bütün

listen to the pronunciation of bütün
Türkisch - Englisch
all

Motherhood and childhood are entitled to special care and assistance. All children, whether born in or out of wedlock, shall enjoy the same social protection. - Ana ve çocuk özel ihtimam ve yardım görmek hakkını haizdir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında doğsunlar, aynı sosyal korunmadan faydalanırlar.

All the flowers in the garden are yellow. - Bahçedeki bütün çiçekler sarı.

whole

Karam is the best student in the whole school. - Karam, bütün okuldaki en iyi öğrencidir.

I spent the whole afternoon chatting with friends. - Bütün öğleden sonrayı arkadaşlarla sohbet ederek geçirdim.

entire

We spent the entire day on the beach. - Bütün günü plajda geçirdik.

Examine the question in its entirety. - Soruyu bütünü ile inceleyin.

complete

This isn't completely wrong. - O bütünüyle yanlış değil.

Having worked on the farm all day long, he was completely tired out. - Bütün gün boyunca çiftlikte çalıştığı için, o tamamen yorgundu.

utter
pan

The whole city is in panic. - Bütün şehir panik içinde.

intact
every

All countries have a responsibility to preserve the ancestral relics of every people group within their borders, and to pass these on to the coming generations. - Bütün ülkeler, tüm sınırları içindeki insan grupların ecdat yadigar eserlerini koruma ve gelecek nesillere aktarma sorumluluğu var.

I have read every book in the library. - Kütüphanede bütün kitapları okudum.

full

My whole day was full of surprises. - Bütün günüm sürprizlerle doluydu.

He addressed my full attention to the landscape outside. - Bütün dikkatimi dışarıdaki manzaraya yöneltti.

all-out
sum total
entirely

Sami is still not entirely satisfied. - Sami hâlâ bütünüyle tatmin olmuş değil.

You're not entirely wrong. - Sen bütünüyle hatalı değilsin.

integral
integrate
thorough
out-and-out
overall
monolith
continuum
grand

Grandma walked to the market to buy food for the whole family. - Büyükanne bütün aileye yiyecek almak için markete gitti.

Tom has been staying with his grandmother all summer. - Tom bütün yaz büyükannesi ile birlikte kalıyor.

(before plural form) all
complement
out and out
totality
sheer
(a) whole, (a) totality
the whole

Will he eat the whole cake? - Bütün pastayı yiyecek mi?

Karam is the best student in the whole school. - Karam, bütün okuldaki en iyi öğrencidir.

the total
undivided
all out
total, sum
aggregate
unbroken, undivided
total

I said hello to Debby but she totally ignored me. - Debby'ye merhaba dedim fakat o beni bütünüyle görmezlikten geldi.

Have you been totally honest with me? - Bana karşı bütünüyle dürüst müydün?

all over the

The life of Lincoln is read by children all over the world. - Lincoln'un hayatı bütün dünyada çocuklar tarafından okunur.

There was peace all over the world. - Bütün dünyada barış vardı.

omni
solid
large (bill, money)
round

They had to work all year round. - Onlar bütün yıl boyunca çalışmak zorundaydılar.

He works hard all the year round. - Bütün yıl çok sıkı çalışır.

gross

You saved all your baby teeth in this matchbox? That's gross! - Bütün bebek dişlerini bu kibrit kutusunda biriktirdin mi? Bu iğrenç!

You saved all your baby teeth in this matchbox? That's gross! - Bütün çocukluk dişlerini bu kibrit kutusunda mı biriktirdin? Bu iğrenç!

one and only
unbroken
whole, entire, total; all
holo
clear
whole, entire, total, complete
omni-
holo-
entirety

We need to view this in its entirety. - Bütünüyle bunu incelememiz gerekiyor.

