kötülüğünden

listen to the pronunciation of kötülüğünden
Türkçe - İngilizce
from pure spite
out of spite
spite
kötü
wicked

The wicked Haman tried to wipe out all of the Jews in the kingdom of Persia. - Kötü Haman Pers krallığındaki Yahudilerin hepsini silip yok etmeye çalıştı.

Punish the wicked and save the weak. - Kötüleri cezalandır ve zayıfları koru.

kötü
poor

He's still in poor health after his illness. - Hastalığından sonra onun sağlığı hâlâ kötü.

He has poor eyesight. - Onun görme kabiliyeti kötü.

kötü
evil

The Twitter bird is evil. - Twitter kuşu kötüdür.

Money is the root of all evil. - Para bütün kötülüğün köküdür.

kötü
bad

This house is nearby, it has two bedrooms and a living room, and the decoration isn't bad; it's 1500 a month. - Bu ev yakında, iki yatak odası ve bir oturma odası var, ve dekorasyonu kötü değil; ayda 1500.

I've got a bad stomachache. - Kötü bir karın ağrım var.

kötü
nasty

His brother was nasty to me. - Onun kardeşi bana göre kötüydü.

Tom gave Mary a nasty look. - Tom Mary'ye kötü bir görünüm verdi.

kötü
worse

Shylock is greedy, and what is worse, very stingy. - Shylock aç gözlü, ve daha kötüsü,çok pintidir.

Tom speaks French worse than English. - Tom, Fransızcayı İngilizceden daha kötü konuşur.

kötü
haunted
kötü
lousy

My uncle is a lousy driver. - Amcam kötü bir sürücü.

I'm a lousy fisherman. - Ben kötü bir balıkçıyım.

kötü
gross
kötü
fatal
kötü
baneful
kötü
(Konuşma Dili) really (used as an intensifier): Kötü acıyor. It really hurts
kötü
dreadfull
kötü
eviler
kötü
angrily; malevolently; maliciously
kötü
evilest
kötü
not good
kötü
perverted
kötü
bleak

My prognosis is bleak. - Benim prognozum kötü.

kötü
dissolute
kötü
miserable

The experiment resulted in a miserable failure. - Deney çok kötü bir başarısızlıkla sonuçlandı.

The weather was miserable yesterday. - Hava dün çok kötüydü.

kötü
evildoer

He is an evildoer, are you aware of that? - O bir kötülük eden bir kimse, bunun farkında mısın?

kötü
frightful
kötü
{s} dark

It grew dark, and what was worse, we lost our way. - Hava karardı, ve daha da kötüsü, yolumuzu kaybettik.

Beth is afraid of the dark because of her evil brother. - Beth kötü erkek kardeşinden dolayı karanlıktan korkuyor.

kötü
{s} horrible

This medicine tastes horrible. - Bu ilacın tadı çok kötü.

Tom couldn't shake the feeling that something horrible was about to happen. - Tom kötü bir şey olmak üzere olduğu hissini atlatamadı.

kötü
{s} malign

George III has been unfairly maligned by historians. - George III, tarihçiler tarafından haksız yere kötü muamele gördü.

Tom is a malignant narcissist. - Tom kötü huylu bir narsisist.

kötü
poorly

Tom did poorly on the test. - Tom testte kötü şekilde yaptı.

One problem translators face is that sometimes the source document is poorly written. - Çevirmenlerin karşılaştığı bir sorun kaynak belgenin kötü yazılmasıdır.

kötü
adverse
kötü
sorry

We are sorry about the bad weather. - Kötü hava hakkında üzgünüz.

Sorry, I'm bad at explaining. - Kusura bakma, açıklama yapma konusunda kötüyüm.

kötü
crummy
kötü
{s} rough

Tom had a rough day at work. - Tom iş yerinde kötü bir gün geçirdi.

kötü
badly

He behaved badly to his sons. - O, oğullarına kötü davrandı.

