durumunda

listen to the pronunciation of durumunda
Türkçe - İngilizce
on
in the event that
in case

Break this glass in case of fire. - Yangın durumunda bu camı kır.

In case of fire, dial 119. - Yangın durumunda, 119'u çevir.

in
in case of sth, in the event of sth
in case of

Break this glass in case of fire. - Yangın durumunda bu camı kır.

In case of fire, ring the bell. - Yangın durumunda, çanı çal.

in the event of

What would you do in the event of a zombie apocalypse? - Bir zombi kıyameti durumunda ne yapardın?

In the event of misfortune, celebrations are the best. - Talihsizlik durumunda kutlamalar en iyisidir.

in the event that ..., in the event of ...: kâğıda zam gelmesi durumunda in the event that there is an increase in the price of paper
in the form of a
in the case of
durum
{i} circumstance

The massacre in Norway and the recent rebellion and the booty in England, are dreadful in consideration of the circumstances that the world drifted into. - Norveç'te yaşanan katliam ve son günlerde İngiltere'deki ayaklanma ve yağma, dünyanın içine sürüklendiği durum itibarı ile dehşet vericidir.

He can't accommodate himself to his circumstances. - O bulunduğu duruma kendini alıştıramaz.

durum
situation

If you want to discuss the situation, please let us know. - Durumu görüşmek istiyorsanız, lütfen bize bildirin.

In situations like these, it's best to remain calm. - Bu gibi durumlarda sakin kalmak en iyisidir.

durum
status

I want a status report. - Bir durum raporu istiyorum.

Would you please let me know what the status is right away? - Lütfen hemen bana durumun ne olduğunu bildirir misin?

durum
case

In any case, it's none of your business. - Her durumda, bu seni ilgilendirmez.

This rule cannot be applied in every case. - Bu kural her durumda uygulanamaz.

durum
condition

That car dealer gave me a bum steer when he told me this used Toyota was in good condition. - O araba satıcısı bu kullanılmış Toyota'nın iyi durumda olduğunu söylediğinde bana yanlış bilgi vermiş.

The condition of the patient turned for the better. - Hastanın durumu daha iyiye doğru yöneldi.

durum
{i} position

He explained his position to me. - O, durumunu bana açıkladı.

I'm not in a position to discuss that. - Onu tartışacak durumda değilim.

durum
state

He is content with his present state. - Bugünkü durumundan memnundur.

Part of Hokkaido still remains in its natural state. - Hokkaido kısmı hâlâ doğal durumunda duruyor.

durum
occasion

Let's reserve that for another occasion. - Başka bir durum için onu ayıralım.

He never drinks except on special occasions. - Özel durumlar dışında asla içmez.

durum
conditions

This patient's conditions are getting worse day after day. - Bu hastanın durumu günden güne kötüleşiyor.

Weather conditions may change. - Hava durumları değişebilir.

durum
{i} fact

I live in Belarus and I take pride in this fact. - Beyaz Rusya'da yaşıyorum ve bu durumdan gurur duyuyorum.

What was the determining factor in this case? - Bu durumda belirleyici faktör neydi?

durum
{i} context
durum
instance

We have many things in common: hobbies, educational backgrounds, for instance. - Ortak çok şeyimiz var: örneğin hobilerimiz, eğitim durumu.

durum
event

What would you do in the event of a zombie apocalypse? - Bir zombi kıyameti durumunda ne yapardın?

In the event of misfortune, celebrations are the best. - Talihsizlik durumunda kutlamalar en iyisidir.

durum
score
durum
{i} lie

What reason could I possibly have to lie to you? - Ne diye sana yalan söylemek durumunda kalayım ki?

durum
matter

It is not known who has the authority in this matter. - Bu durumda kimin otorite olduğu bilinmiyor.

The common state of this matter is solid. - Bu maddenin normal durumu katıdır.

durum
aspect

The instrumental case is one of the most graceful aspects of the Russian language. - Araç durumu Rus dilinin en zarif yönlerinden biridir.

durum
state, condition, case, things; situation, circumstance; status; position; case
durum
size

He sized up the situation and acted immediately. - Durumu değerlendirdi ve derhal harekete geçti.

durum
where

One's point of view depends on the point where one sits. - Bir kişinin bir şeye bakma tarzı onun durumuna bağlıdır.

There will be situations where no textbook answer will be available to guide you. - Size rehberlik etmek için hiçbir ders kitabı cevabının mevcut olmayacağı durumlar olacaktır.

dinleme durumunda kalmak
(Askeri) maintain watch
durum
(Fizik,Teknik) inertia
durum
metamorphosis
durum
order

She always keeps her room in good order. - Odasını her zaman iyi durumda tutar.

Sami's SUV is in perfect working order. - Sami'nin SUV'u mükemmel çalışır durumda.

durum
shape

He's really in good shape. - O gerçekten iyi durumda.

