yanında

listen to the pronunciation of yanında
Türkisch - Englisch
beside

Several girls are standing beside the gate. - Birkaç kız kapının yanında duruyor.

Who was at the party beside Jack and Mary? - Partide Jack ve Mary'nin yanındaki kimdi?

a) near, beside, next to, by, along, alongside b) with, on c) over and above, in addition (to) d) in the company of
hard

The hardware store is near the park. - Hırdavatçı dükkanı parkın yanındadır.

alongside

It's nice sitting alongside a hot fireplace. - Sıcak bir şöminenin yanında oturmak hoştur.

close by
in one's hearing
at the side of
by the side of

There is a man by the side of the pond. - Göletin yanında bir adam var.

next

There are a few shops next to my house. - Evimin yanında birkaç dükkân var.

Cleanliness is next to godliness. - Temizlik, dindarlığın yanındadır.

by
nearby
in addition
with

Unfortunately she only had five dollars with her. - Ne yazık ki yanında sadece beş dolar vardı.

He had only one hundred yen with him. - Yanında sadece 100 yeni vardı.

along with
adjacent

The lake was adjacent to his house. - Evinin yanında göl vardı.

hand

Tom sat next Mary, holding her hand. - Tom Mary'nin yanında onun elinden tutarak oturdu.

He was standing by the gate with his hand in his pocket. - O, eli cebinde kapının yanında duruyordu

fast by
in addition to
side by side with
accompanied
on
behind

Tom crouched down next to Mary behind the car. - Tom arabanın arkasında Mary'nin yanında çömeldi.

next to

Next to him, I'm the fastest runner in our class. - Onun yanında, ben bizim sınıfta en hızlı koşucuyum.

Cleanliness is next to godliness. - Temizlik, dindarlığın yanındadır.

about

He carries his umbrella about with him every day. - O her gün şemsiyesini yanında taşır.

If I were you, I would not have asked him about it. - Senin yanında olsaydım o konuyu ona sormazdım.

at hand
near

There are some shops near my house. - Evimin yanında birkaç dükkân var.

A student from America lives near my house. - Amerikalı bir öğrenci benim evin yanında yaşıyor.

in favour of
along

Bring along your friend. - Arkadaşını yanında getir.

He took his sister along. - O, kız kardeşini yanında götürdü.

beside it
fast

Next to him, I'm the fastest runner in our class. - Onun yanında, ben bizim sınıfta en hızlı koşucuyum.

nigh

I spent the rest of the night beside her. - Ben gecenin geri kalanını onun yanında geçirdim.

There was a big fire near my house last night. - Dün gece evimin yanında büyük bir yangın vardı.

pro

Do not use this product near a bathtub, sink, shower, swimming pool, or anywhere else where water or moisture are present. - Bu ürünü küvet, lavabo, duş, yüzme havuzu ya da su ve rutubetin olduğu başka herhangi bir yerin yanında kullanmayınız.

The problem is that Tom doesn't want to sit near Mary. - Sorun Tom'un Mary'nin yanında oturmak istememesidir.

yan
side

I took sides with them in the argument. - Ben, bu tartışmada onların yanında yer aldım.

You're by my side; everything's fine now. - Yanımdasın; şimdi her şey iyi.

yanında gezdirmek
tow
yanında olmak
neighbor
yanında olmak
stand by
yanında bulundurmak, alıkoymak
to carry, to detain
yanında olmak
Side with
yanında gezdirmek
have in tow
yanında götürmek
take along
yanında götürmek
take for
yanında göze çarpmak
be in relief against
yanında küçük göstermek
foreshorten
yanında olmak
neighbour [Brit.]
yanında olmak
flank
yanında olmak
stand to
yanında olmak
to stand by sb
yanında olmak
accompany
yanında yeralmak
stand by smb.'s side
yanında yeralmak
range oneself on the side of
yanında yeralmak
range oneself with
yaşın arasında/yanında kuru da yanar
(Atasözü) Sometimes the innocent suffer along with the guilty
yanında olmak
neighbour
ev işleri yaparak aile yanında kalmak
au pair
yan
lateral
yan
{s} collateral
yan
side; direction; place; auxiliary, subsidiary; askew, sidelong
bunun yanında
besides

Besides that, unemployment is increasing. - Bunun yanında işşizlik artıyor.

eklem yanında
(Tıp) juxta-articular
hemen yanında
next to
yan
sidewise
yan
place

The accident took place near his home. - Kaza onun evinin yanında gerçekleşti.

Tom had to pay a fine because he parked in the wrong place. - Tom arabasını yanlış yere park ettiği için ceza ödemek zorunda kaldı.

yan
party

A party will be held next Saturday, that is to say, on August 25th. - Gelecek Cumartesi, yani 25 Ağustos'ta bir parti düzenlenecek.

The house next door is a bit loud. I wonder if they're throwing a party. - Yandaki ev biraz gürültülü. Onların parti yapıp yapmadıklarını merak ediyorum.

yan
direction

The army was advancing in the wrong direction. - Ordu yanlış yönde ilerliyordu.

