güçlü

listen to the pronunciation of güçlü
Türkisch - Englisch
strong

Taro has a strong sense of responsibility. - Taro güçlü bir sorumluluk duygusuna sahiptir.

Turkey was stronger than Greece. - Türkiye, Yunanistan'dan daha güçlüydü.

powerful

The soldiers had more powerful weapons. - Askerlerin daha güçlü silahları vardı.

What would happen if two powerful nations with different languages - such as United States and China - would agree upon the experimental teaching of Esperanto in elementary schools? - Amerika Birleşik Devletleri ve Çin gibi farklı dilleri olan iki güçlü devlet ilköğretim okullarında Esperanto deneysel öğretimi üzerinde anlaşmaya varsalardı ne olurdu?

forceful

My impression of this government is that they need a more forceful economic policy, otherwise they'll encounter large problems in the future. - Benim bu hükümet hakkındaki izlenimim onların daha güçlü bir ekonomik politikaya ihtiyaçları olduğu, aksi takdirde gelecekte büyük sorunlarla karşılaşacaklarıdır.

He was a forceful leader. - O, güçlü bir liderdi.

robust
potent

New Year shrine visit; which shrines are potent? - Yeni yıl türbe ziyareti; hangi türbeler güçlüdür.

Imagination is a very potent tool. - Hayal gücü çok güçlü bir araçtır.

bouncing
heroic
emphatic
(Kanun) virtual
(Bilgisayar) firm

Our friendship remained firm. - Bizim dostluğumuz güçlü kaldı.

influential
furious
tough

Times are tough. Try to be strong! - Devir kötü. Güçlü olmaya çalış!

Athletes must be tough not only physically, but also mentally. - Atletler sadece fiziksel olarak değil fakat aynı zamanda zihinsel olarak da güçlü olmalılar.

hard-hitting
high-powered

Dan was known to have high-powered weapons. - Dan'ın yüksek güçlü silahlara sahip olduğu biliniyordu.

Tom owns a high-powered rifle. - Tom'un yüksek güçlü bir tüfeği var.

high-pressure
vigorously
full-blooded
substantial
intensely
full-bodied
intense
drastic

Such drastic economic growth cannot be sustained. - Böyle güçlü ekonomik büyüme sürdürülemez.

beefy
heavy

I'm strong enough to carry those heavy metal boxes. - Şu ağır metal kutuları taşıyacak kadar güçlüyüm.

We expect heavy resistance. - Güçlü direnme bekliyoruz.

dynamic
stor

The strong wind indicates that a storm is coming. - Güçlü rüzgar bir fırtınanın geleceğini gösterir.

The white spots on Saturn are believed to be powerful storms. - Satürn üzerindeki beyaz lekelerin, güçlü fırtınalar olduklarına inanılır.

persuasive
high pressure
iron

This boat is made with high grade aluminum and high strength iron. - Bu tekne üstün kaliteli alüminyum ve yüksek güçlü demir ile yapılır.

influential, powerful, strong; potent
strong, powerful, mighty; robust; potent, cogent, persuasive; influential, forcible; keen, acute, strong; furious, intense; high-powered
exerting great force
vigorous

Paul is more vigorous than Marc. - Paul Marc'tan daha güçlü.

The slave has his pride; he agrees to obey only the most vigorous despot. - Kölenin gururunu vardır; o sadece en güçlü despota itaat etmeyi kabul eder.

keen
energetic
prepotent
mighty

Japan is a mighty nation. - Japonya güçlü bir ulustur.

The music alone wasn't enough to give voice to his feelings. A mighty choir was required! - Müzik tek başına duygularına ses vermek için yeterli değildi. Güçlü bir koro gerekiyordu!

voluminous
powerful, strong, mighty, vigorous
pithy
brawny
sturdy
stalwart
full blooded
spirited

She chose the most spirited horse in the stable. - O, ahırdaki en güçlü atı seçti.

virile
sinewy
stout
(üslup) sinewed
powerful, violent, forceful, vigorous
powerful, forceful, effective, forcible
vivid
massive
muscular
able bodied
pronounced
sappy
lusty
able

Since he was able to walk so far, he must have strong legs. - Bu kadar uzağa yürüyebildiği için, o güçlü bacaklara sahip olmalı.

