heyecanlı

listen to the pronunciation of heyecanlı
Türkisch - Englisch
excited

Linda was wildly excited to learn that her aunt Nancy was coming to visit her. - Linda teyzesi Nancy'nin onu ziyaret etmek için geldiğini öğrendiği için aşırı heyecanlıydı.

I was so excited that I could not fall asleep. - O kadar heyecanlıydım ki uyuyamadım.

exciting

Today is a very exciting day. - Bugün çok heyecanlı bir gün.

What an exciting game! - Ne heyecanlı bir oyun!

exciting; (something) which excites; marked by excitement
happy

I'm very excited and happy. - Çok heyecanlı ve mutluyum.

We're very happy and very excited. - Çok mutlu ve çok heyecanlıyız.

zest
stormy
hectical
impassion
(Pisikoloji, Ruhbilim) emotive
emotionalistic
uptight
in a flutter
ardent
jumpy
tiptoe
vibrant
tremulous
sensational
stirring
exercise
breathtaking
passionate
thrilling

In the most thrilling moment, everyone looked very tense. - En heyecanlı anda herkes çok gergin görünüyordu.

effusive
warm
redhot
wrought-up
atwitter
timid
alive

What an exciting time to be alive. - Hayatta kalmak için ne heyecanlı bir zaman.

nervous

Tom is nervous and excited. - Tom sinirli ve heyecanlı.

I'm nervous and excited. - Ben kaygılı ve heyecanlıyım.

action-packed
exercised
delirious
zealous
hecticical
lyrical
rhapsodic
declamatory
glowing
agog
suspenseful, full of suspense; thrilling
in a lather
spirited
agitated

Tom is looking a bit agitated. - Tom biraz heyecanlı görünüyor.

Tom was in a very agitated state. - Tom çok heyecanlı bir durumdaydı.

excitable
astir
nail biting
feverish

You're still feverish. - Sen hâlâ heyecanlısın.

gripping
febrile
rhapsodical
het up
excitable; excited; exciting, thrilling, stirring
crazed
aglow
emotional
inspired
hot
excited; agitated; emotional
dramatic
heated
gone
impassioned
excitable; emotional
hectic

That week in Boston was pretty hectic. - Boston'daki o hafta oldukça heyecanlıydı.

It was a little hectic. - O biraz heyecanlıydı.

fevered
intense
ablaze
heady
heyecan
thrill

If the loser smiled the winner will lose the thrill of victory. - Kaybeden gülümserse kazanan zaferin heyecanını kaybeder.

My cat is thrilled with joy when she gets fish for dinner. - Kedi akşam yemeği için balık aldığında sevinçten heyecanlandı.

heyecan
{i} excitement

When the excitement died down, the discussion resumed. - Heyecan azalınca,tartışma devam etti.

Her heart was throbbing with excitement. - Heyecandan kalbi titriyordu.

heyecanlı hikâye
thriller
heyecanlı film
thriller
heyecanlı kitap
thriller
heyecanlı oyun
thriller
heyecanlı bir halde
warmly
heyecanlı olmak
be worked up
heyecanlı bir bekleyiş
under dog
heyecanlı bir biçimde
frenetically
heyecanlı bir şekilde
emotionally
heyecanlı bir şekilde
burbly
heyecanlı bir şekilde
rhapsodically
heyecanlı bir şekilde
hecticly
heyecanlı bir şekilde
excitingly
heyecanlı bir şekilde
inspiredly
heyecanlı bitiş
grandstand finish
heyecanlı depresyon
(Pisikoloji, Ruhbilim) agitated depression
heyecanlı dizi
(Televizyon) cliff-hanger
heyecanlı dizi
(Televizyon) cliffhanger
heyecanlı dizi film
(Televizyon) cliffhanger
heyecanlı dizi film
(Televizyon) cliff-hanger
heyecanlı hikâye
shocker
heyecanlı kalabalık
exited crowd
heyecanlı kimse
emotionalist
heyecanlı konuşma
declamation
heyecanlı konuşma yapmak
declaim
heyecanlı konuşmacı
tub-thumper
heyecanlı konuşmacı
rhapsodist
heyecanlı kılmak
sensationalize
heyecanlı olarak
hectically
heyecanlı olay
rouser
heyecanlı olaylar dizisi
drama
heyecanlı resimli roman
(Televizyon) cliff-hanger
heyecanlı roman
shocker
heyecanlı ucuz roman
dime novel
heyecanlı varış
cliffhanger
heyecan
{i} emotion

She didn't display any type of emotion. - O herhangi tipte heyecan göstermedi.

