boşta

listen to the pronunciation of boşta
Türkisch - Englisch
fancy-free
unemployed
out of gear
a) unemployed, out of work işsiz b) (vites) neutral, out of gear
unattached
idled
idle

No matter how rich a man may be, he ought not to be idle. - İnsanlar kadar zengin olurlarsa olsunlar, boşta olmamalılar.

I thought he was busy, but on the contrary he was idle. - Onun meşgul olduğunu sanıyordum ama tam tersine boştaydı.

neutral

You can accelerate as much as you want, but since the car's in neutral, we won't be going anywhere. - İstediğin kadar gaza bas, arabanın vitesi boşta olduğu için hiçbir yere gidemeyiz.

out of work
at loose ends
fancy free
boş
blank

He left the last page blank. - O, son sayfayı boş bıraktı.

She handed in a blank test. - O, boş bir test teslim etti.

boş
empty

This box is empty. It has nothing in it. - Bu kutu boş. İçinde hiçbir şey yok.

Drinking on an empty stomach is bad for your health. - Boş mideyle içki içmek sağlığa zararlıdır.

boşta gezmek
to live without working
boşta gezmek
slope around
boşta gezmek
to be at loose ends
boşta kalmak
to be without work
boşta olmak
idle
boşta olmak
(vites) to be in neutral
boşta çalışma
idling
boşta çalışma
no load
boşta çalışmak
to idle
boş
{s} free

What does Tom do in his free time? - Tom boş zamanında ne yapar?

If I were free, I would accept his invitation. - Ben boş olsam, onun davetini kabul ederim.

boş
vain

I tried in vain to persuade him not to smoke any more. - Ben onu bir daha sigara içmemesi için boş yere ikna etmeye çalıştım.

She tried in vain not to cry. - Ağlamamak için boş yere çabaladı.

boş
vacant

Apparently that shabby flat is vacant. - Anlaşılan o eski püskü daire boş.

Rooms should be left vacant by eleven a.m. on the day of departure. - Odalar, ayrılış gününde saat on bire kadar boş bırakılmalıydı.

boş
{s} ineffective
boş
hollow

It was another hollow promise. - O başka bir boş sözdü.

This melon sounds hollow. Maybe that's why it was so cheap. - Bu kavun boş görünüyor. Belki de çok ucuz olmasının nedeni budur.

boş
{s} thin

This business plan of yours seems almost too optimistic. All I can say is I hope it's more than just wishful thinking. - Senin bu iş planı neredeyse çok iyimser görünüyor. Bütün söyleyebileceğim onun bir boş hayalden daha fazlası olduğunu ummamdır.

Do you think I'm wasting my time? - Sizce ben zamanımı boşa harcıyor muyum?

(motor) boşta
idly
boş
inutile
boş
(Otomotiv) neutral

You can accelerate as much as you want, but since the car's in neutral, we won't be going anywhere. - İstediğin kadar gaza bas, arabanın vitesi boşta olduğu için hiçbir yere gidemeyiz.

boş
(Dilbilim) zero
boş
yeast
boş
vacancy

Bring me your resume. I told you there's a vacancy at my office. - Özgeçmişini bana getir. Sana ofisimde bir boş kadro olduğunu söyledim.

They filled the vacancy by appointment. - Atama ile boş kontenjanı doldurdular.

boş
devoid
boş
(Otomotiv) neutral position
boş
inert
boş
(Bilgisayar) scratch
boş
stark
vites boşta gitmek
coast
boş
futile
boş
at leisure
boş
clean

The dirty water from the pool was drained, and replaced with clean water. - Kirli su havuzdan boşaltıldı ve temiz su ile değiştirildi.

Tom cleaned out his bank accounts and disappeared. - Tom banka hesaplarını boşaltıp ortadan kayboldu.

boş
spare

I translate sentences on Tatoeba in my spare time. - Boş zamanımda Tatoeba'da cümle çeviririm.

What do you do in your spare time? - Boş zamanında ne yaparsın?

boş
airy
boş
blanky
boş
pathological
boş
bubble
boş
clear

The waiting room is clearing out. - Bekleme odası boşalıyor.

Clear off the shelf, and you can put your books there. - Rafı boşalt ve kitaplarını oraya koyabilirsin.

boş
bare

The shelves were pretty bare. - Raflar oldukça boştu.

The apartment was completely bare when we moved in. - Taşındığımızda daire tamamen boştu.

boş
nugatory
boş
unloaded

They unloaded the ship. - Gemi yükünü boşalttı.

