yakalamak

listen to the pronunciation of yakalamak
Türkçe - İngilizce
catch

We set a trap to catch a fox. - Biz bir tilki yakalamak için bir tuzak kurduk.

I got up early to catch the first train. - Ben ilk treni yakalamak için erken kalktım.

grab
intercept
seize
catch up with

I ran as fast as possible to catch up with her. - Onu yakalamak için mümkün olduğu kadar hızlı koştum.

She has to study hard and catch up with everybody in her class. - Sıkı çalışıp sınıfındaki herkesi yakalamak zorunda.

apprehend
lay

Man is the only creature that consumes without producing. He does not give milk, he does not lay eggs, he is too weak to pull the plough, he cannot run fast enough to catch rabbits. - İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurtlamaz, pulluğu çekmek için çok zayıf, tavşanları yakalamak için yeterince hızlı koşamaz.

get one's hands on
(deyim) come up with
entoil
hand

He put up his hand to catch the ball. - Topu yakalamak için elini kaldırdı.

It is difficult to catch a rabbit by hand. - Bir tavşanı elle yakalamak zordur.

take up
pick up
acquire
gripe
become up-to-date
take hold of
lay hands on
snag
catch up

She has to study hard and catch up with everybody in her class. - Sıkı çalışıp sınıfındaki herkesi yakalamak zorunda.

I have to catch up the lost time. - Kayıp zamanı yakalamak zorundayız.

arrest
to catch; to collar, nab; to seize, grab, get hold of
hook
collar
to catch (fish, birds, etc.)
nail
catch up on
entrap
bag
get hold of
cop
to catch, to collar; to grip, to grasp, to seize; to seize, to nail, to nab; (avcı) to bag; to arrest, to run sb in; to stop (sb going)
(av) account
(Hukuk) to seize
to regard (someone) as responsible, hold (someone) responsible
catch hold of
grasp
take

It is easier to catch an escaped horse than to take back an escaped word. - Kaçmış bir atı yakalamak söylenmiş bir sözü geri almaktan daha kolaydır.

embrace
snatch
clutch
overtake
grip
nab
tackle
pinch
to spot, detect, notice, see
seize on
snap up
claw hold of
nobble
grapple
capture , trap
pull up to
capture

Tom took part in a scheme set by the police to capture the serial murderer. - Tom seri katili yakalamak için polis tarafından düzenlenen bir entrikaya katıldı.

We want to capture that market. - O pazarı yakalamak istiyoruz.

run in
stalk
nick

Nick hurried to catch the bus. - Nick otobüsü yakalamak için acele etti.

catch off
mesh
{f} trap

He set a trap to catch the animal. - Hayvanı yakalamak için bir tuzak kurdu.

We set a trap to catch a fox. - Biz bir tilki yakalamak için bir tuzak kurduk.

take&advantage&of
yakalama
catch

The traffic accident prevented me from catching the train. - Trafik kazası treni yakalamamı engelledi.

The man tried to catch hold of me by the collar. - Adam beni yakamdan yakalamaya çalıştı.

yakalamak (av)
account
yakalamak (suçluları)
round up
yalanını tutmak/yakalamak
to catch (someone) in a lie, catch (someone) lying
yalanını yakalamak
catch smb. tripping
yakala
caught

She would have fallen into the pond if he had not caught her by the arm. - Eğer onu kolundan yakalamasaydı, göletin içine düşmüş olacaktı.

Bill got up so early that he caught the first train. - Bill çok erken kalktı ve ilk treni yakaladı.

yakala
catch

She catches colds easily. - O, soğuk algınlığına kolayca yakalanır.

She won't leave the room, because she doesn't want to catch another cold. - O, başka bir soğuk algınlığına yakalanmak istemediğinden dolayı odadan ayrılmayacak.

kanca ile yakalamak
hook on
yakala
{f} capture

If jumps too high the rat - it's captured by the cat. - Fare çok yükseğe sıçrasa da, kedi tarafından yakalanır.

We want to capture all the uniqueness of each language. And we as well want to capture their evolution through time. - Biz her dilin tüm benzersizliğini yakalamak istiyoruz. Ve biz zaman içinde onların evrimini de yakalamak istiyoruz.

yakalama
acquisition
yakalama
{i} interception
birini yakalamak
to grab someone
birini yakalamak
to catch someone
fırsat yakalamak
(Dilbilim) get around
hedefi yakalamak
(Askeri) seizing the objective
kapanla yakalamak
ensnare
topu yakalamak
catch the ball
yakala
snare

A fox isn't caught twice in the same snare. - Bir tilki aynı tuzakta iki kez yakalanmaz.

A fox is not caught twice in the same snare. - Bir tilki aynı tuzakta iki kez yakalanmaz.

yakala
(Bilgisayar) catch up

I should try to catch up with Tom. - Tom'u yakalamaya çalışmalıyım.

