güçlü

listen to the pronunciation of güçlü
Türkisch - Englisch
strong

He is a good boy, and he is strong. - O, iyi bir çocuktur ve güçlüdür.

Everyone has both strong and weak points. - Herkesin hem güçlü hem de zayıf noktaları vardır.

powerful

The soldiers had more powerful weapons. - Askerlerin daha güçlü silahları vardı.

What would happen if two powerful nations with different languages - such as United States and China - would agree upon the experimental teaching of Esperanto in elementary schools? - Amerika Birleşik Devletleri ve Çin gibi farklı dilleri olan iki güçlü devlet ilköğretim okullarında Esperanto deneysel öğretimi üzerinde anlaşmaya varsalardı ne olurdu?

forceful

My impression of this government is that they need a more forceful economic policy, otherwise they'll encounter large problems in the future. - Benim bu hükümet hakkındaki izlenimim onların daha güçlü bir ekonomik politikaya ihtiyaçları olduğu, aksi takdirde gelecekte büyük sorunlarla karşılaşacaklarıdır.

He was a forceful leader. - O, güçlü bir liderdi.

robust
potent

Lead is a potent neurotoxin. - Kurşun güçlü bir nörotoksindir.

This snake's venom is very potent. - Bu yılanın zehiri çok güçlü.

bouncing
heroic
vigorously
full-bodied
intense
drastic

Such drastic economic growth cannot be sustained. - Böyle güçlü ekonomik büyüme sürdürülemez.

beefy
stor

The strong wind indicates that a storm is coming. - Güçlü rüzgar bir fırtınanın geleceğini gösterir.

The white spots on Saturn are believed to be powerful storms. - Satürn üzerindeki beyaz lekelerin, güçlü fırtınalar olduklarına inanılır.

substantial
furious
tough

Times are tough. Try to be strong! - Devir kötü. Güçlü olmaya çalış!

Athletes must be tough not only physically, but also mentally. - Atletler sadece fiziksel olarak değil fakat aynı zamanda zihinsel olarak da güçlü olmalılar.

full-blooded
(Kanun) virtual
influential
high-pressure
high-powered

Tom owns a high-powered rifle. - Tom'un yüksek güçlü bir tüfeği var.

Dan was known to have high-powered weapons. - Dan'ın yüksek güçlü silahlara sahip olduğu biliniyordu.

hard-hitting
(Bilgisayar) firm

Our friendship remained firm. - Bizim dostluğumuz güçlü kaldı.

emphatic
intensely
persuasive
dynamic
heavy

We expect heavy resistance. - Güçlü direnme bekliyoruz.

I'm strong enough to carry those heavy metal boxes. - Bu ağır metal kutuları taşımak için yeterince güçlüyüm.

high pressure
iron

This boat is made with high grade aluminum and high strength iron. - Bu tekne üstün kaliteli alüminyum ve yüksek güçlü demir ile yapılır.

stout
powerful, forceful, effective, forcible
energetic
keen
exerting great force
influential, powerful, strong; potent
strong, powerful, mighty; robust; potent, cogent, persuasive; influential, forcible; keen, acute, strong; furious, intense; high-powered
vigorous

He looks very vigorous, considering his age. - Yaşını göz önünde bulundurursak, o çok güçlü görünüyor.

The slave has his pride; he agrees to obey only the most vigorous despot. - Kölenin gururunu vardır; o sadece en güçlü despota itaat etmeyi kabul eder.

mighty

The music alone wasn't enough to give voice to his feelings. A mighty choir was required! - Müzik tek başına duygularına ses vermek için yeterli değildi. Güçlü bir koro gerekiyordu!

Don't talk in such a high and mighty way. - Böyle yüksek ve güçlü şekilde konuşma.

stalwart
powerful, violent, forceful, vigorous
(üslup) sinewed
prepotent
sinewy
virile
spirited

She chose the most spirited horse in the stable. - O, ahırdaki en güçlü atı seçti.

voluminous
full blooded
sturdy
brawny
pithy
powerful, strong, mighty, vigorous
vivid
stentorian
acute

He has an acute sense of observation. - O güçlü bir gözlem duygusuna sahiptir.

hardy
forcible
lusty
massive
able

Since he was able to walk so far, he must have strong legs. - Bu kadar uzağa yürüyebildiği için, o güçlü bacaklara sahip olmalı.

Tom is barely able to stay awake. - Tom güçlükle uyanık kalabildi.

muscular
able bodied
pronounced
sappy
is able
stronger

He is stronger than ever. - O, her zamankinden daha güçlüdür.

Turkey was stronger than Greece. - Türkiye, Yunanistan'dan daha güçlüydü.

fullblooded
strapping
husky
powered
güç
power

The boat uses a motor for the power. - Tekne güç için bir motor kullanır.

