Bir kerede iki yerde olamazsın.
- You can't be two places at once.
Bir keresinde babanla karşılaştım.
- I met your father once.
Öğrenci olduğu zamanlar diskoya sadece bir kez gitti.
- When she was a student, she went to the disco only once.
Her on beş dakikada bir kez karıştırın.
- Stir once every fifteen minutes.
Bütün bu dünyevi bilgelik bir zamanlar herhangi bir bilge adamın sevimsiz sapıklığıydı.
- All this worldly wisdom was once the unamiable heresy of some wise man.
Onu bir zamanlar trende gördüm.
- I have seen him once on the train.
Bu birdenbire olmadı.
- It didn't happen all at once.
Birdenbire, tiz bir çığlık duydum.
- All at once, I heard a shrill cry.
Bu işlerin hepsini bir defada yapmaya çalışma.
- Don't try to do all these things at once.
En azından ayda bir defa anne babana yazmayı unutmamalısın.
- You must not forget to write to your parents at least once a month.
Sana eskiden hiç söz etmedim.
- I never mentioned you once.
Once a strategic plan is developed, strategic managers must manage the startegic momentum.
Emekli olur olmaz tüm zamanımı Tatoeba'ya ayıracağım.
- Once I retire, I will dedicate my whole time to Tatoeba.
Emekli olur olmaz insanlar seni nadiren görmeye gelirler.
- People rarely come to see you once you are retired.
Onu hemen tanıdım, çünkü onu daha önce görmüştüm.
- I recognized him at once, because I had seen him before.
Hemen yolculuğa hazırlan.
- Get ready for the trip at once.
Tom bir defa daha komadaydı.
- Tom was once again comatose.
Tom bir defa daha fiyat etiketine baktı.
- Tom looked at the price tag once again.
Onu bir kez daha yapmayı dene.
- Try doing it once more.
Onu bir kez daha okuyun, lütfen.
- Read it once more, please.
Lütfen onu bir kez daha tekrarlar mısın?
- Could you please repeat it once again?
Bir kez daha deneme hakkın var.
- You are entitled to try once again.
Biz hemen başlamalıyız.
- We must start at once.
Hemen yolculuğa hazırlan.
- Get ready for the trip at once.
Resimde gördükten sonra, onu derhal tanıdım.
- Having seen him in the picture, I recognized him at once.
Derhal bir diş hekimi ile görüşsen iyi olur.
- You'd better see a dentist at once.
Lütfen onu bir kez daha tekrarlar mısın?
- Could you please repeat it once again?
Lütfen onu Fransızca olarak bir kez daha tekrar söyler misiniz?
- Could you please say that once again in French?
O ilk ve son olarak girişiminden vazgeçti.
- He gave up his attempt once for all.
Arada bir golf oynarım.
- Once in a while I play golf.
Onu arada bir görürüm.
- I see him once in a while.
Tom ara sıra Boston'a gider.
- Tom goes to Boston every once in a while.
Ara sıra tenis oynarım.
- I play tennis once in a while.
Bir zamanlar köyün çıkışında küçük güzel bir ev varmış.
- Once upon a time, there was a pretty little house way out in the country.
Bir zamanlar bir tavuk vardı, onun bir gözlemesi vardı.
- Once upon a time there was a chicken that had a crispbread.
the skeletal remnants of once-living corals.
Haftada bir kez piyano dersleri alır.
- She takes piano lessons once a week.
Haftada bir kez sinemaya gider.
- She goes to the movies once a week.
O son olarak girişiminden vazgeçti.
- He gave up his attempt once and for all.
Onu son olarak reddet.
- Turn him down once and for all.
En kısa zamanda Tom'la tanışmak istiyorum.
- I want to meet Tom as soon as possible.
En kısa zamanda buradan ayrılmak istiyorum.
- I want to leave here as soon as possible.
O telefon görüşmesi yapar yapmaz eve gitti.
- He went home as soon as he got the phone call.
Bunu yapar yapmaz akşam yemeği hazırlığına başlamanı istiyorum.
- As soon as you have done that, I would like you to start preparing supper.
Aniden bir patlama oldu.
- All at once there was an explosion.
Aniden bir feryat duydum.
- All at once, I heard a cry.
Bir kereliğine Tom'a katılıyorum.
- For once, I agree with Tom.
Kahretsin, yine treni kaçırdım.