Tom is barely able to stay awake. - Tom güçlükle uyanık kalabildi.

forcible
stentorian
acute

He has an acute sense of observation. - O güçlü bir gözlem duygusuna sahiptir.

hardy
is able
stronger

Turkey was stronger than Greece. - Türkiye, Yunanistan'dan daha güçlüydü.

My son thinks women are stronger than men. - Oğlum kadınların erkeklerden daha güçlü olduklarını düşünüyor.

powered
husky
strapping
fullblooded
güç
power

What would happen if two powerful nations with different languages - such as United States and China - would agree upon the experimental teaching of Esperanto in elementary schools? - Amerika Birleşik Devletleri ve Çin gibi farklı dilleri olan iki güçlü devlet ilköğretim okullarında Esperanto deneysel öğretimi üzerinde anlaşmaya varsalardı ne olurdu?

Turkish war of independence against Eurpean imperialist powers had lasted from 1919 to 1923. - Avrupalı emperyalist güçlere karşı yapılan Türk İstiklal Savaşı 1919'dan 1923'e kadar devam etti.

güç
(Askeri) strength

The strengthening of competitiveness on export markets is an urgent need. - İhracat pazarlarında rekabet gücünün güçlendirilmesi acil bir ihtiyaçtır.

Time, which strengthens friendship, weakens love. - Zaman, dostluğu güçlendirir, sevgiyi zayıflatır.

güç
force

The Japanese military forces seemed too strong to stop. - Japon askeri güçleri durdurmak için çok güçlü görünüyordu.

What happens when an unstoppable force hits an unmovable object? - Durdurulamayan bir güç sabit bir cismi vurursa ne olur?

güçlü kuvvetli
burly
güçlü bir biçimde
spiritedly
güçlü bir inanç duymak
believe
güçlü bir şekilde
powerfully
güçlü bir şekilde
influentially
güçlü burgaç
whirlpool
güçlü duygu
emotion
güçlü duygu
passion
güçlü inanç
faith
güçlü istek
itch
güçlü istek
longing
güçlü kuvvetli
red-blooded
güçlü kuvvetli
sturdy
güçlü tutmak
sustain
güçlü tutulmuş
sustained
güçlü ve gözü pek
redoubtable
güçlü yakınsaklık
strong convergence
güçlü bellek
retentive memory
güçlü, kuvvetli, sağlam
powerful, strong, robust
güçlü, önemli
powerful, important
güçlü (üslup)
sinewy
güçlü adam
strong man

Oh Tom, you big, strong man! Come here and kiss me! I'm sorry! I'm married! - Ah Tom, sen büyük, güçlü adamsın! Buraya gel ve beni öp! Üzgünüm! Ben evliyim!