What would happen if two powerful nations with different languages - such as United States and China - would agree upon the experimental teaching of Esperanto in elementary schools? - Amerika Birleşik Devletleri ve Çin gibi farklı dilleri olan iki güçlü devlet ilköğretim okullarında Esperanto deneysel öğretimi üzerinde anlaşmaya varsalardı ne olurdu?

güç
(Askeri) strength

A great warrior radiates strength. He doesn't have to fight to the death. - Büyük bir savaşçı güç yayar. O ölümüne savaşmak zorunda değildir.

Time, which strengthens friendship, weakens love. - Zaman, dostluğu güçlendirir, sevgiyi zayıflatır.

güç
force

What happens when an unstoppable force hits an unmovable object? - Durdurulamayan bir güç sabit bir cismi vurursa ne olur?

At the Battle of Verdun, French forces stopped a German attack. - Verdun Savaşında,Fransız güçleri bir Alman saldırısını durdurdu.

güçlü kuvvetli
burly
güçlü bir biçimde
spiritedly
güçlü bir inanç duymak
believe
güçlü bir şekilde
influentially
güçlü bir şekilde
powerfully
güçlü burgaç
whirlpool
güçlü duygu
emotion
güçlü duygu
passion
güçlü inanç
faith
güçlü istek
itch
güçlü istek
longing
güçlü kuvvetli
sturdy
güçlü kuvvetli
red-blooded
güçlü tutmak
sustain
güçlü tutulmuş
sustained
güçlü ve gözü pek
redoubtable
güçlü yakınsaklık
strong convergence
güçlü bellek
retentive memory
güçlü, kuvvetli, sağlam
powerful, strong, robust
güçlü, önemli
powerful, important
güçlü (üslup)
sinewy
güçlü adam
strong man

Oh Tom, you big, strong man! Come here and kiss me! I'm sorry! I'm married! - Ah Tom, sen büyük, güçlü adamsın! Buraya gel ve beni öp! Üzgünüm! Ben evliyim!

güçlü adam
he man
güçlü adam
he-man
güçlü akışkan
power law fluid
güçlü bir halde
beefily
güçlü bir yapıştırıcı
seccotine
güçlü bir yorumu olma
pithiness
güçlü egemenliği
(Dilbilim) survival of the fittest
güçlü el
powerful hand
güçlü etkinlik biçimi
(Ticaret) semistrong form efficiency
güçlü filtreleme
deep packet filtering
güçlü golf sopası
(Bilgisayar) power wedge
güçlü hafıza
retentive memory
güçlü inanç
Pietism
güçlü irade
iron will
güçlü kalp
athletic heart
güçlü kanıt
(Kanun) hard evidence
güçlü kanıtlar sunmak
(deyim) clinch an argument
güçlü kanıtlara dayalı
testatum
güçlü kanıtları olmak
remonstrate
güçlü kuvvetli
hardy
güçlü kuvvetli
very strong and healthy
güçlü kuvvetli
able-bodied
güçlü kuvvetli
beefy, sturdy, burly, hefty, able-bodied
güçlü kuvvetli
strong and healty
güçlü kuvvetli (kimse)
stalwart
güçlü olarak
strong
güçlü olarak
burlily
güçlü parola
strong password
güçlü patlayıcı
high explosive
güçlü patlayıcı
powerful explosive
güçlü patlayıcı
disruptive explosive
güçlü ses
voluminous voice
güçlü sesi
(Tiyatro) mighty voice
güçlü sporcu
hearty
güçlü tanzim teşhir
(Ticaret) power merchandising
güçlü umut
lively hope
güçlü ve cesur
like a Trojan
güçlü ve zayıf noktaları
strengths and weaknesses
güçlü ve şiddetli dalga
roust
güçlü yetkilendirme
strong authentication
güçlü çekimi olan
affinitative
güç
{i} intensity
güç
might

The pen is mightier than the sword. - Kalem kılıçtan daha güçlüdür.

Japan is a mighty nation. - Japonya güçlü bir ulustur.

güç
dominance
güç
{i} ability

The ability to show weakness is a strength. - Zayıflığı gösterme yeteneği bir güçtür.

kadar güçlü
as strong as
kişinin en güçlü tarafı
forte
(bellek) güçlü
tenacious
(ses) güçlü
piercing
algılaması güçlü
insightful
bedence güçlü
athletic
cinsel yönden güçlü
virile
en güçlü sınama
most powerful test
güç
muscle

Hercules had strong muscles. - Herkül'ün güçlü kasları vardı.

He muscled his way through the crowd. - Kalabalığın içinde güçlükle ilerledi.

güç
mean

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

güç
laborious
güç
choosy
güç
ascendancy
güç
compulsion
güç
competency
güç
resource
güç
onerous
güç
(deyim) go hard for
güç
fastidious
güç
stiff
güç
puissance
güç
tough

Athletes must be tough not only physically, but also mentally. - Atletler sadece fiziksel olarak değil fakat aynı zamanda zihinsel olarak da güçlü olmalılar.

