ayırmak

listen to the pronunciation of ayırmak
Türkisch - Englisch
separate

It's important to separate the rubbish. - Çöpü ayırmak önemlidir.

We'll have to separate the wires. - Telleri ayırmak zorunda kalacağız.

distinguish

You like to distinguish work from play. - İşi oyundan ayırmaktan hoşlanıyorsunuz.

It's easy to distinguish good from evil. - İyiyi kötüden ayırmak kolaydır.

{f} reserve

I want to reserve a first-class stateroom. - Ben birinci sınıf bir kamara ayırmak istiyorum.

devote
sort
allot
comb
choose
set apart
cleave
assort
disarticulate
detach
destine
deracinate
intend for
disperse
pick out
divorce
abstract
discriminate
severalise
enisle
lay

Sami wanted to separate Layla from her family. - Sami, Leyla'yı ailesinden ayırmak istedi.

assign
(Askeri) disassamble
cast loose
clove
divide
appropriate for
differentiate
educe
cut into
(Havacılık) deactivate
(Askeri) split-up
designate for
pick
branch
disintegrate
grade
(Askeri) marginalize
spread
separate into
disunite
break down into
take apart
disannex
comb out
allocate to
dissect
(Havacılık) unplug
split into
sever
diverge
divert
denominate
define
single
break into
disconnect
disengage
put away
lay away
demarcate
dispart
(Havacılık) pull away
individualize
break
cull
sort out
ayırma
separation

Is it legal to build this wall of separation? - Bu ayırma duvarını inşa etmek yasal mı?

ayırmak /tahsis etmek
(Hukuk) (ödenek) to appropriate
parçalara ayırmak
take down
yer ayırmak
book
ayırma
{i} dissociation
ayır
break into
ayırma
segregation
zaman ayırmak
allow time
ayırma
dispersion
ayırma
(Ticaret) allowance
ayırma
remove
ayırma
(Bilgisayar) reservation
ayırma
severing
ayırma
curiously
ayırma
removal
ayırma
dividing
ayırma
carry over
ayırma
grading
ayırma
(Gıda) classification
ayırma
select
ayırma
allocate
ayırma
elimination
ayırma
(Otomotiv) cracking
ayırma
sizing
birbirinden ayırmak
tell apart
eklem yerinden ayırmak
disjoint
Ayır
allocate

Allocate a room for research purposes. - Araştırma amaçları için bir oda ayırın.

ayır
{f} separate

We must separate politics from religion. - Siyaseti dinden ayırmalıyız.

It is no use trying to separate the sheep from the goats while in a state of madness. - Çok sinirliyken iyiyle kötüyü ayırmaya çalışmanın bir faydası yoktur.

ayır
{f} abstracted
ayır
{f} disconnected

Dan disconnected Linda from her respirator. - Dan, Linda'yı solunum cihazından ayırdı.

ayır
{f} part

These devices are distinguished by particularly high-quality workmanship. - Bu cihazlar özellikle yüksek kaliteli işçilikle ayırt edilir.

The seats were reserved for the party. - Parti için sandalyeler ayırtıldı.

ayır
split into

Let's decide what needs to be decided, then let's split into two teams, OK? - Neye karar verilmesi gerektiğine karar verelim, sonra iki takıma ayıralım.

ayır
{f} discriminating
ayır
{f} separated

Our teacher separated us into two groups. - Öğretmen bizi iki gruba ayırdı.

Tom separated the items into three piles. - Tom eşyaları üç kümeye ayırdı.

ayır
detach

I didn't detach them. - Ben onları ayırmadım.

ayır
{f} detached
ayır
set apart
ayır
{f} earmark

They earmarked enough money for research work. - Araştırma çalışması için yeterli para ayırdılar.

ayır
break down into
ayır
segregate
ayır
{f} separating

English is one language separating two nations. - İngilizce iki ulusu ayıran bir dildir.

Why is politics separating us, when we ourselves know who is good and who isn't? - Kimin iyi olduğunu ve kimin olmadığını biz kendimiz bildiğimizde politika neden bizi ayırıyor?

ayır
allocate to
ayır
differentiate

We must be able to differentiate between objects and situations. - Nesneler ve durumlar arasında ayırım yapabilmeliyiz.

ayır
{f} segregated
ayır
{f} resolving
ayır
make disjoint
ayır
make disconnected
ayır
{f} disconnecting

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

ayır
{f} allocated
ayır
disjoin
ayır
{f} spaced
ayır
spaced at
ayır
{f} isolated
ayır
{f} reserved

I reserved my hotel room three weeks in advance. - Otel odamı üç hafta önceden ayırttım.

We have reserved a lot of food for emergencies. - Acil durumlar için bir sürü yiyecek ayırdık.

ayır
cut into
ayır
{f} sparing

Would you mind sparing me thirty minutes of the day? - Bana günün otuz dakikasını ayırır mısın?

ayır
sever

I removed her number after severing our friendship. - Dostluğumuzu kestikten sonra onun numarasını ayırdım.

ayır
disconnect

Dan disconnected Linda from her respirator. - Dan, Linda'yı solunum cihazından ayırdı.

Disconnect the power cable from the modem, wait for approximately one minute, then reconnect the cable. - Enerji kablosunu modemden ayır, yaklaşık bir dakika bekle, sonra kabloyu tekrar bağla.

ayır
{f} spare

Is there any room to spare in your car? - Arabanızda ayıracak yer var mı?

