bozulma

listen to the pronunciation of bozulma
Türkçe - İngilizce
deterioration

Let's stop the deterioration of the natural environment. - Doğal çevrenin bozulmasını durduralım.

breakdown

I think you're partly to blame for the negotiation breakdown. - Sanırım görüşmenin bozulması için kısmen suçlanacaksın.

A breakdown in the negotiations will mean war. - Müzakerelerde bir bozulma savaş anlamına gelecektir.

impairment
disruption

Some flame retardants can cause cancer and hormonal disruptions. - Bazı alevlenmeyi geciktiriciler kanser ve hormonal bozulmalara neden olabilir.

(Telekom) degredation
ebb
(Diş Hekimliği) relapse
undoing
degeneracy
confuse
deteriorate
diruption
disturbance
retrogression
subversion
(Jeoloji) alteration
depravedness
retrogress
degenerate
(Ticaret) annulment
taint
(Kanun) quashing
rancidness
ebbing
disrupt

Some flame retardants can cause cancer and hormonal disruptions. - Bazı alevlenmeyi geciktiriciler kanser ve hormonal bozulmalara neden olabilir.

(Fizik) dispersion
decay
distinction
break up
descension
failure
(Ticaret) tainting
fault
shipwreck
inquination
disintegration
depravement
disorder
infection
(Tıp) deca-
disfiguration
spoilage

Food packaging reduces spoilage. - Gıda ambalajı bozulmayı azaltır.

degradation

Will humanity be able to prevent the degradation of ecosystems? - İnsanlar ekosistemin bozulmasını önleyebilecek mi?

Starch degradation is linked to a Circadian clock. - Nişasta bozulması bir Sirkadyen saate bağlıdır.

breakup
upset

So where's Tom today? Oh, he has an upset stomach. - Peki Tom bugün nerede? Oh, karnında bir bozulma var.

corruption
confusion
corruption , degradation
decomposition
derogation
declension
devolution
(Hukuk) distortion
dissolution, degeneration, deterioration, decay, corruption
dissolution
degeneration
disfigurement
breach
deformation
corrosion
{i} blight
{i} rancidity
{i} pollution
rot
{i} putrefaction
{i} rottenness
bozulmak
break down
boz
{i} grizzle
bozulmak
spoil
bozulmak
be destroyed
boz
{s} gray

Don't eat me, gray wolf, I'll sing a song for you. - Bozkurt, beni yeme, senin için bir şarkı söylerim.

bozulma payı
distortion allowance
bozulma (besin)
spoiling
bozulma (gıda)
(Gıda) spoilage
bozulma boşalması
disruptive discharge
bozulma eğilimi olan
degenerative
bozulma faktörü
(Havacılık) degradation factor
bozulma klozu
(Kanun) breakdown clause
bozulma potansiyeli
deformation potential
bozulma teorisi
(Pisikoloji, Ruhbilim) decay theory
bozulma zamanı
decay time
bozulmak
(Hukuk) deteriorate
bozulmak
degrade
ahlâki bozulma
gangrene
boz
disrupted

At the meeting he monopolized the discussion and completely disrupted the proceeding. - Toplantıda o, tartışmayı tekeline aldı ve davayı tamamen bozdu.

My sleep cycle has been disrupted. - Benim uyku döngüm bozuldu?

