hoşluk

listen to the pronunciation of hoşluk
Türkisch - Englisch
pleasantness
(used with bir) strangeness, oddness (especially in the sense of queasiness, dizziness, or mental disturbance): Demin yüzünde bir hoşluk vardı. You had an odd look on your face just then. Bekri'nin başında bir hoşluk var. Bekri feels light-headed. Kadıncağızda bir hoşluk var. The poor woman's a bit touched in the head
amenity
quaintness
loveliness
pleasantness, happiness, comfort
agreeableness
bonhomie
pleasantness, niceness, agreeableness, pleasingness, geniality
niceness
affability
comfort
happiness
affableness
toothsome
hoş
handsome
hoş
fine

I think you look fine. - Bence hoş görünüyorsun.

He has a fine library of books on art. - Sanat üzerine kitapları olan hoş bir kütüphanesi var.

hoş
nice

We are having a nice time in Rome. - Romada hoş bir zaman geçiriyoruz.

If I had enough money, I would buy that nice car. - Yeterli param olsa,o hoş arabayı alırım.

hoş
pleasant

Her voice is pleasant to listen to. - Sesi dinlemek için hoş.

Meeting my old friend was very pleasant. - Eski arkadaşımla buluşmak çok hoştu.

hoş
pretty

A pretty waitress waited on us. - Hoş bir garson bize hizmet etti.

Do you think I'm pretty? - Hoş olduğumu düşünüyor musunuz?

hoş
beautiful

Tom likes only beautiful girls. - Tom sadece güzel kızlardan hoşlanıyor.

He likes the most beautiful flower. - O en güzel çiçekten hoşlanır.

hoş
cheerful
hoş
{s} nifty
hoş
delectable
hoş
nevertheless
hoş
slick
hoş
nicely
hoş
{s} enjoyable

He thanked his host for a most enjoyable party. - O, en hoş bir parti için, ev sahibine teşekkür etti.

hoş
prettily
hoş
however

Hamlet probably didn't want to get married. There was only one Hamlet, however there are many people like him. - Hamlet muhtemelen evlenmek istemiyordu.Sadece bir Hamlet vardı fakat ondan hoşlanan bir sürü insan var.

Tom doesn't like Mary. However, she doesn't particularly care whether he likes her or not. - Tom Mary'den hoşlanmıyor. Ama onun ondan hoşlanıp hoşlanmadığı özellikle onun umurunda değil.

hoş
cute

Even without makeup, she's very cute. - Makyajsızken bile çok hoş.

You're pretty cute too. - Sen de oldukça hoşsun.

hoş
rosy
hoş
yet

Tom doesn't like being told he's not old enough yet. - Tom henüz yeterince yaşlı olmadığının söylenmesinden hoşlanmıyor.

I'm not satisfied yet. - Henüz hoşnut değilim.

hoş
appealing
hoş
still

I still like to write in Esperanto. - Hala Esperanto dilinde yazmaktan hoşlanıyorum.

Whether you like Tom or not, you still have to work with him. - İster Tom'dan hoşlan istersen hoşlanma, hâlâ onunla çalışmak zorundasın.

hoş
civilized
hoş
dilly
hoş
soft
hoş
likable

I think I'm a likable guy. - Hoş bir adam olduğumu düşünüyorum.

hoş
inviting
hoş
desirable
hoş
lovely

You're such a lovely audience. - Siz çok hoş bir seyircisiniz.

It was a lovely autumn evening. - O hoş bir sonbahar akşamı idi.

hoş
sweet

He likes anything sweet. - O, tatlı olan herhangi bir şeyden hoşlanır.

Roses emanate a sweet fragrance. - Güller tatlı hoş bir koku yayıyorlar.

hoş
gorgeous
hoş
melodic
hoş
amusing
hoş
debonair
hoş
piquant
hoş
grand

Tom enjoys watching baseball games on TV with his grandfather. - Tom dedesiyle TV'de beyzbol maçları izlemekten hoşlanır.

Grandma likes watching TV. - Büyükanne televizyon izlemekten hoşlanır.

hoş
graceful
hoş
stunning
hoş
delightful

Orange blossoms have a relaxing effect and a delightful scent. - Portakal çiçekleri rahatlatıcı bir etki ve hoş bir kokuya sahiptir.