She has to study hard and catch up with everybody in her class. - Sıkı çalışıp sınıfındaki herkesi yakalamak zorunda.

yakalama
hit
yakalama
(Bilgisayar) trapping
yakalama
(Kanun) caption
yakalama
grapple
yakalama
grip
yakala
{f} capturing

I have created a perfect plan for capturing that crafty animal. - O kurnaz hayvanı yakalamak için mükemmel bir planı oluşturdum.

yakala
nab

The robber was nabbed this morning. - Soyguncu bu sabah yakalandı.

yakala
{f} catching

The traffic accident prevented me from catching the train. - Trafik kazası treni yakalamamı engelledi.

They succeeded in catching the tiger alive. - Kaplanı canlı yakalamayı başardılar.

yakala
{f} nabbed

The robber was nabbed this morning. - Soyguncu bu sabah yakalandı.

yakala
{f} grappling
yakala
{f} grapple
yakala
{f} collar

The man tried to catch hold of me by the collar. - Adam beni yakamdan yakalamaya çalıştı.

He grabbed me by the collar. - O, beni yakamdan yakaladı.

yakalama
{i} grappling
yakalama
grasp
yakala
acquire
yakala
captured

I captured butterflies with a net. - Kelebekleri bir fileyle yakaladım.

If jumps too high the rat - it's captured by the cat. - Fare çok yükseğe sıçrasa da, kedi tarafından yakalanır.

amansız taraftan yakalamak
to attack (someone) at his weak point
aniden yakalamak
(deyim) lay violent hands on
atla yetişip yakalamak
ride down
avantaj yakalamak
catch an advantage
açığını yakalamak
circumvent
ağ ile yakalamak
net
balık yakalamak
to catch fish
boğazından yakalamak
have a stranglehold on smb
cürmü meşhut halinde yakalamak
to catch sb red-handed, to catch sb in the act, to catch sb in flagrante delicto
elle balık yakalamak
guddle
frikik yakalamak
slang to catch a glimpse of thigh, see a bit of leg
frikik yakalamak
happen to see naked legs
frikik yakalamak
to happen to see naked legs
fırsat yakalamak
take an opportunity
fırsat yakalamak
seize an opportunity
gagasından yakalamak
colloq . to have (someone) at one's mercy, have (someone) by the short and curlies
hata yakalamak
to debug
hatasını yakalamak
catch smb. tripping
ipucu yakalamak
get a line on
ipucu yakalamak
find a clue
ivme yakalamak
be on increase
ivme yakalamak
gain acceleration
iş üstünde yakalamak
catch smb in the act
jackpot yakalamak
hit the jackpot
kementle yakalamak
rope in
kementle yakalamak
lasso
kementle yakalamak
noose
kuşatarak yakalamak
round up
kıskıvrak yakalamak
to collar or catch (someone, something) so that escape is impossible
kıskıvrak yakalamak
to catch tightly, to hold tightly
kıçının kıllarıyla balık yakalamak vulg
to be a lucky son of a gun
suçluları yakalamak
round up
suçüstü yakalamak
catch red handed
suçüstü yakalamak
to find sb out, to catch sb red-handed
suçüstü yakalamak
catch smb. in the act
sıkıca yakalamak
clench
trend yakalamak
catch the trend of
tuzakla yakalamak
to snare
tuzakla yakalamak
wire
uyuklarken yakalamak
catch smb. napping
yakala
sick him
yakala
overtaken
yakala
overtook
yakala
catsh
yakala
overtake
yakala
nail

I think you nailed it. - Sanırım onu yakaladın.

Where did you nail them? - Onları nerede yakaladın?

yakalama
clutch
yakalama
{i} snatch
yakalama
{i} seizure
yakalama
prehension
zıpkın ile balık yakalamak
gig
Türkçe - Türkçe
Bir kimsenin gitmesini engellemek; durdurmak
Arayarak veya rastlantı sonucu bulup bağlantı kurmak
Birdenbire etkisi altına almak
Arayarak veya rastlantı sonucu bulup bağlantı kurmak: "Zehra, Yorgaki'nin müziğini herhangi bir yerinden yakalıyor."- A. İlhan
Belirlemek, anlamak
Bir kimseyi veya bir şeyi elle tutmak: "Üç ince dalı birleştirerek sıkıca yakaladım."- R. H. Karay
Söz, bakış veya işareti fark etmek
Bir kimseyi hoşa gitmeyecek bir durumda bulmak, bir kimsenin suçu ortaya çıkmak
Bir kimsenin suçluluğunu gösteren söz, bakış veya işareti fark etmek
Kaçan kimseyi ele geçirmek, derdest etmek
Belirlemek, anlamak: "Kız onun zayıf damarını yakalamıştı."- T. Buğra
Bir kimseyi veya bir şeyi elle tutmak
Bir kimsenin gitmesini engellemek, durdurmak: "Bu defa Tevfik'i dükkânın kapısında yakaladılar, aynı şeyi ona açtılar."- H. E. Adıvar
enselemek
yakalama
Yakalamak işi
yakalama
Sanığın yargıç kararı olmaksızın hürriyetinin kısıtlanmasını doğuran koruma önlemi
yakalama
Sanığın yargıç kararı olmaksızın hürriyetinin kısıtlanmasını doğuran koruma önlemi: "Yakalama veya tutuklama sebepleri ... hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir."- Anayasa
yakalamak