The ship anchored in the harbour and unloaded its goods. - Gemi limana demir attı ve yükünü boşalttı.

boş
{i} voiding
boş
desolate
boş
inane
boş
idle

No matter how rich a man may be, he ought not to be idle. - İnsanlar kadar zengin olurlarsa olsunlar, boşta olmamalılar.

He seems to be possessed with idle fancies. - O, boş fantezilere sahip gibi görünüyor.

boş
barren
boş
uninhabited
boş
devoid of
boş
waste

In this way, we waste a lot of time. - Bu şekilde, çok fazla zamanı boşa harcarız.

Young people are apt to waste time. - Genç insanlar, boşa zaman harcamaya eğilimlidir.

boş
empty of
boş
to empty
boş
{s} yeasty
boş
{s} unfounded
boş
blank , free , empty , null
boş
{s} captious
boş
{s} disengaged
boş
{s} puerile
boş
{s} unprofitable
boş
{s} trumpery
boş
disengage
boş
for hire
boş
{s} purposeless
boş
{s} expressionless
boş
{s} meaningless
boş
without any foundation
boş
{s} chimerical
boş
soap

Those who wash the donkey's head waste soap. - Eşeğin başını yıkayanlar sabunu boşa harcarlar.

boş
{s} punk
boş
leisure

I hunt elk in my leisure-time. - Boş zamanımda Kanada geyiği avlarım.

Please look through these papers at your leisure. - Lütfen boş vaktinde bu evrakları incele.

boş
wishy washy
boş
{s} frivolous
boş
gaseous
boş
bootless
boş
ignorant
boş
uncultivated (land)
boş
empty; bare; vacant; unemployed" " işsiz; free; ignorant, useless; (kaset, kâğıt, vb) blank; vain, futile, abortive, barren; (anlamsız) blank, inane
boş
unoccupied

The neglected room remained unoccupied. - İhmal edilen oda boş kaldı.

The fitting room over there is unoccupied. - Oradaki elbise deneme odası boş.

boş
desert
boş
without foundation
boş
unemployed; free
boş
slack, not under tension (rope)
boş
fallacious
boş
flat

I have to push my bike because one of the tyres is flat. - Lastiklerden biri boşaldığı için bisikletimi itmek zorundayım.

Apparently that shabby flat is vacant. - Anlaşılan o eski püskü daire boş.

boş
frothy
boş
{s} unengaged
boş
{s} ineffectual
boş
meaning

Anything is blissful with you. Nothing is meaningful without you. - Seninle her şey hoş, sensiz her şey boş.

boş
unwritten
boş
godforsaken
boş
{s} invalid
boş
otiose
boş
{s} tenantless
boş
fustian
boş
{s} windy
boş
{s} vacuous
boş
abortive
boş
{s} void

When I look back on my youth, I see a spiritual void, said Tom. - Tom Gençliğime baktığımda manevi bir boşluk görüyorum. dedi.

Fadil felt a void in his life. - Fadıl hayatında bir boşluk hissetti.

boş
{s} null
boş
splutter
boş
{s} pointless
vites boşta sürüş
(Otomotiv) neutral driving
Türkisch - Türkisch

Definition von boşta im Türkisch Türkisch wörterbuch

Boş
açık
Boş
tıngır
Boş
(Osmanlı Dönemi) MESCUR
Boş
tehi
boş
İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan: "Yaralı kaymakamla iki emir eri de boş kalan kompartımana rahatça yerleştiler."- A. Gündüz
boş
Bir işe yaramayan
boş
Anlamsız: "Babam, kuvvetli bir darbe yemiş gibi şaşkın, boş gözlerle bakakaldı."- O. Kemal
boş
Habersiz, hazırlıksız: "Tatar dilencinin küfürlerine işte böyle boş yakalandım."- O. Pamuk
boş
Bilgisiz: "Daha meselesiz, daha cahil, daha boş, daha yakışıklıydılar."- S. F. Abasıyanık
boş
İşsiz bir biçimde
boş
İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan
boş
Habersiz, hazırlıksız
boş
Verimsiz
boş
Bilgisiz
boş
işsiz
boş
Bir işe yaramayan: "Yaşlı başlı insanlarız dedi
boş
Anlamsız
boş
Yararsız, nafile: "Karamsar olmamak için ne kadar çırpınsak boş."- R. H. Karay. İşsiz bir biçimde: "Boş oturmak, aylak durmak insanı çabuk çökertir."- H. Taner
boş
Birbirimizi boş tesellilerle aldatacak değiliz."- R. N. Güntekin
boş
Yapılacak işi olmayan
boş
Görevlisi olmayan (iş, görev), münhal
boş
Yararsız, nafile
boşta
Favoriten