anlamak

listen to the pronunciation of anlamak
Türkçe - İngilizce
understand

It's hard to understand the Osaka dialect. - Osaka lehçesini anlamak zordur.

This kind of music is something that older people have difficulty understanding. - Bu tür müzik, daha yaşlı insanların anlamakta zorluk çektiği bir şeydir.

find out
comprehend
realize

Some day you will come to realize the importance of saving. - Bir gün tasarrufun önemini anlamak için geleceksin.

I have come to realize that China is developing quickly but the Chinese people live a relatively leisurely life. - Çin'in hızla geliştiğini anlamak için geldim ancak Çin halkı nispeten acelesiz bir hayat yaşıyor.

make out
figure out

It's hard to figure out what's going on. - Ne olduğunu anlamak zor.

We have to figure out how to do this. - Bunun nasıl yapıldığını anlamak zorundayız.

fathom
perceive
enjoy
to understand, to catch, to catch on (to sth), to get, to cotton on (to sth), to latch on, to follow, to grasp, to comprehend, to apprehend;to find out, to figure sb/sth out; to know (about), to be familiar with; to gather, to infer; to appreciate, to enj
conceive
catch on
rumble
be a good judge of
wake to
twing
deduce from
cotton on
gen up about
accept
pick out
see the light
(Dilbilim) get wise
ken
(deyim) get the picture
be familiar with
get a grip on
(Dilbilim) latch on
get the message
make of
realise
cotton to
be up to
know

I'll ask around to see if anyone knows what causes this kind of problem. - Bu tür soruna neyin sebep olduğunu herhangi birinin bilip bilmediğini anlamak için birilerine soracağım.

I know it's hard to understand. - Biliyorum, anlamak zor.

(Latin) scire
follow
read

To understand it, you have only to read this book. - Onu anlamak için, yalnızca bu kitabı okumak zorundasın.

You have only to read this article to see how serious the accident was. - Kazanın ne kadar ciddi olduğunu anlamak için sadece bu makaleyi okumalısın.

seize
twig
find

I went all the way to see her only to find her away from home. - Bütün yolu sadece onun evden uzakta olduğunu anlamak için yürüdüm.

I find it difficult to understand what he is saying. - Onun ne söylediğini anlamakta zorlanıyorum.

make

Sometimes you should sometimes make a mistake to be properly understood. - Bazen iyice anlamak için hata yapmalısın.

I like to take things apart to see what makes them tick. - Nasıl çalıştığını anlamak için ayrı şeyler almayı isterim.

sum up
get the hang of
collect
construe
(Dilbilim) get onto
take in

It took a long time to take in what she was saying. - Onun ne söylediğini anlamak uzun bir zaman aldı.

gather
take

It took a long time to take in what she was saying. - Onun ne söylediğini anlamak uzun bir zaman aldı.

If you want to understand people, you shouldn't take any notice of what they say. - İnsanları anlamak istiyorsan onların söyledikleri ile ilgili herhangi bir not almamalısın.

(deyim) draw an inference
gen up on
penetrate
tell

It's hard to figure out who's telling the truth. - Kimin gerçeği söylediğini anlamak zordur.

tumble
pick up
waken
know about
sense

She had enough sense to understand what he really meant. - Gerçekten onun ne kastettiğini anlamak için yeterli aklı vardı.

latch onto (something)
receive
savvy
grip
infer
to be familiar with
entendre
have

You have only to read this article to see how serious the accident was. - Kazanın ne kadar ciddi olduğunu anlamak için sadece bu makaleyi okumalısın.

This kind of music is something that older people have difficulty understanding. - Bu tür müzik, daha yaşlı insanların anlamakta zorluk çektiği bir şeydir.

familiar with
feel
imagine
latch on to
anlama
comprehension

Why he did it is beyond my comprehension. - Onun niçin öyle yaptığı benim anlamamın ötesinde.

Each chapter in the textbook is followed by about a dozen comprehension questions. - Ders kitabında her bölüm yaklaşık bir düzine anlama soruları tarafından takip edilir.

anlama
understanding

This kind of music is something that older people have difficulty understanding. - Bu tür müzik, daha yaşlı insanların anlamakta zorluk çektiği bir şeydir.

Tom says that he has no trouble understanding Mary's French. - Tom Mary'yi Fransızca anlamakta zorlanmadığını söylüyor.

anla
found out

I just found out that my dad is not my biological father. - Babamın biyolojik babam olmadığını kesinlikle anladım.