Examine the question in its entirety. - Soruyu bütünü ile inceleyin.

all the
teetotal
allout
outright
monolithic
aipha
{i} ensemble
integer
bütün olarak düşünmek
structure
bütün bunlara rağmen
nevertheless

Nevertheless, I'm immensely proud. - Bütün bunlara rağmen, ben son derece gurur duyuyorum.

bütün bütün
altogether
bütün bütün
totally
bütün eserler
complete works
bütün olarak
totally
bütün ayrıntılarıyla
at large
bütün ayrıntılarıyla
warts and all
bütün bunlara rağmen
even so
bütün bunlara rağmen
despite all
bütün bunlara rağmen
even then
bütün bunlara rağmen
still
bütün bunlara rağmen
for all that
bütün bütün
whole
bütün bütün
(deyim) for good and all
bütün bütün
up to the hilt
bütün bütün
utter
bütün bütün
stubbornness
bütün dosyalar
(Bilgisayar) all files
bütün dünyada
throughout the world
bütün dünyada
worldwide
bütün dünyada
the world over
bütün gece çalışmak
pull an all-nighter
bütün gün
early and late
bütün gün
full time
bütün gün
a clear day
bütün haklar
(Ticaret) all rights
bütün halinde
bodily
bütün haline gelmek
coalesce
bütün hızı ile
in full career
bütün hızıyla
in full course
bütün kalbimle
with my whole heart
bütün kullanıcılar
(Bilgisayar) all users
bütün kuvvetimle
as far as in me lies
bütün kuvvetiyle
in force
bütün kuvvetiyle
for dear life
bütün kuvvetiyle
all-out
bütün malını satmak
sell out
bütün masraflar
all expenses
bütün olarak
in the lump
bütün oluşturmak
(deyim) make up
bütün sayfalar
(Bilgisayar) all pages
bütün sistem
systemwide
bütün tehlikeler
(Sigorta) all risks
bütün vakit
right along
bütün vatandaşlar
citizenry
bütün yil
year round
bütün yol
(Bilgisayar) full path
bütün yıl
through the year
bütün yıl
all the year round
bütün yıl boyunca
year-round
bütün yıl boyunca
(Konuşma Dili) all the year round
bütün yıl boyunca
year round
bütün çeker
low-gear all wheel drive
bütün insanları göz önüne alan
takes into consideration all the people
bütün insanları içine alan varlık
to encompass all human existence
bütün kilitleri açan anahtar
passepartout
bütün tamir
(Askeri) overhaul
bütün Sınıflar muharebe teşhis ve değerlendirme takımı
(Askeri) all Services combat identification evaluation team
bütün amerika'ya ait
Pan-American
bütün aygıtlar
(Bilgisayar) all devices
bütün ayrıntıları
ins and outs
bütün benliğiyle
(deyim) body and soul
bütün bir yıl
all year round
bütün bütün
altogether, totally
bütün bütün
through and through
bütün bütün
utterly
bütün bütün
totally, altogether
bütün bütün
wholly
bütün bütün
thru and thru
bütün bütüne
completely, altogether
bütün civarda
for many miles around
bütün dikkatiyle
(Konuşma Dili) all eyes
bütün duraklarda duran tren
local train
bütün dünya
wide world

I think you're the most beautiful woman in the whole wide world. - Sanırım sen bütün dünyada en güzel kadınsın.

bütün dünya
all the world

All the world is divided into three types of people - finger-users, chopstick-users, and fork-users. - Bütün Dünya üç tip insana bölünmüştür-parmak-kullananlar, çubuk- kullananlar, ve çatal-kullananlar.

All the world speaks English. - Bütün dünya İngilizce konuşuyor.

bütün dünyaya ait
mondial
bütün düşündüğü bu
that's all he cares about
bütün eşyası ile
bag and baggage
bütün eşyasıyla
bag and baggage
bütün fileto
whole loin
bütün fırsatı kullanmış olmak
have had one's chips
bütün gece
all night long
bütün gece
nightlong
bütün gece
all night
bütün gece açık olan
all night
bütün gece içmek
(deyim) go on a bat
bütün gövde
(Otomotiv) body complete
bütün gücünü kullanmak
go all out
bütün gücüyle
forall one is worth
bütün gücüyle
(Konuşma Dili) like blue murder
bütün gün
all day

The enemy kept up their attack all day. - Düşman bütün gün saldırısına devam etti.

If it rains tomorrow, I will stay at home all day. - Eğer yarın yağmur yağarsa, bütün gün evde kalacağım.

bütün gün
all day long

I was in bed all day long yesterday. - Dün bütün gün boyunca yataktaydım.

He does nothing but watch TV all day long. - Bütün gün televizyon izlemekten başka bir şey yapmaz.

bütün gün
day long

He does nothing but watch TV all day long. - Bütün gün televizyon izlemekten başka bir şey yapmaz.