boz
discomposed
bozulmak
embarrassed
bozulmak
{f} decline
bozulmak
collapse
bozulmak
upset
bozulmak
go under
bozulmak
ebb
bozulmak
decompose
bozulmak
fizzle
bozulmak
corrupted
bozulmak
dwindle
bozulmak
be corrupted
bozulmak
conk out
bozulmak
get out of hand
bozulmak
disconcerted
bozulmak
go wrong
bozulmak
(Konuşma Dili) go haywire
bozulmak
go downhill
bozulmak
to be disconcerted
bozulmak
(Konuşma Dili) be on the blink
bozulmak
(Konuşma Dili) go from bad to worse
bozulmak
be disconcerted
bozulmak
retrograde
bozulmak
(deyim) go to ruin
bozulmak
go to pot
bozulmak
repine
bozulmak
(deyim) fall to pieces
bozulmak
putrefy
bozulmak
retrogress
bozulmak
be embarrassed
bozulmak
one's face cloud over
bozulmak
dog
bozulmak
degenerate
bozulmak
became tainted
bozulmak
become depraved
bozulmak
(deyim) balls up
bozulmak
taint
bozulmak
lose face
bozulmak
(deyim) go to rack and ruin
bozulmak
flyblow
bozulmak
bust
bozulmak
to be corrupted
bozulmak
burn out
bozulmak
disrupt
bozulmak
stop working properly
bozulmak
go off
bozulmak
fail
bozulmak
(Konuşma Dili) go for a burton
bozulmak
(deyim) fall into decay
bozulmak
wither
bozulmak
break
bozulmak
(Argo) cark it
dereceli bozulma
(Bilgisayar) graceful degradation
kısmi bozulma
supports
kısmi bozulma
(Bilgisayar) fail soft
boz
mar

Tom broke off his engagement to Mary. - Tom Mary ile nişanını bozdu.

Maria took the metro, since her car broke down. - Maria arabası bozulduğu için metroya bindi.

boz
{f} bungle
boz
corrupt

The morals of our politicians have been corrupted. - Siyasetçilerimizin ahlakı bozuldu.

For some reason the message text was corrupted, so I restored it before reading. - Her nasılsa mesaj bozulmuş, bu yüzden okumadan önce düzelttik.

boz
make imperfect
boz
{f} depraved
boz
bang up
boz
addle
boz
{f} corrupting

These foreign words are corrupting our beautiful language. - Bu yabancı kelimeler güzel dilimizi bozuyor.

boz
infringe
boz
unmake
boz
{f} impaired

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

boz
muck up
boz
{f} spoil

When I opened the refrigerator, I noticed the meat had spoiled. - Buzdolabını açtığımda, etin bozulduğunu gördüm.

Tom ate some spoiled food and became sick. - Tom biraz bozulmuş yiyecek yedi ve hastalandı.

boz
{f} spoiling

You're spoiling the mood. - Sen ruh halini bozuyorsun.

I'm not spoiling their view. - Ben onların manzarasını bozmuyorum.

boz
{f} blight
boz
grizzly

Dan made a grizzly discovery. - Dan bir boz ayı keşfetti.

What should I do if I'm attacked by a grizzly bear? - Bir bozayı tarafından saldırıya uğrarsam ne yapmalıyım?

boz
{f} bungling
boz
deface
boz
{f} hashing
boz
{f} disrupting
boz
distort
boz
impair

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

He has some cognitive impairment. - Onun biraz bilişsel bozukluğu var.

boz
{f} spoiled

When I opened the refrigerator, I noticed the meat had spoiled. - Buzdolabını açtığımda, etin bozulduğunu gördüm.

I haven't had anything to eat for three days other than a stale sandwich, a rotten apple, and some spoiled yogurt. - Üç gündür, bayat bir sandviç, çürük bir elma ve biraz bozuk yoğurt dışında hiçbir şey yemedim.

boz
annul
boz
{f} spoilt
boz
check off
boz
{f} marred
boz
{f} corrupted

Public morals have been corrupted in this town. - Genel ahlak bu kasabada bozulmuş.