güçlü adam
he-man
güçlü adam
he man
güçlü akışkan
power law fluid
güçlü bir halde
beefily
güçlü bir yapıştırıcı
seccotine
güçlü bir yorumu olma
pithiness
güçlü egemenliği
(Dilbilim) survival of the fittest
güçlü el
powerful hand
güçlü etkinlik biçimi
(Ticaret) semistrong form efficiency
güçlü filtreleme
deep packet filtering
güçlü golf sopası
(Bilgisayar) power wedge
güçlü hafıza
retentive memory
güçlü inanç
Pietism
güçlü irade
iron will
güçlü kalp
athletic heart
güçlü kanıt
(Kanun) hard evidence
güçlü kanıtlar sunmak
(deyim) clinch an argument
güçlü kanıtlara dayalı
testatum
güçlü kanıtları olmak
remonstrate
güçlü kuvvetli
beefy, sturdy, burly, hefty, able-bodied
güçlü kuvvetli
very strong and healthy
güçlü kuvvetli
able-bodied
güçlü kuvvetli
hardy
güçlü kuvvetli
strong and healty
güçlü kuvvetli (kimse)
stalwart
güçlü olarak
strong
güçlü olarak
burlily
güçlü parola
strong password
güçlü patlayıcı
disruptive explosive
güçlü patlayıcı
high explosive
güçlü patlayıcı
powerful explosive
güçlü ses
voluminous voice
güçlü sesi
(Tiyatro) mighty voice
güçlü sporcu
hearty
güçlü tanzim teşhir
(Ticaret) power merchandising
güçlü umut
lively hope
güçlü ve cesur
like a Trojan
güçlü ve zayıf noktaları
strengths and weaknesses
güçlü ve şiddetli dalga
roust
güçlü yetkilendirme
strong authentication
güçlü çekimi olan
affinitative
güç
{i} intensity
güç
might

Even the mightiest of empires comes to an end. - En güçlü imparatorlukların bile sonu gelir.

The pen is mightier than the sword. - Kalem kılıçtan daha güçlüdür.

güç
dominance
güç
{i} ability

The ability to show weakness is a strength. - Zayıflığı gösterme yeteneği bir güçtür.

kadar güçlü
as strong as
kişinin en güçlü tarafı
forte
(bellek) güçlü
tenacious
(ses) güçlü
piercing
algılaması güçlü
insightful
bedence güçlü
athletic
cinsel yönden güçlü
virile
en güçlü sınama
most powerful test
güç
invest

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

güç
muscle

He muscled his way through the crowd. - Kalabalığın içinde güçlükle ilerledi.

Courage is very important. Like a muscle, it is strengthened by use. - Cesaret çok önemlidir. Bir kas gibi kullandıkça güçlenir.

güç
problematic
güç
onerous ağır
güç
puissance
güç
(Ticaret) coercive power
güç
tough

Athletes must be tough not only physically, but also mentally. - Atletler sadece fiziksel olarak değil fakat aynı zamanda zihinsel olarak da güçlü olmalılar.

Times are tough. Try to be strong! - Devir kötü. Güçlü olmaya çalış!

güç
troublesome
güç
(deyim) go hard with
güç
stiff
güç
vires
güç
virtue

Calm is a virtue of the strong. - Sakinlik, güçlünün bir erdemidir.

güç
austere
güç
formidable
güç
duty

Tom has a strong sense of duty. - Tom'un güçlü bir görev duygusu var.

güç
fastidious
güç
mean

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

güç
laborious
güç
choosy
güç
ascendancy
güç
compulsion
güç
competency
güç
resource
güç
onerous
güç
(deyim) go hard for
kavraması güçlü
insightful
çok güçlü
high-power
çok güçlü
high-powered
çok güçlü
concerted

Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak. - Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.

çok güçlü
steel
çok güçlü
all powerful
çok güçlü
concentrated
önemli ve güçlü kişiler
(deyim) big guns
güç
exacting
güç
impossible
güç
effort

Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak. - Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.

güç
push
güç
sinew
güç
arduous
güç
zip
güç
ardous
güç
troublous
güç
ascendance
güç
strenuous
güç
rough
güç
difficult

He was confronted with some difficulties. - Bazı güçlüklerle yüz yüze getirildi.

I have difficulty understanding abstract modern art, especially Mondrian. - Soyut modern sanatı anlamada güçlük çekiyorum, özellikle Mondrian.

güç
torque
güç
sticky
güç
trying

They are trying to cozy up to imperialist forces in order to achieve their political aims. - Onlar politik amaçlarına ulaşmak için sömürgeci güçlere yaranmaya çalışmaktadırlar.

