşma Dili) really (used as an intensifier): Kötü acıyor. It really hurts
kötü
evilest
kötü
dreadfull
kötü
gross
kötü
fatal
kötü
perverted
kötü
angrily; malevolently; maliciously
kötü
eviler
kötü
evildoer

He is an evildoer, are you aware of that? - O bir kötülük eden bir kimse, bunun farkında mısın?

kötü
dissolute
kötü
frightful
kötü
miserable

The weather was miserable yesterday. - Hava dün çok kötüydü.

The experiment resulted in a miserable failure. - Deney çok kötü bir başarısızlıkla sonuçlandı.

kötüleşme
degradation
kötü
{s} rough

Tom had a rough day at work. - Tom iş yerinde kötü bir gün geçirdi.

kötü
sorry

I'm sorry that I said such mean things about you and Tom. - Sen ve Tom hakkında böylesine kötü şeyler söylediğime üzgünüm.

We are sorry about the bad weather. - Kötü hava hakkında üzgünüz.

kötü
{s} horrible

Tom couldn't shake the feeling that something horrible was about to happen. - Tom kötü bir şey olmak üzere olduğu hissini atlatamadı.

You're not a horrible person. - Sen kötü bir insan değilsin.

kötü
crummy
kötü
{s} dark

It got dark, and what was worse, it began to rain. - Hava karardı ve daha da kötüsü yağmur yağmaya başladı.

Beth is afraid of the dark because of her evil brother. - Beth kötü erkek kardeşinden dolayı karanlıktan korkuyor.

kötü
{s} malign

Tom is a malignant narcissist. - Tom kötü huylu bir narsisist.

George III has been unfairly maligned by historians. - George III, tarihçiler tarafından haksız yere kötü muamele gördü.

kötü
adverse
kötü
poorly

Tom did poorly on the test. - Tom testte kötü şekilde yaptı.

One problem translators face is that sometimes the source document is poorly written. - Çevirmenlerin karşılaştığı bir sorun kaynak belgenin kötü yazılmasıdır.

kötü
badly

I must have expressed myself badly. - Ben kendimi kötü bir şekilde ifade etmiş olmalıyım.

I am very much surprised to hear that he got badly injured in a motorcar accident. - Ben onun bir otomobil kazasında kötü yaralandığını duyunca çok şaşırdım.

kötü
hedge
kötü
{s} dreadful
kötü
transgressive
kötü
reprobate
kötü
unwell

Sami was feeling unwell. - Sami kendini kötü hissediyordu.

kötü
unfortunate

Unfortunately, I have bad news. - Maalesef kötü haberlerim var.

Unfortunately, I have bad news. - Ne yazık ki kötü haberim var.

kötü
wretched
kötü
(Felsefe) wrong

Don't cry. There's nothing wrong. - Ağlama. Kötü bir şey yok.

There was nothing wrong with their ability, it was just that the expense for each unit was so vast that the cost performance was bad. - Onların yeteneğiyle ilgili yanlış bir şey yoktu, o sadece maliyet performansı kötü olan her bir ünite için giderin çok yüksek olmasıydı.

kötü
(Tıp) mis-
kötü
beastly
kötü
(deyim) go hard for
kötü
sticky
kötü
(deyim) go hard with
kötü
wrongful
kötü
vice

I have many vices, but fast food isn't one of them. - Birçok kötü alışkanlıklarım var ama hamburger türü yiyecek onlardan biri değil.

I have vices, but gambling isn't one of them. - Benim kötü alışkanlıklarım var fakat kumar onlardan biri değil.

kötü
corrupt

We hate our wicked and corrupt leaders! - Biz kötü ve yolsuz liderlerimizden nefret ediyoruz!

Money was corrupting Tom. - Para Tom'u kötü yola sürüklüyordu.

kötü
worthless
kötü
unfavourable
kötü
(Argo) wack
kötü
bitter

I had a bad cough, so I took the bitter medicine. - Kötü bir öksürüğüm vardı, bu yüzden acı reçete aldım.

kötüleşme
growing worse
kötüleşme
worsening

Tom's condition is worsening. - Tom'un durumu kötüleşmektedir.

kötüleşme
relapse
kötü
awful

Last summer was awful. - Geçen yaz çok kötüydü.

You look awful. What happened? - Çok kötü görünüyorsun. Ne oldu?

kötü
sinister
kötü
unrighteous
kötü
amiss
kötü
hopeless
kötü
iniquitous
kötü
sinful
kötü
maleficent
kötü
nice

He is very nice. He never speaks ill of others. - O çok kibardır. Başkalarının hakkında asla kötü konuşmaz.

One of the nice things about being bald is that you never have a bad hair day. - Kel olmakla ilgili güzel şeylerden biri, asla kötü bir saçlı bir gününün olmamasıdır.

kötü
malignant

Tom is a malignant narcissist. - Tom kötü huylu bir narsisist.

kötü
deep
kötü
foul

There was a strange, foul-smelling brown liquid in the waste basket. - Çöp sepetinde garip, kötü kokulu kahverengi bir sıvı vardı.

