öz

listen to the pronunciation of öz
Türkçe - İngilizce
core

He seems like a softy on the surface, but at the core he's got an iron will that makes him an extremely tough negotiator. - Dış görünüşte bir sümsük gibi görünüyor. Fakat özünde onu zorlu bir delege yapan sağlam bir iradesi var.

{i} self

His self-denial is admirable. - Onun özverisi takdire değer.

Tom's self-confidence was shattered after his boss dressed him down in front of his workmates. - Tom'un öz güveni, patronu iş arkadaşlarının yanında kendisini haşlayınca kırıldı.

essence

Individual liberty is the essence of democracy. - Bireysel özgürlük demokrasinin temelidir.

The essence of liberty is mathematics. - Özgürlüğün özü matematiktir.

own

Railway workers have their own particular terminology. - Demiryolu işçilerinin kendi özel terminolojileri var.

You are at liberty to state your own views. - Kendi görüşlerinizi ifade etmekte özgürsünüz.

matter

I have no particular desire to discuss that matter. - Bu konuyu tartışmak için özel bir isteğim yok.

May I talk with you in private about the matter? - Konu hakkında sizinle özel olarak konuşabilir miyim?

{s} genuine
substance
{i} epitome
whole

I apologized to the whole team. - Bütün takım için özür diledim.

He covered the whole continent in his private jet. - O, özel jetiyle tüm kıtayı katetti.

soul

Individual freedom is the soul of democracy. - Bireysel özgürlük, demokrasinin ruhudur.

mind

Do you have anything special in mind? - Aklınızda özel bir şey var mı?

He spoke his mind freely. - O, fikrini özgürce konuştu.

substantiality
spirit

All human beings are born free and equal in dignity and rights. They are endowed with reason and conscience and should act towards one another in a spirit of brotherhood. - Tüm insanlar özgür, şeref ve haklar bakımından eşit doğar. Akıl ve vicdana sahiplerdir ve birbirlerine karşı kardeşlik ruhuyla hareket etmelidir.

I have a free spirit. - Özgür ruhlu birisiyim.

(Denizbilim) orijin
auto-
(Biyokimya) auto

In his autobiography, he repeatedly refers to his unhappy school days. - Öz yaşam öyküsünde, defalarca mutsuz okul günlerinden bahsediyor.

The private colleges and universities of the United States are autonomous. - ABD'nin özel kolejleri ve üniversiteleri özerktir.

juice

I feel amazing thanks to Tom's special orange juice. - Tom'un özel portakal suyu sayesinde harika hissediyorum.

principle

This country is founded upon the principles of freedom, equality and fraternity. - Bu ülke, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri üzerine kurulmuş.

(Gıda) intrinsic
echt
(İnşaat) net

Hackers find new ways of infiltrating private or public networks. - Hackerlar, özel ya da kamuya açık ağlara gizlice girmek için yeni yollar arıyorlar.

(Biyokimya) bio

Those green suits are special suits for reducing the risk of biological contamination. - Bu yeşil takım elbiseler, biyolojik kirlenme riskini azaltmak için özel takım elbiselerdir.

A good biography is interesting and instructive. - İyi bir özgeçmiş, ilgi çekici ve öğreticidir.

self-

Tom's self-confidence was shattered after his boss dressed him down in front of his workmates. - Tom'un öz güveni, patronu iş arkadaşlarının yanında kendisini haşlayınca kırıldı.

My failure did not weaken my self-confidence. - Hatam, özgüvenimi zayıflatmadı.

(Denizbilim) code
essential

A free press is essential for democracy. - Özgür bir basın demokrasi için gereklidir.

guarded
base

Do you like sports? Yes, I especially like baseball. - Spordan hoşlanır mısın? Evet, özellikle beyzboldan hoşlanırım.

Dachshund sausages first became popular in New York, especially at baseball games. - Dachshund sosisleri ilk olarak New York'ta popüler oldu, özellikle beyzbol oyunlarında.

essential oil
crux
eigen-
extract

Add the vanilla extract. - Vanilya özütünü ekleyin.

pith
nucleus
gist

Nobody will say it so bluntly, but that is the gist of it. - Hiç kimse bunu çok açıkça söylemeyecek ama bunun özü odur.

