kesinlik

listen to the pronunciation of kesinlik
Türkisch - Englisch
precision

Precision is important in math. - Kesinlik matematikte önemlidir.

Precision in measurement is important. - Ölçümde kesinlik önemlidir.

accuracy
(Hukuk) certainty

The present is the only reality and the only certainty. - Şimdiki zaman, tek gerçeklik ve tek kesinliktir.

I can say with certainty that he hates me. - Onun benden nefret ettiğini kesinlikle söyleyebilirim.

conclusiveness
certitude
literalness
roundness
positive

Are you absolutely positive? - Kesinlikle olumlu musun?

I'm absolutely positive that I can do that. - Bunu yapabileceğimden kesinlikle eminim.

decidedness
certain

He is certainly not without courage. - O, kesinlikle cesaretsiz değildir.

Prime Minister Koizumi is certainly not a cold-blooded man. - Başbakan Koizumi kesinlikle soğukkanlı bir insan değildir.

scrupulosity
souring
sure

Esperanto is surely an enormous waste of time! - Esperanto kesinlikle çok büyük bir zaman kaybı!

The day will surely come when your dream will come true. - Hayalinin gerçekleşeceği gün kesinlikle gelecek.

irrevocability
absoluteness
definitiveness
perspicacity
definiteness; absoluteness; finality, irrevocability
definiteness
preciseness
exactitude
firmness
decisiveness
positiveness
exactness
certainty, definiteness, accuracy, precision, certitude
decisiveness, firmness
assuredness
the Absolute
finality
demonstrativeness
implicitness
nicety
rigor
downrightness
certainity
(Ticaret) consolidation
{i} surety
{i} sureness
definitude
cert

He is certainly not without courage. - O, kesinlikle cesaretsiz değildir.

Prime Minister Koizumi is certainly not a cold-blooded man. - Başbakan Koizumi kesinlikle soğukkanlı bir insan değildir.

(Sosyoloji, Toplumbilim) centainty
{i} rigour
precise

That's precisely why I need to meet Tom. - Tom'la tanışmak istememin nedeni kesinlikle bu.

He is precisely the man we're looking for. - O kesinlikle aradığımız adam.

kesin
{s} exact

I don't know exactly yet. - Henüz kesin olarak bilmiyorum.

It isn't totally exact. - O tamamen kesin değildir.

kesin
precise

Precise measurements are required. - Kesin ölçümler gerekli.

That's precisely why I need to meet Tom. - Tom'la tanışmak istememin nedeni kesinlikle bu.

kesin
certain

Certainly, I like playing cards. - Kesinlikle,kart oynamayı severim.

You can certainly swim in the lake, but there is no sense in doing so. - Gölde kesinlikle yüzebilirsin fakat öyle yapmanın anlamı yok.

kesin
{s} accurate

He needs to make an accurate report of the case. - Onun davanın kesin bir raporunu hazırlaması gerekiyor.

He made an accurate report of the incident. - Olayla ilgili kesin bir rapor hazırladı.

kesin
{s} final

The decision is not yet final. - Karar henüz kesinleşmiş değil.

Plans haven't yet been finalized. - Planlar henüz kesinleşmiş değil.

kesinlik kazanmak
be conclusive
kesinlik kazanmak
become final
kesinlik kazanmak
become definite
kesinlik kazanmak
be final
kesinlik yasası
(Pisikoloji, Ruhbilim) law of precision
kesin
absolute

It is absolutely impossible to do so. - Öyle yapmak kesinlikle imkansızdır.

I looked down and had absolutely nothing to say. - Aşağı baktım ve kesinlikle söyleyecek hiçbir şeyim yoktu.

kesin
definitive

The definitive answer is no. - Kesin cevap hayırdır.

kesin
{s} frozen
kesin
{s} rigorous
kesin
assertive
kesin
firm

I'm firmly opposed to corporal punishment. - Ben işkenceye kesin olarak karşıyım.

Jefferson believed firmly in the value of education. - Jefferson eğitimin değerine kesin olarak inanıyordu.

kesin
sure

Esperanto is surely an enormous waste of time! - Esperanto kesinlikle çok büyük bir zaman kaybı!

The weather will be good tonight for sure. - Hava bu gece kesinlikle iyi olacak.

kesin
definite

It will be four years before the definite result of beef liberalization emerges. - Sığır serbestleştirilmesinin kesin sonucu ortaya çıkmadan önce dört yıl olacak.

Give me a definite answer. - Bana kesin bir cevap ver.

kesin
{s} declared
kesin
{s} determined
kesin
clean-cut
kesin
pointed
kesin
precision

Sami fired and shot the intruder with precision. - Sami ateş etti ve izinsiz giren kişiyi kesin bir şekilde vurdu.

Precision is important in math. - Kesinlik matematikte önemlidir.

kesin
sure to

Your plan is sure to succeed. - Senin planın başarılı olacağı kesin.

Her son is sure to succeed. - Oğlu kesinlikle başarılı olacak.

kesin
irreversible
kesin
slipt
kesin
pronounced
kesin
specific
kesin
utter
kesin
bound

Jack is bound to succeed this time. - Jack bu sefer kesin başaracak.