That foul odor is coming from the river. - O kötü koku nehirden geliyor.

kötü
seamy
kötü
unwholesome
kötü
poisonous

Thousands of people lost their lives in the Bhopal Gas Tragedy, and even today hundreds of thousands of people still suffer from the ill-effects of the poisonous gas. - Binlerce insan Bhopal Gaz Trajedisi'nde hayatlarını kaybetti ve bugün bile yüzlerce, hatta binlerce insan hâlâ zehirli gazın kötü etkilerinden muzdariptir.

kötü
hateful
kötü
rotten

One rotten apple spoils the barrel. - Bir kötünün bin iyiye zararı var.

kötü
pernicious
kötü
ill

He resigned on the grounds of ill health. - O kötü sağlık gerekçesiyle istifa etti.

You ought not to speak ill of others behind their backs. - Başkalarını arkalarından kötülememelisiniz.

kötüleşme
exacerbation
kötüleşme
slump
kötü
{s} purple
kötü
bad to
kötü
be bad
kötü
the worse
kötü
the evil

The evil spirit was driven away from the house. - Kötü ruh evden kovuldu.

He held forth for more than an hour on the evils of nuclear power. - O, nükleer enerjini kötülükleri üzerine bir saatten daha fazla nutuk çekti.

kötü
poor to
hasta kötüleşmek
take a turn for the worse
kötü
{s} horrid
kötü
worthless, poor in quality
kötü
black

Some people believe that black cats bring bad luck. - Bazı insanlar siyah kedilerin kötü şans getirdiklerine inanırlar.

Blackbeard was a notorious English pirate. - Karasakal kötü şöhretli bir İngiliz korsandı.

kötü
{s} feeble
kötü
off

This gas gives off a bad smell. - Bu gaz kötü bir koku verir.

Bad weather forced us to call off the picnic. - Kötü hava pikniği iptal etmemiz için bizi zorladı.

kötü
{i} abuse

I tried to give him some advice, but he just abused me violently. - Ben ona biraz nasihat vermeye çalıştım fakat o bana şiddetle kötü davrandı.

Tom has a problem with drug abuse. - Tom'un ilacı kötü amaçla kullanma sorunu vardır.

kötü
{s} unhallowed
kötü
ungodly
kötü
{s} indifferent
kötü
disagreeable
kötü
{s} hellish
kötü
{s} harmful
kötü
{s} devilish
kötü
fierce
kötü
obnoxious
kötü
grotty
kötü
dread
kötü
offensive

Nigger is an offensive word. - Zenci kötü bir kelimedir.

kötü
miscreant
kötü
mis

Tom speaks French so badly that he is often misunderstood. - Tom Fransızcayı o kadar kötü konuşuyor ki çoğunlukla yanlış anlaşılıyor.

I made a bad mistake on the test. - Testte kötü bir hata yaptım.

kötü
evil, wicked
kötü
bad, evil, nasty, foul
kötü
nefarious
kötü
chintzy
kötü
execrable
kötü
rank
kötü
mark

At worst, I will get an average mark. - En kötü ihtimalle, ortalama bir puan alacağım.

kötü
flyblown
kötü
currish
kötü
{s} ugly

Your English doesn't sound ugly. - İngilizcen kötü görünmüyor.

Tom thought the watch Mary had given him was ugly. - Tom Mary'nin ona verdiği saatin kötü olduğunu düşündü.

kötü
{s} portentous
kötü
shabby
kötü
ropy
kötü
iniqultous
kötü
sardonic
kötü
crook
kötü
{s} stinking

This fish is stinking. - Bu balık kötü kokuyor.

kötü
heinous
kötü
{s} vicious

Sami was a vicious malicious salesman. - Sami kötü niyetli bir satıcıydı.

kötüleşme
a change for the worse
kötüleşme
retrogression
kötüleşme
growing worse, deterioration
kötüleşme
setback
kötüleşme
(Biyoloji) deterioration
tekrar kötüleşmek
relapse
yeniden kötüleşmek
recrudesce
Türkçe - Türkçe
Kötü duruma gelmek
Toplumun ahlâk kurallarına aykırı davranmaya başlamak
Hasta kişinin durumundaki olumsuz gelişme. İyilik özelliğini yitirmek
biri fena olmak
fena olmak
kötü
Zararlı, tehlikeli
kötü
Korku, endişe veren: "Yabancının bu kötü kasdına yalnız azmimizle karşı koyduk."- R. E. Ünaydın
kötü
Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. İyi, gerekli niteliklere sahip olmayan. İstenilmeyen, gereksiz davranışları olan veya bu davranışlara eğilimli olan (kimse). İstenilmeyen, beğenilmeyen, yararsız, uygun olmayan bir biçimde
kötü
İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan (nesne), fena, iyi karşıtı
kötü
Hoşa gitmeyen
kötü
Aşırı, çok
kötü
Kaba ve kırıcı: "Kızına söylemedik kötü lakırtı bırakmamış."- M. Ş. Esendal
Kötü
(Hukuk) MALUS
Kötü
(Osmanlı Dönemi) FENA
Kötü
berbat
kötü
Korku, endişe veren
kötü
İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, fena, iyi karşıtı
kötü
Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan
kötü
İyi, gerekli niteliklere sahip olmayan
kötü
Kaba ve kırıcı
kötü
İstenilmeyen, beğenilmeyen, yararsız, uygun olmayan bir biçimde
kötü
Az, yetersiz
kötü
İstenilmeyen, gereksiz davranışları olan veya bu davranışlara eğilimli olan (kimse)
kötüleşme
Kötüleşmek işi
kötüleşmek