The Ukrainian security forces are trying to occupy the towns and villages between Donetsk and Luhansk in order to cut off those two important cities from each other. - Ukrayna güvenlik güçleri bu iki önemli kenti birbirinden ayırmak amacıyla Donetsk ve Luhansk arasındaki kasaba ve köyleri işgal etmeye çalışıyorlar.

güç
thews
güç
energy

The cells have the capacity to convert food into energy. - Hücrelerin gıdayı enerjiye dönüştürme güçleri var.

güç
arm

Japan's army was very powerful. - Japonya'nın ordusu çok güçlüydü.

He has powerful arms. - Onun güçlü bir kolları var.

güç
sap
güç
heavy

I'm strong enough to carry those heavy metal boxes. - Bu ağır metal kutuları taşımak için yeterince güçlüyüm.

We expect heavy resistance. - Güçlü direnme bekliyoruz.

güç
{i} potential
etkileyici, güçlü
impressive, powerful
güç
power of
güç
tricky
hem suçlu hem güçlü
both offenders and stronger
algılaması güçlü
percipient
aşırı güçlü
superpower
bedenen güçlü yolcu
(Turizm) able-bodied passenger
bodur ama güçlü hayvan
chunk
boğa gibi güçlü
(deyim) as strong as an ox
daha güçlü bir gözlük denemek istiyorum
I would like to try some stronger glasses
daha güçlü bir nedenle
a fortiori
daha güçlü hale getirilmiş
amplified
daha güçlü yapmak
toughen
donanması güçlü ülke
sea power
düşük güçlü
low-power
ekonomik bakımdan güçlü
respectable
güç
{i} sting
Türkisch - Türkisch
Gücü olan, kuvvetli: "Hele kendini güçlü hissederse, tetik ol, basbayağı saldırganlaşır."- A. İlhan
Gücü olan, kuvvetli
Nitelikleri ile etki yaratan, etkili
Nitelikleri ile etki yaratan, etkili: "Kitabında ne kadar güçlü ve üslup sahibi bir yazar olduğunu belgeler."- H. Taner. Şiddeti çok olan
Şiddeti çok olan
Etkisi, önemi büyük olan, forslu
pençeli
vahşi
çelimli
güçlü kuvvetli
Maddî ve manevî bakımlardan gücü, destekçisi olan, torpili olan
güçlü kuvvetli
Sağlığı, gücü, kuvveti yerinde olan
Güç
kuvvet
HEM SUÇLU HEM GÜÇLÜ
(Osmanlı Dönemi) Suçlu olduğu hâlde suçunu bilmez ve suçsuz olduğunu iddia eder kimse hakkında kullanılan bir tâbirdir
güç
Bir olaya yol açan her türlü hareket, kuvvet, takat
güç
Yapılması zor, çetin
güç
Bir toprağın verimlilik yeteneği
güç
Bir cihazın, bir mekanizmanın iş yapabilme niteliği
güç
Güçtür şiir söylemek, nesir yazmaktan çok güçtür."- N. Ataç
güç
Yapılması zor, çetin: "Değiştirmedim ben düşüncemi
güç
Yeterliğini ve güvenilirliğini kanıtlamış kimse
güç
Zorlukla: "Kendini yatağa güç atmış ve sızıp kalmıştı."- Y. K. Karaosmanoğlu
güç
Bir ulus, bir ordu vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli
güç
Büyük etkinliği ve önemi olan nitelik
güç
Sınırsız, mutlak nitelik
güç
Ağır ve yorucu emekle yapılan, gücü, müşkül
güç
Fizik, düşünce ve ahlak yönünden bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği, kuvvet
güç
Ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül
güç
Bir akarsuyun aşındırma ve taşıma yeteneği
güç
Birim zamanda yapılan iş
güç
Bir ulusun, bir ordunun vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli
güç
Zorlukla
güç
Siyasi, ekonomik, askerî vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan devlet
güçlü
Favoriten