Such a plan is bound to fail. - Öylesine bir plan kesin başarısız olacaktır.

kesin
(Konuşma Dili) hard and fast
kesin
concrete
kesin
unquestionable
kesin
truthful
kesin
point-blank
kesin
out of question
kesin
for sure

He said he would give us his decision for sure by Friday. - O, Cumaya kadar kesin olarak bize kararını bildireceğini söyledi.

Tom can't say for sure how many times Mary has been to Boston. - Tom Mary'nin kaç kez Boston'da bulunduğunu kesin olarak söyleyemez.

kesin
undeniable
kesin
immutable
kesin
matriculation
kesin
uncompromising
kesin
unquestioned
kesin
categorial
kesin
category
kesin
affirmative
kesin
unequivocal
kesin
(Kanun) mandatory
kesin
incontrovertible
kesin
as sure as i'm sitting here
kesin
(Argo) in the bag
kesin
indisputable
kesin
doubtless
kesin
unambiguous
kesin
spot-on
kesin
short and to the point
Kesin
explicit
kesin
express
kesin
implicit
kesin
flat

His secretary flatly denied leaking any confidential information. - Onun sekreteri, gizli bilgiyi sızdırmayı kesinlikle reddetti.

He rejected our demand flatly. - Talebimizi kesin bir şekilde reddetti.

kesin
clear-cut
kesin
conclusive

The evidence is fairly conclusive. - Kanıtlar oldukça kesin.

kesin
indubitable
kesin
safe

There is definetly a safe route! - Kesinlikle güvenli bir rota var!

Only God can safely be omnipotent. - Sadece Allah, kesinlikle mutlak kudret sahibi olabilir.

kesin
dernier
kesin
direct

Tom certainly doesn't have a very good sense of direction. - Tom'un kesinlikle çok iyi bir yön duyusu yok.

kesin
secure
kesin
tangible
kesin
strict

Smoking is strictly forbidden. - Sigara içmek kesinlikle yasaktır.

Smoking is strictly forbidden here. - Burada sigara içmek kesinlikle yasaktır.

kesin
unalterable
kesin
decisive
kesin
{i} deciding
kesin
hard-and-fast
kesin
unerring
kesin
crucial
kesin
{s} mathematical
kesin
be precise
kesin
definate
kesin
spot on
kesin
clear cut
kesin
clearcut
kesin
{s} irrevocable
kesin
{s} extreme
kesin
{s} outright
kesin
cheese it
kesin
{s} downright
kesin
{s} positive

You look positively haggard. - Sen kesinlikle bitkin görünüyorsun.

I'm absolutely positive that I can do that. - Bunu yapabileceğimden kesinlikle eminim.

kesin
{s} scientific
kesin
definite, certain, definitive, decisive, absolute, accurate, precise, exact, categorical, final; indisputable, incontrovertible
kesin
clean cut
kesin
sure as death

It's as sure as death. - Bu, ölüm kadar kesindir.

kesin
{s} round

Tom certainly deserves a round of applause. - Tom kesinlikle bir tur alkış hak ediyor.

kesin
dogmatic
kesin
decisive, firm (statement)
kesin
categorical

I categorically refused. - Kesin bir dille reddettim.

I am categorically opposed to the company declaring bankruptcy. - Ben şirketin iflas ilan etmesine kesin bir biçimde karşıyım.

kesin
decided

Tom certainly wouldn't be pleased if Mary decided to go back to work. - Mary işe geri dönmeye karar verse, Tom kesinlikle memnun olmaz.

The atmosphere in the room was decidedly frosty. - Odadaki atmosfer kesinlikle soğuktu.

kesin
definite; absolute, categorical; final, irrevocable
kesin
{s} square

If you go to Beijing, definitely have a look at Tiananmen Square. - Beijing'e gideceksen, kesinlikle Tiananmen Meydanı'na bir bak.

kesin
{s} peremptory
kesin
{s} unquestioning
kesin
{s} rigid
kesin
{s} ocular
kesin
{s} surefire
kesin
point blank
kesin
{s} stark
kesin
pointblank
kesin
{s} undoubted

The most important figure of mathematics of the nineteenth century is, undoubtedly, Gauss. - On dokuzuncu yüzyılın matematiğinin en önemli figürü kesinlikle, Gauss.

kesin
terminative
kısa kesinlik
short precision
uzun kesinlik
long precision
yasal olarak kesinlik ve doğruluk taşıyan
(Hukuk) legally accurate
çifte kesinlik
double precision, long precision
üçlü kesinlik
triple precision
Türkisch - Türkisch
Bir bilginin, bir kanaatin şüpheye düşmeden onaylanması durumu
Kesin olma durumu veya kesin davranış, katiyet
Kesin olma durumu veya kesin davranış, kat'iyet
kat'iyet
(Osmanlı Dönemi) katiyet
kesin
Şüphe ve duraksamaya yer bırakmayan veya geri dönülmeyen, değişmez, kati, maktu: "Sevmem kesin sözleri, bir kesin söz duydum mu, tersine söylemek gelir içimden."- N. Ataç
Kesin
kat'i
Kesin
kati
kesin
Şüphe ve duraksamaya yer bırakmayan veya geri dönülmeyen, değişmez, kat'î, maktu
kesin
(Osmanlı Dönemi) katî
kesinlik
Favoriten