Because they had no time to spare, they hurried back to town. - Ayıracak zamanları olmadığından dolayı aceleyle kasabaya geri döndüler.

ayır
separate into
ayır
isolate
ayır
{f} reserve

It's faster to reserve a taxi. - Bir taksi ayırtmak daha hızlıdır.

I reserved my hotel room three weeks in advance. - Otel odamı üç hafta önceden ayırttım.

ayır
{f} parted
ayır
discriminate

Subtle differences in tone discriminate the original from the copy. - Tondaki ince farklar orijinali fotokopiden ayırt eder.

ayır
sever from
ayır
{f} parting
ayır
demarcate
ayır
{f} abstract
ayırma
earmarking
ayırma
extrication
ayırma
disconnection
ayırma
{i} resolving
ayırma
disassembly
ayırma
disentanglement
ayırma
{i} disconnecting
ayırma
severance
ayırma
allocation
ayırma
detachment
ayırma
dialysis
ayırma
denotation
ayırma
distanciation
ayırma
exfiltration
ayırma
separate

The English Channel separates England and France. - Manş denizi İngiltere'yi ve Fransa'yı ayırmaktadır.

It is not always easy to separate right from wrong. - Doğru ile yanlışı ayırmak her zaman kolay değildir.

etrafını çevirmek, bulunduğu yerden ayırmak
To turn around, to separate from the location
pamuğu kozasından ayırmak
To separate the cotton bolls
yolları ayırmak
Part ways

After working together for such a long time, the partners decided that it would be better for them to continue their business journey alone and part ways.

zaman ayırmak
Allow time, allocate time
zaman ayırmak
Allocate time
çarpanlara ayırmak
factorize
amortisman ayırmak
amortize
atomlara ayırmak
atomize
atomlara ayırmak
to atomise
atomlarına ayırmak
disintegrate
ayır
unstuck
ayır
distinguished

The original and the copy are easily distinguished. - Orijinal ve kopya kolayca ayırt edilirler.

These machines are distinguished by particularly high-quality workmanship. - Bu makineler, özellikle yüksek kaliteli işçilik ile ayırt edilir.

ayır
seclude
ayır
uncouple
ayır
allocateto
ayır
sunder
ayır
unstick
ayır
differentiated
ayır
disengage
ayır
disengaged
ayır
secluded
ayır
zoning
ayır
unsphere
ayır
setapart
ayır
separateinto
ayır
(Biyoloji) dissect

We dissected a frog to examine its internal organs. - Bir kurbağayı, iç organlarını incelemek için kesip parçalara ayırdık.

ayır
splitinto
ayır
disarticulate
ayır
disjoined
ayırma
distinction
ayırma
{i} sequestration
ayırma
division
ayırma
estrangement
ayırma
discretion
ayırma
turn off
ayırma
combout
ayırma
sunderance
ayırma
{i} reduction
ayırma
{i} assignment
ayırma
fractionation
ayırma
{i} isolation
ayırma
{i} insularity
ayırma
{i} appropriation
ayırma
{s} segregative
ayırma
disengagement
ayırma
{i} partition
ayırma
demarcation
ayırma
{i} screening
ayırma
splitting
ayırma
{i} resolution
ayırma
dissolution
ayırma
{i} assortment
ayırma
separation, detachment; allocation
ayırma
abstraction
ayırma
isolete
ayırma
cull
ayırma
sunder
birbirinden ayırmak
disconnect
birbirinden ayırmak
uncouple
birimlere ayırmak
unitize
bölgelere ayırmak
zone
bölümlere ayırmak
compartmentalize
bölümlere ayırmak
ramify
bölümlere ayırmak
departmentalize
bölümlere ayırmak
(yazı) rubricate
büyüklüğüne göre ayırmak
size
ek yerlerinden ayırmak
disjoint
Türkisch - Türkisch
Seçmek: "Günün fıkralarından bu kitaba ayırdıklarım pek azdır."- F. R. Atay. İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak
Farklı davranmak, fark gözetmek
İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak
Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek
Bir yeri bir engelle bölmek
Nitelik değişikliğini anlamak
Bölmek
Seçmek
Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak
Bir şey veya yeri bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek
Birbirinden uzaklaştırmak
(Osmanlı Dönemi) TENATTUS
(Osmanlı Dönemi) FERZ
(Osmanlı Dönemi) BESS
(Osmanlı Dönemi) ZEVD
(Osmanlı Dönemi) TENATTU'
(Osmanlı Dönemi) SELG
(Osmanlı Dönemi) TEMZİG
(Osmanlı Dönemi) TA'YİN
istisna etmek
(Osmanlı Dönemi) İFRAD
(Osmanlı Dönemi) KASM
(Osmanlı Dönemi) TEZYİL
(Osmanlı Dönemi) TERBİL
(Osmanlı Dönemi) MÜFAVASA
(Osmanlı Dönemi) İBANE
(Osmanlı Dönemi) İFRİNKA'
(Osmanlı Dönemi) TEFTİŞ
(Osmanlı Dönemi) FEZR
(Osmanlı Dönemi) SAVH
ayırma
Ayırmak işi
ayırma
Ayırmak işi: "Yapılabilecek şeylerle yapılamayacakları daha ilk anda ayırmasını biliyordu."- T. Buğra
ayırmak
Favoriten