Voters must not be corrupted. - Seçmenler bozuk olmamalıdır.

boz
quash
boz
deprave
boz
disarrange
boz
discompose
bozulmak
conk
bozulmak
rot
bozulmak
shatter
bozulmak
decay
bozulmak
discolour
bozulmak
perish
Bozulmak
get spoilt

you needn't have preparedso much food. we are only three persons and can't eat all of it.It willget spoilt.

boz
dele
boz
deformed
boz
{f} distorted
boz
blemished
bozulmak
fall off
boz
rough, waste, uncultivated (land)
boz
grey, gray; (toprak) uncultivated
boz
dun
boz
grey
boz
earth-brown; brown; ash-gray; gray
boz
griseous
boz
defaced
boz
derange
boz
rumple
boz
deform
boz
muckup
boz
discomfit

Don't worry. Your joke did not really discomfit me. - Endişelenme. Şakan beni gerçekten bozmadı.

bozulmak
to be spoiled, ruined, harmed, damaged, marred, or impaired
bozulmak
get out of order
bozulmak
law to be abrogated, quashed, or overturned
bozulmak
to be embarrassed, be discomfited, be discountenanced
bozulmak
sour
bozulmak
for the harvest in (a specified place) to be completed
bozulmak
addle
bozulmak
to feel resentful towards, be riled at, be irritated with; to get angry at
bozulmak
(for plans, a system) to be upset, be spoiled
bozulmak
(Askeriye) to be decisively defeated, be routed
bozulmak
(for a place) to be messed up
bozulmak
turn sour
bozulmak
(for an agreement) to be violated
bozulmak
taint; upset
bozulmak
to spoil, to deteriorate, to go bad, to go sour, to turn sour; to rot, to sour, to decompose, to decay; to be disconcerted, to be embarrassed, to look small, to feel small; to become depraved, to be corrupted; to break down, to go wrong, to conk out
bozulmak
go sour
bozulmak
(for a garment's seams) to be ripped out or (for a garment) to be cut up (so that it can be remade)
bozulmak
(for a specified amount of money) to be changed, be broken into smaller units
bozulmak
go bad
bozulmak
(for food) to spoil, go bad
bozulmak
(for a specified amount of money) to be changed, be exchanged for another currency
bozulmak
cause concern
bozulmak
stale
bozulmak
to get thin and wan
Türkçe - Türkçe
Bozulmak işi
zeval
(Osmanlı Dönemi) İNTİKAZ
(Osmanlı Dönemi) İMTİHAK
(Osmanlı Dönemi) ÂRIZA
BOZ
Açık toprak rengi
BOZ
Bu renklerde olan
BOZ
Kül rengi, gri
BOZ
Açılmamış, sürülmemiş (toprak)
Bozulmak
(Osmanlı Dönemi) MERC
Bozulmak
(Osmanlı Dönemi) TEGAYYÜR
Bozulmak
berbat olmak
boz
Alevilerde dede olmayanlara verilen genel isim
boz
Bu renkte olan
boz
Kül rengi
boz
Açılmamaış, sürülmemiş toprak
boz
Köknar
bozulmak
Dağılmak, bozguna uğramak: "Hudutta bozulan ordu iki günden beri Serez'den geçiyordu."- Ö. Seyfettin
bozulmak
Dağılmak, bozguna uğramak
bozulmak
Bir şeye kızmak, içerlemek
bozulmak
Bozma işine konu olmak
bozulmak
İyi ve değerli niteliğini yitirmek
bozulmak
Arızalanmak
bozulmak
Kokmak, yenilemeyecek duruma gelmek, ekşimek
bozulmak
Taşıt arızalanmak
bozulmak
Bir şeye kızmak, içerlemek: "Karısının bu ikinci ihtarı ile biraz bozulan adam salıncaktan atladı."- O. C. Kaygılı
bozulmak
Bozma işine konu olmak: "Pazarlık bozulur, nişan bozulur, makine bozulur, mal bozulur."- B. Felek
bozulmak
Yiyecek kokmak, yenilemeyecek duruma gelmek, ekşimek. İyi ve değerli niteliğini yitirmek: "Stüdyo öyle karanlık ki gözlerim bozuluyor."- S. Birsel
bozulmak
Sağlığını yitirip zayıflamak
bozulmak
fasit olmak
bozulma