aslında

listen to the pronunciation of aslında
Türkisch - Englisch
actually

I'm saying For the sake of Earth's environment, but actually it's For the sake of the people living on Earth. - Dünyanın çevresinin iyiliği için söylüyorum, ama aslında o Dünya üzerinde yaşayan insanların iyiliği için.

She looks young, but she's actually older than you are. - O genç görünüyor, ama o aslında senden daha yaşlıdır.

essentially

We often hear it said that ours is essentially a tragic age. - Biz genellikle, bizimkinin aslında trajik bir çağ olduğunun söylenildiğini duyuyoruz.

It is essentially a question of time. - Aslında bir zaman sorunu.

as such

We do not become good drivers by concentrating on driving as such. - Aslında sürmeye yoğunlaşarak iyi sürücüler olmayız.

Money, as such, has no meaning. - Paranın, aslında, hiçbir anlamı yok.

indeed

Indeed, I keep the cupboard closed. - Aslında, dolabı kapalı tutarım.

There was a spring indeed, but it was dry. - Aslında bir pınar vardı, ama kurumuştu.

in fact

I don't like him much, in fact I hate him. - Ondan çok hoşlanmıyorum, ben aslında ondan nefret ediyorum,

In fact, Marie Curie is Polish, not French. - Aslında Marie Curie Fransız değil, Polonyalıdır.

(Hukuk) substantially
actually, as a matter of fact, essentially, in reality, in actual fact
virtually

Virtually the entire population is infected with one of eight herpes viruses. - Aslında tüm nüfusun sekizde birine herpes virüsleri bulaşmıştır.

originally

Halloween was originally a Celtic festival. - Cadılar Bayramı aslında bir Kelt festivaliydi.

I now live in Helsinki, but I'm originally from Kuopio. - Şu an Helsinki'de yaşıyorum ama aslında Kuopioluyum.

truly

A healthy curiosity is truly a fine thing. - Sağlıklı bir merak, aslında güzel bir şeydir.

by rights
per se
(Konuşma Dili) deep down
intrinsically
all intents and purposes
as far as it goes
for all intents and purposes
honestly

Honestly, I would also like to go. - Aslında ben de gitmek istiyorum.

Honestly, this is not a really well-paying job. - Dürüst olmak gerekirse bu aslında iyi ücretli bir iş değil.

in effect

In effect, flowers are the creators of honey. - Aslında, balın yaratıcıları çiçeklerdir.

strictly speaking
in point of fact
(Konuşma Dili) inside
automatically
(Konuşma Dili) in spite of appearance
iwis
under the skin
to tell the truth
clannishness
natively
principally
really

That was actually really fun. - O aslında gerçekten eğlenceliydi.

Jingle Bells, a popular song around Christmas time, is not really a Christmas song. The lyrics say nothing about Christmas. - Jingle Bells, Noel zamanı yaklaştığında popüler bir şarkı, aslında bir Noel şarkısı değildir. Sözleri Noel hakkında bir şey söylemiyor.

in itself

Competition is neither good nor evil in itself. - Yarışma aslında ne iyi ne de kötü.

Competitiveness is neither good nor bad in itself. - Rekabet aslında ne iyi ne de kötü.

at heart

He is a kind man at heart. - O, aslında nazik bir insandır.

He is a good man at heart. - O, aslında iyi bir adam.

in very deed
verily
in reality

In reality, all they are interested in is power. - Aslında, onların bütün ilgilendiği güçtür.

I remember it as if it were yesterday, but in reality it was fifteen years ago. - Ben onu sanki dünmüş gibi hatırlıyorum ama aslında on beş yıl önceydi.

in first place
in sober fact
basically

He basically supported the free market system. - O aslında serbest piyasa sistemini destekledi.

I basically prefer being by myself. - Aslında kendi başıma olmayı tercih ederim.

primarily
at bottom
au fond
in truth
as a matter of fact
properly
fact of
the fact that
substantial
effect

In effect, flowers are the creators of honey. - Aslında, balın yaratıcıları çiçeklerdir.

aufond
aslında bulunan kusur
(Ticaret) inherent defect
aslında değil
not really
esas olarak, gerçekte, aslında
mainly, in fact, actually
Türkisch - Türkisch
bir kere
(Hukuk) FİLASIL
haddizatında
aslında
Favoriten