In reality, the explanation is a bit more complicated than this, but you get the gist. - Açıklama gerçekte bundan biraz daha karmaşık, ama sen özü anladın.

kernel
eigen
guts
marrow
{i} content

I want to summarize the content of the presentation and draw a conclusion. - Sunumun içeriğini özetlemek ve bir sonuç çıkarmak istiyorum.

goodness
cream

Tom has a craving for chocolate ice cream. - Tom'un çikolatalı dondurmaya bir özlemi vardı.

{i} distillate
{i} quintessence
{i} quick
{i} heartbeat
{i} extraction
genuine, real
{i} distillation
elixir
{i} stuff
German

Was Nazism peculiar to Germany? - Nazizm Almanya'ya mı özgüydü?

Germany is a free country. - Almanya özgür bir ülkedir.

pith and marrow
{i} pulp
safety

Could you explain all the safety features to me once again? - Bana bir kez daha tüm güvenlik özelliklerini açıklayabilir misin?

{i} sum

I have read the article and now I am writing a summary. - Ben yazıyı okudum ve şimdi bir özet yazıyorum.

Please send in your summary by Tuesday. - Lütfen özetinizi salıya kadar gönderin.

(Hukuk) own, substance
{i} substratum
{i} entity
meat

Hindus don't eat meat, in particular beef, and they are mainly vegetarian in order to respect the animals' lives. - Hindular et, özellikle sığır eti yemezler, onlar hayvanların yaşamlarına saygı duymak için temel olarak vejetaryendirler,

brook, stream
compact
noumenon
{i} quiddity
{s} full

Tom's summaries are always full of misprints. - Tom'un özetleri daima yazım hatalarıyla doludur.

Full religious freedom is assured to all people. - Tam din özgürlüğü tüm insanlar için güvence altına alınmıştır.

medulla
{s} compendious
subject
pure, unadulterated, unmixed
inherent
öz geçmiş
(Ticaret) resume

Your resume is impressive. - Senin öz geçmişin etkileyici.

Please find enclosed my resumé. - Lütfen ekli öz geçmişimi bul.

öz geçmiş
(Ticaret) background
öz geçmiş
(Tıp) autobiography
öz kimlik
self-identity
öz kütle
(Fizik) density
öz ısı
(Fizik) specific heat
öz kimlik
self identity
öz kuzen
cousin german
öz eleştiri
autocriticism
öz güven
(Hukuk) self-confidence

We don't lack self-confidence. - Öz güven eksikliğimiz yok.

Tom's self-confidence was shattered after his boss dressed him down in front of his workmates. - Tom'un öz güveni, patronu iş arkadaşlarının yanında kendisini haşlayınca kırıldı.

Türkçe - Türkçe
nektar
Kendi, zat: "Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme."- Karacaoğlan. "Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
(Osmanlı Dönemi) lüb
Nehirlerin etrafında bulunan eğimli arazi
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm
"Kendine, kendi kendini" anlamında birleşik kelimeler türetir
Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun: "Özünü bir yerde bırakıp sadece kalıbını gezdirmişti."- H. Taner
Can alıcı nokta
çayırlık
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde: "Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde."- A. Gündüz
Küçük dere
Dere, çay
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan
İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
Bir kimsenin benliği, kendi manevî varlığı, iç, nefis, derun
Sulak yer
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm. Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
Kan bağı ile bağlı, üvey olmayan: "Çocuğun bu yalanı bir anda onu bana bir öz evlat sevgisiyle bağladı."- R. N. Güntekin. İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı
Sulak, verimli yer
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hulâsa
Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça
Kendi, zat
Öz eleştiri
otokritik
Öz geçmiş
tercümeihal
Öz geçmiş
hayat hikayesi
Öz geçmiş
yaşam öyküsü
Öz geçmiş
biyografi
öz eleştiri
Bir kişinin kendi davranışları üzerine yönelttiği yargı, otokritik
öz geçmiş
Bir kimsenin doğumundan yaşadığı güne kadar geçirdiği belli başlı evreleri içeren yazı, hayat hikâyesi, yaşam öyküsü, biyografi, hâl tercümesi, tercümeihâl
öz güven
İnsanın kendine güvenme duygusu
İngilizce - Türkçe
(Felsefe) Değişebilenin altında yatan değişmeyen
öz