Tom listened to what Mary had to say without showing any emotion. - Tom Mary'nin söylemek zorunda olduğu şeyi herhangi bir heyecan göstermeden dinledi.

heyecan
excitement, thrill, flutter, fluster, the jitters, kick; enthusiasm, emotion
heyecan
{i} spice
heyecan
{i} fever

You're still feverish. - Sen hâlâ heyecanlısın.

heyecan
sensation

It was an overnight sensation. - Bu bir gecelik heyecandı.

The movie created a great sensation. - Film büyük bir heyecan yarattı.

heyecan
affect
heyecan
{i} stir

The news is creating a stir. - Haber heyecan yaratıyor.

The news caused a huge stir. - Haber büyük bir heyecan yarattı.

heyecan
taking
heyecan
trepidation
heyecan
jitter
heyecan
agitate

Tom got very agitated. - Tom çok heyecanlandı.

Tom is still very agitated. - Tom hâlâ çok heyecanlı.

heyecan
ery
heyecan
enthusiasim
heyecan
whirl
heyecan
flutter
heyecan
feeling
heyecan
ferment
heyecan
jitters
heyecan
spirit
heyecan
tumult
heyecan
storm
heyecan
flurry
heyecan
stew
heyecan
perturbation
heyecan
ardour
heyecan
buck fever
heyecan
turn

He turns me on when he wears those clothes. - O, bu elbiseyi giydiği zaman beni heyecanlandırır.

She turned on her lover. - O, aşkını heyecanlandırdı.

heyecan
scene

That's a heartwarming scene. - Bu heyecanlandırıcı bir sahne.

heyecan
tizzy
heyecan
vibe
heyecan
thrill to

It's always a thrill to play with you. - Seninle oynamak her zaman bir heyecan.

heyecan
excited to
en heyecanlı yeri
thick
en heyecanlı yerinde
in the thick of it
fazla heyecanlı
overstrung
heyecan
tension
heyecan
{i} animation
heyecan
{i} kick

I get a kick from diving. - Ben dalmaktan heyecan duyuyorum.

He killed the old lady just for kicks. - Sadece heyecan olsun diye yaşlı bayanı öldürdü.

heyecan
{i} rhapsody
heyecan
{i} vibes
heyecan
{i} fermentation
heyecan
fluster
heyecan
{i} yeast
heyecan
{i} ardor
heyecan
swivet
heyecan
splash
heyecan
{i} twitter
heyecan
{i} exaltation
heyecan
{i} bang
heyecan
state

Tom was in a very agitated state. - Tom çok heyecanlı bir durumdaydı.

heyecan
the shivers
heyecan
suspense (pleasant excitement as to the outcome of a situation)
heyecan
flush
heyecan
agitation
heyecan
flap
heyecan
commotion
heyecan
drama

It was a dramatic moment. - Heyecan verici bir andı.

heyecan
fire
heyecan
excitement; ardor; agitation; emotion
heyecan
enthusiasm

I don't share your enthusiasm. - Ben de senin heyecanını paylaşmıyorum.

The children played in the mud with enthusiasm. - Çocuklar heyecanla çamurda oynadılar.

heyecan
dither
heyecan
{i} shiver
heyecan
{i} ruffle
heyecan
ardour [Brit.]
heyecan
{i} furore
heyecan
{i} vibration
heyecan
{i} furor
heyecan
frisson
heyecan
{i} glow
heyecan
{i} wallop
heyecan
{i} springtide
heyecan
{i} pucker
heyecan
razzle dazzle
heyecan
{i} warmth
heyecan
{i} tingle
yükseklere çıkıp birden inen heyecanlı tren
roller coaster
zihni bulanık-heyecanlı
(Pisikoloji, Ruhbilim) confused-agitate
Türkisch - Türkisch
Heyecanla yapılan
Heyecanla yapılan: "Politikacıların gürültülü, heyecanlı tartışmalarından nefret ederdi."- H. Taner
Heyecan veren
Çabuk, kolay heyecanlanan (kimse), müteheyyiç
HEYECAN
(Osmanlı Dönemi) Coşkunluk. Coşmak
HEYECAN
(Osmanlı Dönemi) Birden bire şiddetle hislenme. Ürperme
heyecan
Coşku
heyecan
Sevinç, korku, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, sevgi gibi sebeplerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu durumu
heyecanlı
Favoriten