özde

listen to the pronunciation of özde
Türkçe - İngilizce
essentially
öz
core

He seems like a softy on the surface, but at the core he's got an iron will that makes him an extremely tough negotiator. - Dış görünüşte bir sümsük gibi görünüyor. Fakat özünde onu zorlu bir delege yapan sağlam bir iradesi var.

öz
{i} self

Tom sent Mary a selfie. - Tom Mary'ye bir özçekim gönderdi.

Tom's self-confidence was shattered after his boss dressed him down in front of his workmates. - Tom'un öz güveni, patronu iş arkadaşlarının yanında kendisini haşlayınca kırıldı.

öz
essence

Individual liberty is the essence of democracy. - Bireysel özgürlük demokrasinin temelidir.

Loving is the essence of life. - Sevmek yaşamın özüdür.

öz
own

I came here of my own free will. - Ben buraya kendi özgür irademle geldim.

He owns a private jet. - O özel bir jet sahibi.

öz
matter

This is strictly a private matter. - Bu kesinlikle özel bir mesele.

I have no particular desire to discuss that matter. - Bu konuyu tartışmak için özel bir isteğim yok.

öz
{s} genuine
öz
whole

He covered the whole continent in his private jet. - O, özel jetiyle tüm kıtayı katetti.

I apologized to the whole team. - Bütün takım için özür diledim.

öz
{i} epitome
öz
substance
öz
(Gıda) intrinsic
öz
principle

This country is founded upon the principles of freedom, equality and fraternity. - Bu ülke, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri üzerine kurulmuş.

öz
essential

A free press is essential for democracy. - Özgür bir basın demokrasi için gereklidir.

öz
(Biyokimya) bio

Those green suits are special suits for reducing the risk of biological contamination. - Bu yeşil takım elbiseler, biyolojik kirlenme riskini azaltmak için özel takım elbiselerdir.

A good biography is interesting and instructive. - İyi bir özgeçmiş, ilgi çekici ve öğreticidir.

öz
juice

I feel amazing thanks to Tom's special orange juice. - Tom'un özel portakal suyu sayesinde harika hissediyorum.

öz
spirit

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

I have a free spirit. - Özgür ruhlu birisiyim.

öz
(İnşaat) net

Hackers find new ways of infiltrating private or public networks. - Hackerlar, özel ya da kamuya açık ağlara gizlice girmek için yeni yollar arıyorlar.

öz
echt
öz
substantiality
öz
self-

My failure did not weaken my self-confidence. - Hatam, özgüvenimi zayıflatmadı.

His self-denial is admirable. - Onun özverisi takdire değer.

öz
mind

He spoke his mind freely. - O, fikrini özgürce konuştu.

He doesn't have a mind of his own. - Onun kendine özgü bir düşünme tarzı yok.

öz
(Denizbilim) code
öz
soul

Individual freedom is the soul of democracy. - Bireysel özgürlük, demokrasinin ruhudur.

öz
(Biyokimya) auto

The private colleges and universities of the United States are autonomous. - ABD'nin özel kolejleri ve üniversiteleri özerktir.

If I borrow the money, I feel like I'll lose my autonomy. - Ödünç para alırsam özerkliğimi kaybedeceğim gibi hissediyorum.

öz
(Denizbilim) orijin
öz
auto-
öz
essential oil
öz
kernel
öz
nucleus
öz
base

Do you like sports? Yes, I especially like baseball. - Spordan hoşlanır mısın? Evet, özellikle beyzboldan hoşlanırım.

Dachshund sausages first became popular in New York, especially at baseball games. - Dachshund sosisleri ilk olarak New York'ta popüler oldu, özellikle beyzbol oyunlarında.

öz
guts
öz
crux
öz
gist

Nobody will say it so bluntly, but that is the gist of it. - Hiç kimse bunu çok açıkça söylemeyecek ama bunun özü odur.

In reality, the explanation is a bit more complicated than this, but you get the gist. - Açıklama gerçekte bundan biraz daha karmaşık, ama sen özü anladın.

öz
eigen
öz
guarded
öz
extract

Add the vanilla extract. - Vanilya özütünü ekleyin.

öz
eigen-
öz
pith
öz
{i} content

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

öz
marrow
öz
goodness
öz
{i} medulla
öz
{i} elixir
öz
{i} pulp
öz
{i} entity
öz
{i} distillation
öz
{i} substratum
öz
{i} quintessence
öz
{i} sum

Please send in your summary by Tuesday. - Lütfen özetinizi salıya kadar gönderin.

I have read the article and now I am writing a summary. - Ben yazıyı okudum ve şimdi bir özet yazıyorum.

öz
safety

Could you explain all the safety features to me once again? - Bana bir kez daha tüm güvenlik özelliklerini açıklayabilir misin?

öz
{i} heartbeat
öz
{i} extraction
öz
{i} stuff
öz
{i} distillate
öz
{i} quick
öz
pith and marrow
öz
full

Tom's summaries are always full of misprints. - Tom'un özetleri daima yazım hatalarıyla doludur.

Full religious freedom is assured to all people. - Tam din özgürlüğü tüm insanlar için güvence altına alınmıştır.

öz
compendious
öz
meat

Hindus don't eat meat, in particular beef, and they are mainly vegetarian in order to respect the animals' lives. - Hindular et, özellikle sığır eti yemezler, onlar hayvanların yaşamlarına saygı duymak için temel olarak vejetaryendirler,

öz
genuine, real
öz
pure, unadulterated, unmixed
öz
German

Was Nazism peculiar to Germany? - Nazizm Almanya'ya mı özgüydü?

Feel free to speak German. - Almanca konuşmak için kendini özgür hisset.

öz
(Hukuk) own, substance
öz
inherent
öz
{i} cream

Tom has a craving for chocolate ice cream. - Tom'un çikolatalı dondurmaya bir özlemi vardı.

öz
{i} quiddity
öz
subject
öz
{s} compact
öz
noumenon
öz
brook, stream
Türkçe - Türkçe

özde teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Öz
nektar
öz
Sulak, verimli yer
öz
(Osmanlı Dönemi) lüb
öz
Nehirlerin etrafında bulunan eğimli arazi
öz
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm
öz
"Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
öz
Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun: "Özünü bir yerde bırakıp sadece kalıbını gezdirmişti."- H. Taner
öz
Can alıcı nokta
öz
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan: "Çocuğun bu yalanı bir anda onu bana bir öz evlat sevgisiyle bağladı."- R. N. Güntekin. İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
öz
Kendi, zat: "Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme."- Karacaoğlan. "Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
öz
Küçük dere
öz
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde: "Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde."- A. Gündüz
öz
çayırlık
öz
Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
öz
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hulâsa
öz
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa
öz
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde
öz
Dere, çay
öz
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm. Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
öz
Sulak yer
öz
Bir kimsenin benliği, kendi manevî varlığı, iç, nefis, derun
öz
İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
öz
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan
öz
Kendi, zat
İngilizce - Türkçe

özde teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

öz
(Felsefe) Değişebilenin altında yatan değişmeyen
özde