I was in bed all day long yesterday. - Dün bütün gün boyunca yataktaydım.

bütün gün ayaktayım
i am on my legs all day
bütün gün çalışmak
(Ticaret) work full time
bütün herkes bakımından geçerli
(Hukuk) erga omnes
bütün hızla
(Askeri) full steam
bütün hızıyla
at full tilt
bütün ilgililer
(Askeri) all concerned
bütün kalbimle
with all my heart
bütün kalbiyle
(deyim) body and soul
bütün kalbiyle
from one's heart
bütün kapsamı ile
in the large
bütün kapıları açan anahtar
passkey
bütün kapıları kapatmak
bang the door on
bütün kapıları kapatmak
shut the door on
bütün kapıları kapatmak
close the door on
bütün kilitleri açan anahtar
master key
bütün kurallara aykırı
counter to all rules
bütün mahalle
the whole parish
bütün mesele
the whole issue
bütün mesele burada
but there it is
bütün millete ait
nation wide
bütün olan bitenden sonra
after all
bütün olarak
completely
bütün olarak
en bloc
bütün olarak
bodily
bütün olarak
outright
bütün parayı kazanmak
break the bank
bütün personel
officiary
bütün sorun
the whole issue
bütün sosyete
all the world and his wife
bütün suçlamalardan uzak
beyond all blame
bütün sürümler
(Bilgisayar) all versions
bütün varlıkların tanrı olduğu görüşü
pantheism
bütün varlığıyla
body and soul
bütün vücudu
one's whole body
bütün vücut dozu
(Çevre) whole-body dose
bütün yaamı boyunca
forthe life
bütün çabuklukla
with all despatch
bütün çıplaklığıyla
without hiding anything
bütün ödülleri kazanmak
clear the deck
bütün ömrümde
in all my born days
bütün üyelerin hazır bulunduğu
plenary
bütün şey
integral
bütün-kaya analizi
(Jeoloji) whole-rock analysis
bütün gün
whole day
bütünler
supplementary
dini bütün
devout
bir bütün halinde
(Tıp) enblock
bir bütün olarak
as a whole
bir bütün olarak
in the aggregate
dini bütün
religious
dini bütün
pious
dini bütün
god-fearing
başı bütün
married (person)
bir bütün halinde toplamak
embody
bölünmez bütün
(Kanun) indivisible whole
bütünler
complementary, supplementary
bütünler
supplemental
bütünler
{s} complementary
dini bütün
sincerely religious, entirely given to the Islamic faith and observing its laws. din değiştirmek/inden dönmek to change one's religion
dini bütün
prayerful
dini bütün
pious, religious
dini bütün bir şekilde
prayerfully
dini bütün kimse
Christian
erişilebilir bütün araştırma alanı
(Askeri) total attainable search area
imanı bütün
1. (someone) whose religious faith is strong. 2. true believer, person whose religious faith is strong
kentsel bütün
(İnşaat) urban complex
ulusun bütün tanrıları
pantheon
Türkisch - Türkisch
Eksiksiz, tam; parçalanmamış
Çok sayıdaki varlık ve nesnelerin hepsi, bütünü
Birlik, tamlık: "Şiirde bir bütünün lüzumuna inananlar bile mısralar arasında birtakım aralıklar kabul eder."- O. V. Kanık
Birlik, tamlık
Parçalanmamış
Eksiksiz, tam: "Güller bütün güller bu sabah / Bir ağızdan şarkı söyler gibi açıyor her bahçede."- N. Cumalı. Çok sayıdaki varlık ve nesnelerin hepsi: "Bütün civar köylerde onu sevmeyen yoktu."- Y. K. Karaosmanoğlu
Ufaklık, bozukluk olmayan (para)
pan
bütün bütün
Büsbütün
bütün bütüne
Bütün olarak, tamamıyla
Bütün gün
sabahtan akşama
Bütünler
mütemmim
bütünler
Bütün durumuna getiren veya bütün durumuna getirmek için eklenen, mütemmim
dini bütün
Dinine çok bağlı, inancı sağlam olan, dinin buyruklarını eksiksiz yerine getiren
bütün
Favoriten