bilgisiz

listen to the pronunciation of bilgisiz
Türkçe - İngilizce
ignorant

She is quite ignorant of cooking. - O, yemek pişirmede oldukça bilgisizdir.

uninformed
incognizant
insensible
careless
ignorant; uninformed, insensible
unilluminated
unscholarly
unknowing
illiterate
unlearned
benighted
nescient
unenlightened
empty
nescience
ignorance

His failure is due to his ignorance. - Onun başarısızlığı onun bilgisizliğinden kaynaklanmaktadır.

Ignorance does not protect against punishment. - Bilgisizlik cezadan korumaz.

bilgi
information

I want specific information. - Özellikli bilgi istiyorum.

The social worker was asked to follow up the information about the Stevenson family. - Sosyal görevliden Stevenson ailesi hakkındaki bilgiyi takip etmesi istedi.

bilgi
{i} knowledge

I was impressed by the general knowledge of Japanese students. - Japon öğrencilerinin genel kültür bilgisinden etkilendim.

I don't have much knowledge of physics. - Fizik hakkında çok fazla bilgim yok.

bilgi
{i} data

The data is often inaccurate. - Bilgi çoğunlukla yanlıştır.

Data can be transmitted from the main computer to yours, and vice versa. - Bilgi ana bilgisayardan sizinkine aktarılabilir, ve tam tersi.

bilgisiz olmak
be uninformed
bilgisiz olmak
be ignorant
bilgi
advice

The more information you give me, the better the advice I can provide you. - Bana ne kadar fazla bilgi verirseniz size o kadar daha iyi tavsiye verebilirim.

She gave me advice as well as information. - O, bilginin yanı sıra bana tavsiye verdi.

bilgi
instruction

I have attached instructions on how to use FTP to access our files. - Dosyalarımıza giriş için FTP'nin nasıl kullanılacağına dair bilgileri ekledim.

A computer program is a list of instructions that tell the computer what to do. - Bir bilgisayar programı bilgisayara ne yapacağını söyleyen bir talimatlar listesidir.

bilgi
know-how
bilgi
(Bilgisayar) help

This information may help you find a cure. - Bu bilgi bir şifa bulmana yardımcı olabilir.

I believe you have information that can help us. - Bize yardım edebilecek bilgiye sahip olduğuna inanıyorum.

bilgi
(Bilgisayar) informative

This is a very informative article. - Bu çok bilgilendirici bir yazı.

bilgi
science

I'm an eighth-grade science teacher in Boston. - Boston'da sekizinci sınıf fen bilgisi öğretmeniyim.

I was a science teacher. - Fen bilgisi öğretmeniydim.

bilgi
learned

We learned as much as possible about their culture before visiting them. - Onları ziyaret etmeden önce, kültürleri hakkında mümkün olduğu kadar çok bilgi sahibi olduk.

I learned about you from Tom. - Tom'dan senin hakkında bilgi edindim.

bilgi
(Bilgisayar) more info

We need more information. - Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var.

Congress asked for more information. - Kongre daha fazla bilgi istedi.

bilgi
(Bilgisayar) cc
bilgi
(Bilgisayar) quote
bilgi
news

I read the newspaper to keep myself informed. - Kendimi bilgilendirmek için gazete okurum.

News can be accessed on your computer. - Bilgisayarınızda habere erişilebilir.

bilgi
(Argo) drum
bilgi
understanding
bilgi
enlightenment
bilgi
letter

He was able to get the information by reading the letter. - Mektubu okuyarak bilgi edinebildi.

This letter contains sensitive information that may offend some people. - Bu mektup, bazı insanlar gücendirecek hassas bilgiler içermektedir.

bilgi
aviso
bilgi
(Bilgisayar) informational
bilgi
input
bilgi
cognisance
bilgi
(Bilgisayar) prompt
bilgi
(Felsefe) cognition
bilgi
report

The suspect reportedly stole computers. - Söylendiğine göre sanık bilgisayarları çalmış.

I'd like to add some information to my report. - Raporuma bazı bilgiler eklemek istiyorum.

bilgi
word

Is there any word on Tom's condition? - Tom'un durumu hakkında bir bilgi var mı?