Times are tough. Try to be strong! - Devir kötü. Güçlü olmaya çalış!

güç
vires
güç
problematic
güç
formidable
güç
onerous ağır
güç
(Ticaret) coercive power
güç
troublesome
güç
(deyim) go hard with
güç
virtue

Calm is a virtue of the strong. - Sakinlik, güçlünün bir erdemidir.

güç
austere
güç
duty

Tom has a strong sense of duty. - Tom'un güçlü bir görev duygusu var.

güç
invest

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

kavraması güçlü
insightful
çok güçlü
all powerful
çok güçlü
high-power
çok güçlü
concerted

Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak. - Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.

çok güçlü
high-powered
çok güçlü
steel
çok güçlü
concentrated
önemli ve güçlü kişiler
(deyim) big guns
güç
difficult

She had no difficulty in learning the poem by heart. - O, şiiri ezberlemede güçlük çekmedi.

His poems are difficult to understand. - Onun şiirlerini anlamak güçtür.

güç
rough
güç
torque
güç
strenuous
güç
troublous
güç
ardous
güç
zip
güç
push
güç
ascendance
güç
arduous
güç
sticky
güç
energy

The cells have the capacity to convert food into energy. - Hücrelerin gıdayı enerjiye dönüştürme güçleri var.

güç
trying

Tom could barely hear what Mary was trying to say. - Tom Mary'nin ne söylemeye çalıştığını güçlükle işitebiliyordu.

They are trying to cozy up to imperialist forces in order to achieve their political aims. - Onlar politik amaçlarına ulaşmak için sömürgeci güçlere yaranmaya çalışmaktadırlar.

güç
heavy

I'm strong enough to carry those heavy metal boxes. - Bu ağır metal kutuları taşımak için yeterince güçlüyüm.

We expect heavy resistance. - Güçlü direnme bekliyoruz.

güç
sap
güç
arm

This United Nations resolution calls for the withdrawal of Israel armed forces from territories occupied in the recent conflict. - Bu Birleşmiş Milletler kararı İsrail'in silahlı güçlerinin son çatışmalarda işgal edilen bölgelerden çekilmesini istemektedir.

He has powerful arms. - Onun güçlü bir kolları var.

güç
thews
güç
sinew
güç
exacting
güç
effort

Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak. - Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.

güç
impossible
güç
{i} potential
etkileyici, güçlü
impressive, powerful
güç
tricky
güç
power of
hem suçlu hem güçlü
both offenders and stronger
algılaması güçlü
percipient
aşırı güçlü
superpower
bedenen güçlü yolcu
(Turizm) able-bodied passenger
bodur ama güçlü hayvan
chunk
boğa gibi güçlü
(deyim) as strong as an ox
daha güçlü bir gözlük denemek istiyorum
I would like to try some stronger glasses
daha güçlü bir nedenle
a fortiori
daha güçlü hale getirilmiş
amplified
daha güçlü yapmak
toughen
donanması güçlü ülke
sea power
düşük güçlü
low-power
ekonomik bakımdan güçlü
respectable
güç
clutch
Türkisch - Türkisch
Gücü olan, kuvvetli: "Hele kendini güçlü hissederse, tetik ol, basbayağı saldırganlaşır."- A. İlhan
Etkisi, önemi büyük olan, forslu
Şiddeti çok olan
Nitelikleri ile etki yaratan, etkili: "Kitabında ne kadar güçlü ve üslup sahibi bir yazar olduğunu belgeler."- H. Taner. Şiddeti çok olan
Nitelikleri ile etki yaratan, etkili
Gücü olan, kuvvetli
çelimli
vahşi
pençeli
güçlü kuvvetli
Sağlığı, gücü, kuvveti yerinde olan
güçlü kuvvetli
Maddî ve manevî bakımlardan gücü, destekçisi olan, torpili olan
Güç
kuvvet
HEM SUÇLU HEM GÜÇLÜ
(Osmanlı Dönemi) Suçlu olduğu hâlde suçunu bilmez ve suçsuz olduğunu iddia eder kimse hakkında kullanılan bir tâbirdir
güç
Bir toprağın verimlilik yeteneği
güç
Bir cihazın, bir mekanizmanın iş yapabilme niteliği
güç
Zorlukla
güç
Bir ulusun, bir ordunun vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli
güç
Birim zamanda yapılan iş
güç
Bir akarsuyun aşındırma ve taşıma yeteneği
güç
Ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül
güç
Fizik, düşünce ve ahlak yönünden bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği, kuvvet
güç
Ağır ve yorucu emekle yapılan, gücü, müşkül
güç
Sınırsız, mutlak nitelik
güç
Büyük etkinliği ve önemi olan nitelik
güç
Bir ulus, bir ordu vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli
güç
Zorlukla: "Kendini yatağa güç atmış ve sızıp kalmıştı."- Y. K. Karaosmanoğlu
güç
Yeterliğini ve güvenilirliğini kanıtlamış kimse
güç
Yapılması zor, çetin: "Değiştirmedim ben düşüncemi
güç
Güçtür şiir söylemek, nesir yazmaktan çok güçtür."- N. Ataç
güç
Siyasi, ekonomik, askerî vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan devlet
güç
Bir olaya yol açan her türlü hareket, kuvvet, takat
güç
Yapılması zor, çetin
güçlü
Favoriten