- Shit, once again I missed the train!
Yine, köktenci ideolojiler büyük tarihsel ilerlemelere karşı çıkarlar.
- Once more, the fundamentalist ideologies oppose to the great historical advances.
Hep birden koşmaya başladılar.
- They began to run all at once.
Birdenbire, tiz bir çığlık duydum.
- All at once, I heard a shrill cry.
Her şey birdenbire oldu.
- Everything happened all at once.
Aniden bir silah sesi duyduk.
- All at once we heard a shot.
Aniden gökyüzü karardı ve yağmur başladı.
- All at once the sky became dark and it started to rain.
Gemi hareket eder etmez, onu deniz tuttu.
- As soon as the ship began to move, he got seasick.
Muhabirler Tom mahkeme salonunu terk eder etmez sorular sormaya başladı.
- The reporters started asking Tom questions as soon as he left the courtroom.
Bu e-postayı görür görmez lütfen hemen cevapla.
- As soon as you see this E-mail please reply right away.
Tartışma sona erer ermez, ben hemen ofisten ayrıldım.
- As soon as the argument ended, I left the office forthwith.
Aynı zamanda iki şeyi yapamazsın.
- You can't do two things at once.
Aniden bir feryat duydum.
- All at once, I heard a cry.
Aniden bir silah sesi duyduk.
- All at once we heard a shot.
Bir kerelik hatalı olduğunuzu umalım.
- Let's hope you're wrong for once.
O eskiden bir banka memuruydu.
- She was formerly a bank clerk.
Tom biraz fazla kiloludur ama o eskiden oldukça iyi bir atletti.
- Tom's a bit overweight, but formerly he was quite a good athlete.
Bu işlerin hepsini bir defada yapmaya çalışma.
- Don't try to do all these things at once.
Bütün çamaşırımı bir defada yıkayabilir miyim?
- May I wash all my laundry at once?
Alice calls us every now and then.
Bir kereliğine Tom'a katılıyorum.
- For once, I agree with Tom.
Bir kerelik hatalı olduğunuzu umalım.
- Let's hope you're wrong for once.
Her şey birdenbire oldu.
- Everything happened all at once.
Ne kadar zor bir şey, sevmek ve akıllı olmak, ve her ikisi birden.
- How difficult a thing it is, to love, and to be wise, and both at once.
İki şeyi aynı anda yapma.
- Don't do two things at once.
İki şeyi aynı anda yapamam.
- I can't do two things at once.
Birdenbire, tiz bir çığlık duydum.
- All at once, I heard a shrill cry.
Birdenbire, o konuştu.
- All at once, he spoke out.
Tom ara sıra Boston'a gider.
- Tom goes to Boston every once in a while.
Ara sıra erkek arkadaşıma o işteyken bir öğle yemeği götürürüm.
- Every once in a while, I take my boyfriend a lunch while he's at work.
Bir kez kazanmak istiyorum.
- I want to win for once.
Hayatımda bir kez, doğru bir şey yapmak istiyorum.
- For once in my life, I'd like to do something right.
Bir katır kadar inatçısın! Bu sefer onun haklı olduğunu kabul et.
- You are as stubborn as a mule! For once, accept that she is right.
Bu seferlik bir istisna yapacağım.
- I'll make an exception just this once.
Sadece bu sefer sana ödünç para vereceğim.
- I will lend you money just this once.
We'll get a move on once we find the damn car keys!.
I have only once eaten pizza.
He was once the most handsome man around.
They replaced the door, in hopes of correcting the sticking and squeaking once and for all.
I send her a note once in a while to let her know I'm thinking of her.
Have you changed a tyre before? — Yes, once or twice.
a once-in-a-lifetime opportunity to travel the world.
When all at once I saw a crowd, A host, of golden daffodils - William Wordsworth, Daffodils.
Tell the doctor to come at once. She is having a baby.
He tried to eat four cookies at once.
For once in her life she was surprised out of her reserve; she caught her girl in her arms and crushed her and her flowers against her heart, kissing the bright hair and sweet face warmly.
Look at Carpenters! . . . In old times it was a proverb Measure twice, and cut once..
Mr. Paz noted that since the onset of the credit crisis, eBay, like other companies, hasn’t been able to measure twice and cut once..
... that once a sperm into the egg it places down to prevent so the nth ...
... Once I start the game, all you have to do is press down to ...