Tom just found out that he has to move to Boston. - Tom Boston'a taşınmak zorunda olduğunu anladı.

anlama
fathom
anlama
grasp

We have to grasp this issue. - Bu meseleyi anlamak zorundayız.

Some people find it easier to grasp the short-term effects of smoking. - Bazı insanlar sigaranın kısa vadeli etkilerini anlamayı daha kolay buluyor.

anlama
{i} uptake

Tom's pretty quick on the uptake. - Tom anlamada oldukça hızlı.

anlama
insight

Thanks for the insight. - Anlama için teşekkürler.

anla
find out

Tom didn't know the meaning of anglophobia, so he did a quick web search to see if he could find out what it meant. - Tom anglophobia'nın anlamını bilmiyordu, bu yüzden onun ne demek olduğunu bulabilmek için hızlı bir web araştırması yaptı.

I imagine that Tom will eventually find out that Mary has been talking behind his back. - Sanırım Tom sonunda Mary'nin onun arkasından konuştuğunu anlayacak.

anlama
perception
birdenbire anlamak
strike
iyice anlamak
penetrate
anla
figure out

Tom can't figure out how to fill out this application form. - Tom başvuru formunu nasıl dolduracağını anlayamıyor.

Tom couldn't figure out what Mary was trying to say. - Tom Mary'nin ne söylemeye çalıştığını anlayamadı.

anla
latch onto
anla
latch on
anla
made sense of
anla
understand

No one understands me. - Hiç kimse beni anlamıyor.

I do not understand you. - Siz insanları anlamıyorum.

anla
{f} tumble
anla
{f} finding out

I'm trying to figure out how you managed to do that without anyone finding out. - Biri fark etmeden onu nasıl başardığını anlamaya çalışıyorum.

anla
catch on

He does not seem to be able to catch on to what she is saying. - O onun ne söylediğini anlayabiliyor gibi görünmüyor.

Being a foreigner, I couldn't catch on to the joke. - Ben bir yabancı olduğum için, şakayı anlayamadım.

anla
got it

I got it, so no bullshit, okay? - Anladım, bu yüzden saçmalık yok, değil mi?

OK, I think I got it. - Tamam, sanırım anladım.

anla
{f} understanding

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

Tom says that he has no trouble understanding Mary's French. - Tom Mary'yi Fransızca anlamakta zorlanmadığını söylüyor.

anla
make sense of

Tom tried to make sense of what just happened. - Tom sadece ne olduğunu anlamaya çalıştı.

I was trying to make sense of what had happened. - Ben ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

anla
comprehend

Little by little you will begin to comprehend the text without translations or explanations. - Yavaş yavaş çeviriler veya açıklamalar olmadan metni anlamaya başlayacaksınız.

I doubt Tom can comprehend what we're talking about. - Tom'un ne hakkında konuştuğumuzu anlayabileceğinden şüphe duyuyorum.

anla
{f} understood

Read such books as can be easily understood. - Kolayca anlaşılabilir olduğu için bu tür kitapları okuyun.

Only a few people understood me. - Sadece birkaç kişi beni anladı.

anla
make out

I couldn't make out what he wanted to say. - Onun ne demek istediğini anlayamadım.

I could not make out what he meant. - Onun ne demek istediğini anlayamadım.

anlama
{i} finding out

I'm trying to figure out how you managed to do that without anyone finding out. - Biri fark etmeden onu nasıl başardığını anlamaya çalışıyorum.

anlama
intellection
anla
made out
anla
apprehend
anlama
in understanding
anlama
the mean of
f anlamak, kavramak
f understand, to comprehend
Hanya'yı Konya'yı anlamak/öğrenmek
to learn what's what (by bitter experience), find out the hard way
anla
(Biyoloji) acclaim
anlama
{i} apprehension
anlama
intelligence

You don't need much intelligence to understand that. - Onu anlamak için çok zekaya ihtiyacın yok.

anlama
{i} knowledge
anlama
{i} sense

She had enough sense to understand what he really meant. - Gerçekten onun ne kastettiğini anlamak için yeterli aklı vardı.