We hurried in the direction of the fire. - Yangın istikametinde koşturduk.

yan
(Biyokimya) para

This paragraph is well written, but there is a mistake in the last sentence. - Bu paragraf iyi yazılmış ama son cümlede bir yanlışlık var.

yan
subsidiary
yan
(Biyokimya) neighbouring
yan
auxiliary
yanında olmak
stand by somebody
yan
laterality
yan
awry
yan
{f} glow
yan
skew
yan
cockeyed
yan
sideways

Tom looked sideways at Mary. - Tom yanlamasına Mary'ye baktı.

Mary tilted her head sideways. - Mary başını yana yatırdı.

yan
{f} glowing
yan
flank
yan
part

The house next door is a bit loud. I wonder if they're throwing a party. - Yandaki ev biraz gürültülü. Onların parti yapıp yapmadıklarını merak ediyorum.

I suggest we go over to Tom's and help him get ready for the party. - Tom'un yanına gitmemizi ve ona partiye hazırlanması için yardım etmemizi öneriyorum.

yanında olmak
favour
yan
wall

Some pickpocket stole my wallet on the train. - Bir yankesici trende cüzdanımı çaldı.

Tom was leaning against the wall near the door. - Tom kapının yanındaki duvara dayanıyordu.

-in yanında
Of by
bunun yanında
besides this
kimin yanında
Who's next
yan
by side

We walked along side by side. - Biz yan yana yürüdük.

The two houses stand side by side. - İki ev yan yana durur.

yan
burned

The fire burned up brightly. - Ateş parlak bir şekilde yandı.

Both buildings burned down. - Her iki bina da yandı.

yan
(Biyokimya) neighbour

I'll leave a key with my next-door neighbour in case you get here before I do. - Buraya gelmeden önce buraya gelme ihtimaline karşı, yanımdaki kapı komşuma bir anahtar bırakacağım.

Last night there was a big fire in the neighbourhood. - Dün gece mahallede büyük bir yangın vardı.

yanında olmak
be next to
arabanın yanında giden atlı uşak
outrider
arabanın yanında koşan eskort
outrunner
eksen yanında
(Bilgisayar) next to axis
ev işleri yaparak aile yanında kalan kız
au pair girl
kurunun yanında/arasında yaş da yanar
(Atasözü) Sometimes the innocent suffer along with the guilty
pencerenin yanında koltuk
window seat
pencerenin yanında koltuk rica ediyorum
I'd like a window seat please
rıhtım yanında
along quay
rıhtım yanında
along side
sapının iki yanında tüysü yaprakları olan
pinnate
yan
part (of one's body): Her yanım ağrıyor. I ache all over
yan
direction (line or course extending away from a given point)
yan
lateral, side, located at or towards a side
yan
in comparison with, alongside of: Hüsnü, Zühtü'nün yanında bir sıfırdır. Hüsnü's nothing compared to Zühtü
yan
flanking
yan
neighborhood, vicinity, diggings: O yanlarda oturuyor. He lives in that area
yan
ancillary
yan
subordinate

According to some experts the spoken language uses few subordinate clauses. - Bazı uzmanlara göre, konuşulan dil çok az sayıda yan cümleler kullanır.

The sentence has got too long again. Then just take out a few of the subordinate clauses. - Cümle tekrar uzun sürdü. O zaman birkaç yan cümleyi çokarın.

yan
parietal
yan
secondary
yan
by
yan
sidelong
yan
bye
yan
aspect, side (of a matter)
yan
sideward
yan
asquint
yan
with; alongside, alongside of: Yanına hiç para alma! Don't take any money with you! Yanımda çalışıyor. He works alongside me
yan
aslant
yan
rakish
yan
(a) side
yan
astray
yürüyüş yanında
Is it close enough to walk
çocuğa bakarak aile yanında kalan kız
au pair girl
çocuğa bakarak aile yanında kalmak
au pair
Englisch - Englisch

Definition von yanında im Englisch Englisch wörterbuch

yan
one in common dialect (from Cumbrian sheep counting)
yan
one in common dialect
Türkisch - Türkisch
Beraberinde olma
Bir düşünceye katılma, destekleme
Bir şeye, bir kimseye göre, nispetle: "Çektiğim acı yanında ölüm çok hafif kalır."- M. Yesarî
Göre, nispetle
indinde
beraberinde
yanı sıra
YAN
(Osmanlı Dönemi) f. Hastanın sayıklaması
Yan
nezt
Yan
kenar
Yan
(Osmanlı Dönemi) HİZVE
yan
Üst
yan
Yer
yan
Bedenin bir bölümü
yan
Birlikte, beraberinde olma
yan
Tali
yan
Yön, sağ ve solun ortak adı, taraf
yan
Ciltlenecek bir kitabın başına ve sonuna yerleştirilen beyaz ya da renkli kağıda verilen ad
yan
İkinci derece olan
yan
Bedenin bir bölümü. Üstte, altta, arkada veya önde olmayan
yan
Bir yana yönelerek
yan
Ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü
yan
Yön, sağ ve solun ortak adı, taraf: "Yaşlı garson yanımıza geldi."- Y. K. Karaosmanoğlu
yan
Tali: "Siyasi partiler kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri şekilde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar meydana getiremezler."- Anayasa
yan
Üstte, altta, arkada veya önde olmayan
yan
Birlikte, beraberinde olma: "Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler."- N. Cumalı
yan
Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri
yan
Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri
yan
Hastanın sayıklaması
yan
İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri
yan
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü: "Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı."- M. Ş. Esendal
yanında
Favoriten