Yöntem biri, bir ikiyi, iki üçü, ve üç sayısız şeyleri üretir.
- The Way produces one, one produces two, two produces three, and three produces the myriad things.
Güneş enerjisi geleceğin yöntemidir.
- Solar power is the way of the future.
Bizim restoran en iyisidir.
- Our restaurant is the best.
Kompozisyonun yine de en iyisi.
- Your composition is the best yet.
Hayatımın geri kalanını pişman olarak geçirmek istemiyorum.
- I don't want to spend the rest of my life regretting it.
Merakım gelecekte çünkü hayatımın geri kalanını orada geçireceğim.
- My interest is in the future because I'm going to spend the rest of my life there.
Fahrenheit, termometreyi bulan Alman bir mucittir. Aynı zamanda onun ismi bir sıcaklık birimine verilmiştir.
- Fahrenheit is a German inventor who invented the thermometer. At the same time, his name is given to a unit of temperature.
Bir insanın kalbi, yaklaşık olarak yumruğuyla aynı boyuttadır.
- A person's heart is approximately the same size as their fist.
Tom tam olarak Mary gibi aynı şekilde hissediyor.
- Tom feels exactly the same way as Mary does.
Bir sürü insan Tom'un hissettiği aynı şekilde hissediyor.
- A lot of people feel the same way Tom does.
Bir kişi bir şeyi ödünç alırken bir melek yüzüne sahip olur fakat onu geri getirirken şeytan yüzüne sahip olur.
- A person will have the face of an angel when borrowing something, but the face of the devil when returning it.
Tom şeytanın avukatını oynamada çok iyi değildir.
- Tom isn't very good at playing the devil's advocate.
Joan ve Jane kız kardeş. Birincisi bir piyanisttir.
- Joan and Jane are sisters. The former is a pianist.
Sağlık zenginliğin üstündedir, zira birincisi ikincisinden daha önemlidir.
- Health is above wealth, for the former is more important than the latter.
Şimdiki durumdan bir çıkış yolu arıyoruz.
- We are groping for a way out of the present situation.
Zamana bağlı bir toplumda zaman lineer olarak görülür-yani geçmişten şimdiki zamana ve geleceğe doğru uzanan düz bir çizgi olarak.
- In a time-bound society time is seen as linear- in other words as a straight line extending from the past, through the present, to the future.
Artanını ona bıraktım ve dışarı çıktım.
- I left the rest to him and went out.
Tom yarım şeftali yedi ve artanını bana uzattı.
- Tom ate half the peach and handed me the rest.
Tom günün geri kalan kısmında dışarıda olacak.
- Tom will be out for the rest of the day.
Lütfen bize hikayenin geri kalan kısmını anlat.
- Please tell us the rest of the story.
Acelesi olmayan insanlar yürüyen merdivenin sağ tarafında durur.
- The people who are not in a hurry stand on the right side of the escalator.
Amerika'da arabalar yolun sağ tarafını kullanırlar.
- In America cars drive on the right side of the road.
Amerika'da arabalar yolun sağ tarafını kullanırlar.
- In America cars drive on the right side of the road.
Yolun sağ çatalına gittim.
- I took the right fork of the road.
Tom bütün gece tamamen uyanık kaldı.
- Tom remained wide awake the whole night.
Ben hikayenin tamamını biliyorum.
- I know the whole of the story.
Sürücülerin uyması gereken kurallar şunlardır.
- The rules drivers should obey are the following.
Geçen gün kameramı kaybettim.
- I lost my camera the other day.
O, geçen gün konuştuğumuz çocuktur.
- He is the boy of whom we spoke the other day.
Geçenlerde bir kamera aldım.
- I bought a camera the other day.
O, geçenlerde bir sinemaya gitti.
- She went to a movie the other day.
Tom Mary'ye mutlak gerçeği söyledi.
- Tom told Mary the absolute truth.
Diktatörün tüm yardımcıları ile ilgili mutlak sadakatı vardı.
- The dictator had the absolute loyalty of all his aides.
Karga kanatlarını açtı.
- The crow spread his wings.
Tom kargaya bir atış daha yaptı ama ıskaladı.
- Tom took another shot at the crow, but missed again.