People with no sense of humor are like meadows with no flowers. - Espriden anlamayan insan, çiçeksiz çayır gibidir.

anlama
ascertain
anlama
{i} realization
anlama
{i} prehension
anlama
{i} drift
anlama
{i} grip
anlama
{i} appreciation
anlama
composition

This composition is so badly written than I can not make out what he means. - Bu kompozisyon o kadar kötü yazılmış ki ben onun ne anlama geldiğini çıkaramıyorum.

anlama
understanding, comprehension, apprehension
anlama
understanding, comprehending
bayram haftasını mangal tahtası anlamak
to misunderstand completely
bir durumu anlamak/kavramak
sum something up
birbirini yanlış anlamak
(deyim) talk at cross-purposes
birbirini yanlış anlamak
(deyim) be at cross-purposes
dalavereyi anlamak
get to
deneyerek anlamak
give smth. a whirl
denilmek isteneni anlamak
(Konuşma Dili) read between the lines
denmek isteneni anlamak
read between the lines
dilinden anlamak
to have a feeling for
dünyanın kaç bucak/köşe olduğunu anlamak/öğrenmek
to learn by bitter experience
dünyayı anlamak
to understand life, be mature
geç anlamak
be slow on the uptake
geç anlamak
do a double take
haksız olduğunu anlamak
eat one's words
halden anlamak
sympathize
halden anlamak
to show sympathy, to be understanding
halini anlamak
to have sympathy for
imadan anlamak
take a hint
imadan anlamak
take the hint
iyi anlamak
have an eye for
iyisinden anlamak
have an eye for
içyüzünü anlamak
penetrate
işten anlamak
to be an expert
işten anlamak
to know what one is doing, know one's business
karine ile anlamak
to deduce from context
karine ile anlamak
to infer, conclude (something) by inference
kazı koz anlamak
to misunderstand completely
kendi kendine anlamak
self understand
kokusundan anlamak
stink
konuyu anlamak
see the point
leb demeden leblebiyi anlamak
take the hint
leb demeden leblebiyi anlamak
take a hint
leb demeden leblebiyi anlamak
to anticipate correctly what someone is going to say; to be able to read someone's thoughts
ne mal olduğunu anlamak
to see through sb
ne mal olduğunu anlamak
have smb.'s number
paranın gümüş olduğunu anlamak
to realize that money is not to be thrown around, learn to appreciate the value of money
ruhunu anlamak
enter into the spirit
söz anlamak
to be reasonable
söz anlamak
to understand what one is told and act on it
tam olarak anlamak
gain a clear understanding
tamamen anlamak
(Konuşma Dili) get into one's head
ters anlamak
get it wrong
ters anlamak
wrest from meaning
ters anlamak
give a wrench to
ters anlamak
to misunderstand, misinterpret
ters anlamak
take a word in the wrong sense
ters anlamak
spell backward
ters anlamak
misunderstand
ters anlamak
take amiss
ters anlamak
wrench
ters anlamak
to misunderstand
tersinden anlamak
misconstrue
yanlış anlamak
get hold the wrong end of the stick
yanlış anlamak
get the wrong sow by the ear
yanlış anlamak
to get sb wrong, to mistake, to misinterpret, to misunderstand, to misapprehend, to misconstrue
çabuk anlamak
be quick on the uptake
çaktın mı (anlamak)
(Argo) can you dig it
İngilizce - İngilizce

anlamak teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

anlä
Argonne National Laboratory, operated by the University of Chicago as part of the U S Department of Energy's national laboratory system
anlä
Light anti-ship missile
anlä
Argonne National Laboratory
Türkçe - Türkçe
Sorup öğrenmek
Doğru ve yerinde bulmak
Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak; yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek
İyilik görmek, yararlanmak
Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak: "Babasının niçin bu kasabayı çok sevdiğini Nevin bir türlü anlayamamıştı."- S. F. Abasıyanık
Bir şey hakkında bilgisi bulunmak: "Biz de onun kadar bu işten anlarız."- H. Taner. İyilik görmek, yararlanmak
Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek
Bir şey üzerinde bilgisi bulunmak
Birinin duygularını, isteklerini, düşüncelerini sezebilmek
Sahip olmayı istemek, dileğinin yerine getirilmesini istemek
Birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek: "Kabul etmeyeceğini ben daha o gün anlamıştım."- M. C. Kuntay
(Osmanlı Dönemi) DERK
(Osmanlı Dönemi) İSTİDRAK
Anlama
tefehhüm
Anlama
takdir
anlama
Anlamak işi, vukuf
anlama
Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğunu görme
anlama
Feraset, sezgi
anlamak