It is delightful to be praised by an expert in the field. - Alandaki bir uzman tarafından takdir edilmek hoş.

hoş
nicety
hoş
charming
hoş
fair

I'm fairly certain that Tom won't like that. - Tom'un ondan hoşlanmayacağından oldukça eminim.

My grandmother used to tell me pleasant fairy tales. - Büyükannem bana hoş peri masalları anlatırdı.

hoş
dolce
hoş
genial
hoş
palatable
hoş
savoury
hoş
prepossessing
hoş
decent

He is a very decent fellow. - O, çok hoşgörülü bir adamdır.

Behave decently, as if you're a well-cultured man. - Eğer kültürlü bir adamsan, hoşgörüyle davran.

hoş
agreeable

I'm feeling very agreeable. - Ben çok hoş hissediyorum.

The secretary gave me an agreeable smile. - Sekreter bana hoş bir gülümseme verdi.

hoş
winsome
hoş
dulcet
hoş
comely
hoş
attractive
hoş
gracious
hoş
refreshing
hoş
musical
hoş
mellow
hoş
sugary
hoş
pleasing to
hoş
{s} smooth
hoş
likeable
hoş
nicer

I like both Susan and Betty, but I think Susan is the nicer. - Susan ve Betty severim ama Susan'ın daha hoş olduğunu düşünüyorum.

Visiting people is nicer than being visited. - İnsanları ziyaret etmek ziyaret edilmekten daha hoştur.

hoş
mellifluous
hoş
charmins
hoş
{s} jolly
hoş
{s} canny
hoş
bonney
hoş
sweetly
hoş
{s} kind

I like the kind of music Tom composes. - Tom'un bestelediği müzik türünden hoşlanıyorum.

Tom doesn't like it when this kind of stuff happens. - Bu tür şey olduğunda, Tom bundan hoşlanmıyor.

hoş
{s} congenial
hoş
sightly
hoş
{s} bonny
hoş
{s} elegant

How about spending an elegant and blissful time at a beauty salon? - Bir güzellik salonunda hoş ve mutlu bir zaman geçirmeye ne dersin?

hoş
{s} well

I don't know Tom well enough to dislike him yet. - Ondan hoşlanmamak için Tom'u henüz yeterince iyi tanımıyorum

Food you eat that you don't like will not be digested well. - Hoşlanmadan yediğiniz yiyecekler iyi sindirilmeyecektir.

hoş
{s} delicious

We thoroughly enjoyed the delicious meal. - Biz lezzetli yemekten epeyce hoşlandık.

hoş
clean cut
hoş
{s} fragrant
hoş
{s} winning
hoş
{s} affable
hoş
debonaire
hoş
pretty, lovely, pleasant, charming, nice, cute, genial, appealing, delightful, pleasing, agreeable; enjoyable, pleasurable; nicely; still, however, yet, nevertheless, even, well
hoş
(used with bir) strange, odd, peculiar: O şarkıyı duyunca Durmuş'un yüzü bir hoş oldu. When he heard that song Durmuş got an odd look on his face. Midem bir hoş. My stomach feels funny. Avni'nin söylediklerine hiç aldırma; kafası bir hoştur. Don't pay any attention to what Avni says; he's touched in the head
hoş
even if: Hoş, param da olsa almazdım. Even if I had the money I wouldn't buy it
hoş
anyway, anyhow: Hoş, bunu biliyordum. I knew this anyway
hoş
quaint, charmingly unconventional
hoş
pleasant, nice, agreeable, pleasing, genial
hoş
jocose
hoş
{s} lovable
hoş
{s} subtle

Her exotic perfume has a subtle scent. - Onun egzotik parfümünün hoş bir kokusu var.

hoş
{s} tuneful
hoş
{s} sapid
hoş
catchy
hoş
{s} suave
hoş
{s} kindly

I don't take kindly to pushiness or impatience. - Aceleciliği ve sabırsızlığı hoş karşılamam.

hoş
{s} smart

She's smarter than Mary, but she's not as pretty as Mary. - Mary'den daha akıllı ama Mary kadar hoş değil.

hoş
spicy

Tom doesn't enjoy eating spicy food. - Tom baharatlı yemek yemekten hoşlanmıyor.

hoş
toothsome
hoş
{s} pleasurable
hoş
{s} pleasing

This wine is pleasing to the palate. - Bu şarap damağa hoş geliyor.

Is it pleasing to you? - Bu senin için hoş mu?

hoş
gemütlich
hoş
subtile
hoşluk
Favoriten