Your gums are in bad shape. - Diş etleriniz kötü durumda.

durum
set-up
durum
stand

I'll always stand by you in case of trouble. - Ben her zaman sorun durumunda hep yanında olacağım.

durum
frame of mind
durum
(Bilgisayar) status of
durum
way

We are groping for a way out of the present situation. - Şimdiki durumdan bir çıkış yolu arıyoruz.

Your way of looking at something depends on your situation. - Bir şeye bakış şeklin senin durumuna bağlıdır.

durum
complexion
durum
(Bilgisayar) mode

In most cases, modernization is identified with Westernization. - Çoğu durumda, modernizasyon batılılaşma ile tanımlanır.

durum
capacity
durum
iteration
durum
point

One's point of view depends on the point where one sits. - Bir kişinin bir şeye bakma tarzı onun durumuna bağlıdır.

It is important that a lawyer should leave no stone unturned even on minor points and harp on the same subject to achieve a break through in an impasse. - Bir avukatın zor bir durumda küçük konularda bile her taşın altına bakması ve aynı konuda sonuca ulaşmak için ısrarla belirtmesi önemlidir.

durum
things

We have many things in common: hobbies, educational background, and so on. - Bizim ortak çok şeyimiz var: hobiler, öğretim durumu, ve benzeri.

We have many things in common: hobbies, educational backgrounds, for instance. - Ortak çok şeyimiz var: örneğin hobilerimiz, eğitim durumu.

durum
showing
durum
predicament
durum
layup
durum
(Biyokimya) phase
durum
state of play
durum
configuration
durum
standing
durum
(Askeri) quality

Both quantity and quality are important in most cases. - Hem miktar hem de kalite birçok durumlarda önemlidirler.

kaza durumunda
in case of accident
durum
footing
durum
ball game

We have ourselves a whole new ball game. - Bambaşka bir durumumuz var.

durum
stative
durum
{i} repair
durum
{i} lay

Layla is tired of Fadil's infidelity. - Leyla, Fadıl'ın sadakatsizliğinden bıkmış durumda.

Layla was in a dangerous situation. - Leyla tehlikeli bir durumdaydı.

halka durumunda kıvrılıp toplanmak
To meet the public in the event curled
bekleme durumunda bile
even at standby state
bekleme durumunda dahi
even at standby state
cürümün yinelenmesi durumunda
(Hukuk) should the infringement be repeated ÇÇÇÇ
dinlenme durumunda
off-position
durum
{i} attitude
durum
pass

TV is harmful in that it keeps your mind in a passive state. - TV aklınızı pasif durumda tutması bakımından zararlıdır.

durum
{i} trim
durum
fettle
durum
{i} situs
durum
situation, circumstances. (...)
durum
state, status
durum
{i} set

The situation could only be settled by war. - Bu durum sadece savaşla halledilebilirdi.

durum
{i} plight

The documentary is meant to raise consciousness about the plight of the poor. - Belgesel, yoksulların durumu hakkında bilinçlendirmek demektir.

The documentary is meant to raise consciousness about the plight of the poor. - Belgesel, yoksulların durumuyla ilgili bilinci arttırmayı amaçlıyor.

durum
eventuality
durum
conjuncture
durum
{i} posture
durum
state , status
durum
state, condition
durum
state of affairs

This is a deplorable state of affairs. - Bu üzücü bir durumdur.

I will not tolerate such a state of affairs. - Böyle bir duruma göz yummayacağım.

durum
estate
durum
{i} stance
durum
setup
hasar durumunda
(Kanun) in case of damages
savaş durumunda
(Hukuk) in the event of war
savunma durumunda
embattled
savunma durumunda
on the defensive
simge durumunda başlat
(Bilgisayar) start minimized
simge durumunda çalıştır
(Bilgisayar) run minimized
yolcu durumunda
on a war foot
İngilizce - İngilizce

durumunda teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

durum
A hard variety of wheat, Triticum turgidum or Triticum durum, whose flour is used to make pasta and bread
durum
wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America
durum
{i} type of wheat
Türkçe - Türkçe
yerinde
durum
Bir zaman kesiti içinde bir şeyi belirleyen şartların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon: "Genel Sekreter, kazadaki sıtma durumu hakkında verdiğim uzun tafsilattan pek memnun kaldı."- R. N. Güntekin
durum
Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. İsim soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl
durum
Duruş biçimi, konum
Durum
keyfiyet
Durum
boyut
Durum
mevki
Durum
halet
durum
özellikle makarna yapımında kullanılan bir buğday cinsi
durum
Makarna üretiminde kullanılan bir buğday türü
durum
Bir zaman kesiti içinde bir şeyi belirleyen şartların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon
durum
İsim soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl
durum
Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri
İngilizce - Türkçe

durumunda teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

durum
unundan makarna yapılan bir cins buğday Triticum durum
durumunda