Tom didn't know how to translate the word computer because the people he was talking to had never seen one. - Konuştuğu insanlar daha önce bir bilgisayar görmedikleri için Tom computer kelimesini nasıl çevireceğini bilmiyordu.

bilgi
cognizance
bilgi
steer

That car dealer gave me a bum steer when he told me this used Toyota was in good condition. - O araba satıcısı bu kullanılmış Toyota'nın iyi durumda olduğunu söylediğinde bana yanlış bilgi vermiş.

bilgi
lore
bilgi
reprint
bilgi
fact

The text above contains no accurate facts on the matter. - Yukarıdaki metin konuyla ilgili kesin bilgiler içermiyor.

Write down the facts needed to convince other people. - Başka insanları ikna etmek için gerekli olan bilgileri yazın.

bilgi
snippet
bilgi
{i} notice

I'll have to take that question on notice. - Bu soruyu gerekli bilgiyi edindikten sonra yanıtlayacağım.

bilgi
ınformation
bilgi
knowledge of

If it hadn't been for Lindbergh's luck and his knowledge of flying, he could never have succeeded in crossing the Atlantic. - Lindbergh'in şansı ve uçuş bilgisi olmasaydı, Atlantiği geçmeyi asla başaramazdı.

I don't have much knowledge of physics. - Fizik hakkında çok fazla bilgim yok.

bilgi
information on
bilgi
{i} conveyance
bilgi
learning

Learning and cherishing data are not just the domain of Jewish people. - Bilgiye değer verip öğrenmek Yahudilerin tekelinde değildir.

The hardest part of learning a language is knowing the vocabulary by heart. - Dil öğrenmenin en zor kısmı kelime bilgisini ezberlemektir.

bilgi
{i} info

The information presented in Kelly's paper on color coordination is seen to be of use in building up an alternative theory. - Renk koordinasyonu ile ilgili Kelly'nin raporunda sunulan bilginin alternatif bir teori oluşturmada faydalı olacağı anlaşilmaktadır.

If you sign up to Facebook, your information will be sent to intelligence agencies. - Facebook'a üye olursanız, bilgileriniz istihbarat örgütlerine gönderilecektir.

bilgi
knowledge, learning; information
bilgi
{i} griff
bilgi
{i} dope
bilgi
{i} acquaintance

I have a nodding acquaintance with him. - Onunla ilgili çok az bilgim var.

bilgi
{i} intelligence

If you sign up to Facebook, your information will be sent to intelligence agencies. - Facebook'a üye olursanız, bilgileriniz istihbarat örgütlerine gönderilecektir.

Intelligence and knowledge are two very different things. - Zeka ve bilgi iki çok farklı şeydir.

bilgi
inside dope
bilgi
{i} instructions

I have attached instructions on how to use FTP to access our files. - Dosyalarımıza giriş için FTP'nin nasıl kullanılacağına dair bilgileri ekledim.

A computer program is a list of instructions that tell the computer what to do. - Bir bilgisayar programı bilgisayara ne yapacağını söyleyen bir talimatlar listesidir.

bilgi
savvy
bilgi
{i} gleanings
bilgi
gen

I was impressed by the general knowledge of Japanese students. - Japon öğrencilerinin genel kültür bilgisinden etkilendim.

Fully automatic story generation remains an unsolved problem for computer scientists. - Tam otomatik hikaye üretimi bilgisayar bilim adamları için çözülmemiş bir sorun kalmaya devam etmektedir.

bilgi
information; data
bilgi
line
bilgi
know how

Do you know how to use a computer? - Bir bilgisayarı nasıl kullanacağını biliyor musun?

I don't know how to operate this computer. - Bu bilgisayarı nasıl çalıştıracağımı bilmiyorum.

bilgi
{i} griffin
bilgi
info , information
bilgi
knowhow
Türkçe - Türkçe
Aymaz
Bilgi sahibi olmayan, malumatsız, cahil
malûmatsız
yayan
vukufsuz
boş
malümatsız
Bilgi
haber
Bilgi
malûmat

Yeterince malumatımız yok. - Yeterli bilgimiz yok.

Bilgi
malümat
bilgi
Bilim
bilgi
İnsan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malûmat, vukuf
bilgi
Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malûmat, vukuf
bilgi
Kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlam
bilgi
İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütününe verilen ad, malûmat
bilgi
Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler, malumat
bilgi
İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütününe verilen ad, malumat. Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf: "Babası, önce ona, Mazlume ve ailesi hakkında birçok bilgi vermişti."- H. E. Adıvar. İnsan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat, vukuf
bilgisiz