Onun zengin olduğu gerçeğine rağmen, o fakir olduğunu söylüyor.
- In spite of the fact that she's rich, she says she's poor.
38 yaşında olması gerçeğine rağmen, o hâlâ ebeveynlerine bağımlı.
- In spite of the fact that he's 38, he's still dependent on his parents.
Tom'un konuşabileceği iki dil sadece Fransızca ve İngilizcedir.
- The only two languages Tom can speak are French and English.
Yulaf ezmesini sadece bol şekerli yiyebilirim.
- The only way I can eat oatmeal is with a lot of sugar.
Sipariş çok geç geldi.
- The order came too late.
Siparişi iptal ettim.
- I canceled the order.
Bazı insanlar Shakespeare'e atfedilen eserlerin başka biri tarafından yazılmış olduğunu düşünür.
- Some people think that the works attributed to Shakespeare were written by somebody else.
Tom'un eserlerde çok sayıda projesi var.
- Tom has a lot of projects in the works.
Müttefikler denizde kazanıyorlardı.
- The Allies were winning at sea.
Onlar müttefikleri destekledi.
- They supported the Allies.
Lütfen doğru cevabı daire içine alın.
- Please circle the right answer.
Doğru cevabı işaretleyin.
- Mark the right answer.
Aşağıdaki soruları İngilizce olarak yanıtlayın.
- Answer the following questions in English.
10 a 1 ölçeğinde, lütfen aşağıdaki dillerdeki yeterliliğini sınıflandır.
- On a scale of 1 to 10, please rate your proficiency in the following languages.
Tom ertesi Cuma Mary'yi görmek için gitti.
- Tom went to see Mary the following Friday.
Tom ve Mary, ertesi hafta yine orada buluşmak için karar verdi.
- Tom and Mary decided to meet there again the following week.
Sevgi paranın üstündedir. Sonraki önceki kadar çok mutluluk veremez.
- Love is above money. The latter can't give as much happiness as the former.
Daha önceki İtalyan para birimi liradır.ve onun sembolü £ dır.O Türk lirasıyla ilgili değildir.
- The former Italian currency was the lira and its symbol was ₤. It's not related to the Turkish lira.
Mary öteki kızlar gibi değildir.
- Mary is not like the other girls.
Al birini vur ötekine!
- One's as bad as the other.
Öbür düğmeye basmayı dene.
- Try pushing the other button.
Ben öbür yola bakmaktan kendimi tutamadım.
- I can't keep looking the other way.
Tom, hayatının geri kalanını Mary ile geçirmek istedi.
- Tom wanted to spend the rest of his life with Mary.
Benim sandviçin geri kalanını istiyor musunuz?
- Do you want the rest of my sandwich?
O, tam çalma anında tespit edildi.
- He was detected in the very act of stealing.
Bu tam aradığım video.
- This is the very video I have been looking for.
Tom, Mary'nin kahve yapma şeklini sever.
- Tom likes the way Mary makes coffee.
Tom, Mary'yi bunu yapma şeklinden dolayı eleştirdi.
- Tom criticized Mary for the way she was doing that.
Bütün pastayı yiyecek mi?
- Will he eat the whole cake?
Bütün öğleden sonrayı arkadaşlarla sohbet ederek geçirdim.
- I spent the whole afternoon chatting with friends.
That is the hospital to go to for heart surgery.
The cat is a solitary creature. (= “All cats are solitary creatures.”).
Feed the hungry, clothe the naked, comfort the afflicted, and afflict the comfortable.
I'm much the wiser for having had a difficult time like that.
That apple pie was the best.
It looks weaker and weaker, the more I think about it.
A stone hit him on the head. (= “A stone hit him on his head.”).
Why the devil have you got my pizza?.
Here is the one I want to buy.
I was in San Francisco just the other day.
You are teh haxor!.
Ye Olde Medicine Shoppe.
J to the L-O.
Ten to the zero (1).
He ate all of the apple.
- He ate the whole apple.
I was in Boston almost all summer.
- I was in Boston for almost the whole summer.
The time will come when you will regret it.
- The time will come when you will regret this.
The time will come when you will regret this.
- The time will come when you will regret it.