All my pains went for nothing.
- Bütün çabalarım boşa gitti.
I will consent to the divorce.
- Boşanmayı kabul edeceğim.
He divorced her after years of unhappiness.
- O, yıllar süren mutsuzluktan sonra onu boşadı.
He left the last page blank.
- O, son sayfayı boş bıraktı.
She handed in a blank test.
- O, boş bir test teslim etti.
This box is empty. It has nothing in it.
- Bu kutu boş. İçinde hiçbir şey yok.
The room has been empty for a long time.
- Oda uzun süredir boş.
It would be a sin to waste it.
- Onu boşa harcamak bir günah olacaktı.
Tom didn't waste time responding.
- Tom tepki vererek zamanı boşa harcamak istemedi.
You must be careful not to waste time.
- Zamanı boşa harcamamak için dikkatli olmalısın.
Let's hurry so as not to waste time.
- Zamanı boşa harcamamak için acele edelim.
I am never free on Sundays.
- Pazar günleri asla boş değilim.
What does Tom do in his free time?
- Tom boş zamanında ne yapar?
John tried in vain to solve the problem.
- John sorunu çözmek için boşuna uğraştı.
I tried to keep in with her in vain.
- Ben onunla boşuna dost kalmaya çalıştım.
Rooms should be left vacant by eleven a.m. on the day of departure.
- Odalar, ayrılış gününde saat on bire kadar boş bırakılmalıydı.
Apparently that shabby flat is vacant.
- Anlaşılan o eski püskü daire boş.
This melon sounds hollow. Maybe that's why it was so cheap.
- Bu kavun boş görünüyor. Belki de çok ucuz olmasının nedeni budur.
It was another hollow promise.
- O başka bir boş sözdü.
Are you seriously thinking about getting a divorce?
- Cidden boşanmayı düşünüyor musunuz?
This business plan of yours seems almost too optimistic. All I can say is I hope it's more than just wishful thinking.
- Senin bu iş planı neredeyse çok iyimser görünüyor. Bütün söyleyebileceğim onun bir boş hayalden daha fazlası olduğunu ummamdır.
You can accelerate as much as you want, but since the car's in neutral, we won't be going anywhere.
- İstediğin kadar gaza bas, arabanın vitesi boşta olduğu için hiçbir yere gidemeyiz.
They filled the vacancy by appointment.
- Atama ile boş kontenjanı doldurdular.
Bring me your resume. I told you there's a vacancy at my office.
- Özgeçmişini bana getir. Sana ofisimde bir boş kadro olduğunu söyledim.
No matter how rich a man may be, he ought not to be idle.
- İnsanlar kadar zengin olurlarsa olsunlar, boşta olmamalılar.
He idled away a whole day.
- Bütün bir günü boşa geçirdi.
I think I can do it in my spare time.
- Onu boş vaktimde yapabileceğimi düşünüyorum.
What do you do in your spare time?
- Boş zamanında ne yaparsın?
The apartment was completely bare when we moved in.
- Taşındığımızda daire tamamen boştu.
The shelves were pretty bare.
- Raflar oldukça boştu.
Clear off the shelf, and you can put your books there.
- Rafı boşalt ve kitaplarını oraya koyabilirsin.
I've cleared my schedule.
- Programımı boşalttım.
The dirty water from the pool was drained, and replaced with clean water.
- Kirli su havuzdan boşaltıldı ve temiz su ile değiştirildi.
Tom cleaned out his bank accounts and disappeared.
- Tom banka hesaplarını boşaltıp ortadan kayboldu.
The farm workers unloaded the truck.
- Çiftçiler kamyonu boşalttı.
Tom unloaded the car.
- Tom arabayı boşalttı.
Tom regretted having wasted a great deal of his life.
- Tom hayatının büyük kısmını boşa geçirdiğine pişman oldu.
McClellan wasted no time.
- McClellan zamanı boşa harcamadı.
I have to push my bike because one of the tyres is flat.
- Lastiklerden biri boşaldığı için bisikletimi itmek zorundayım.
Apparently that shabby flat is vacant.
- Anlaşılan o eski püskü daire boş.
The neglected room remained unoccupied.
- İhmal edilen oda boş kaldı.
The boats looked unoccupied.
- Tekneler boş görünüyordu.
When I look back on my youth, I see a spiritual void, said Tom.
- Tom Gençliğime baktığımda manevi bir boşluk görüyorum. dedi.
Fadil felt a void in his life.
- Fadıl hayatında bir boşluk hissetti.
Anything is blissful with you. Nothing is meaningful without you.
- Seninle her şey hoş, sensiz her şey boş.
You can do it at your leisure.
- Onu boş zamanınızda yapabilirsiniz.
He has no leisure for sport.
- Onun spor için boş zamanı yok.
Those who wash the donkey's head waste soap.
- Eşeğin başını yıkayanlar sabunu boşa harcarlar.
bütün emeklerim boşa gitti halbuki çok çalışmıştım.