It would be unfair if we treated him so badly. - Biz ona çok kötü davranırsak, haksızlık olur.

kötü
hedge
kötü
{s} dreadful
kötü
bitter

I had a bad cough, so I took the bitter medicine. - Kötü bir öksürüğüm vardı, bu yüzden acı reçete aldım.

kötü
corrupt

We hate our wicked and corrupt leaders! - Biz kötü ve yolsuz liderlerimizden nefret ediyoruz!

Money was corrupting Tom. - Para Tom'u kötü yola sürüklüyordu.

kötü
worthless
kötü
(deyim) go hard with
kötü
beastly
kötü
(Tıp) mis-
kötü
(Argo) wack
kötü
sticky
kötü
wrongful
kötü
(Felsefe) wrong

Don't cry. There's nothing wrong. - Ağlama. Kötü bir şey yok.

There was nothing wrong with their ability, it was just that the expense for each unit was so vast that the cost performance was bad. - Onların yeteneğiyle ilgili yanlış bir şey yoktu, o sadece maliyet performansı kötü olan her bir ünite için giderin çok yüksek olmasıydı.

kötü
wretched
kötü
reprobate
kötü
unfavourable
kötü
unfortunate

Unfortunately, I have bad news. - Maalesef kötü haberlerim var.

Unfortunately, my teachers are not the worst ones. - Maalesef öğretmenlerim en kötüleri değil.

kötü
(deyim) go hard for
kötü
unwell

Sami was feeling unwell. - Sami kendini kötü hissediyordu.

kötü
vice

I have many vices, but fast food isn't one of them. - Birçok kötü alışkanlıklarım var ama hamburger türü yiyecek onlardan biri değil.

Tom says he has no vices. - Tom kötü alışkanlıkları olmadığını söylüyor.

kötü
transgressive
kötü
awful

I have a nasty feeling something awful is going to happen. - Berbat bir şey olacağına dair içimde kötü bir his var.

You look awful. What happened? - Çok kötü görünüyorsun. Ne oldu?

kötü
unrighteous
kötü
poisonous

Thousands of people lost their lives in the Bhopal Gas Tragedy, and even today hundreds of thousands of people still suffer from the ill-effects of the poisonous gas. - Binlerce insan Bhopal Gaz Trajedisi'nde hayatlarını kaybetti ve bugün bile yüzlerce, hatta binlerce insan hâlâ zehirli gazın kötü etkilerinden muzdariptir.

kötü
iniquitous
kötü
sinister
kötü
hateful
kötü
maleficent
kötü
ill

He is always complaining of ill treatment. - O her zaman kötü muameleden şikayetçi.

Thousands of people lost their lives in the Bhopal Gas Tragedy, and even today hundreds of thousands of people still suffer from the ill-effects of the poisonous gas. - Binlerce insan Bhopal Gaz Trajedisi'nde hayatlarını kaybetti ve bugün bile yüzlerce, hatta binlerce insan hâlâ zehirli gazın kötü etkilerinden muzdariptir.

kötü
malignant

Tom is a malignant narcissist. - Tom kötü huylu bir narsisist.

kötü
sinful
kötü
amiss
kötü
hopeless
kötü
nice

One of the nice things about being bald is that you never have a bad hair day. - Kel olmakla ilgili güzel şeylerden biri, asla kötü bir saçlı bir gününün olmamasıdır.

He is very nice. He never speaks ill of others. - O çok kibardır. Başkalarının hakkında asla kötü konuşmaz.

kötü
rotten

One rotten apple spoils the barrel. - Bir kötünün bin iyiye zararı var.

kötü
deep
kötü
foul

There was a strange, foul-smelling brown liquid in the waste basket. - Çöp sepetinde garip, kötü kokulu kahverengi bir sıvı vardı.

That foul odor is coming from the river. - O kötü koku nehirden geliyor.

kötü
seamy
kötü
unwholesome
kötü
pernicious
kötü
{s} purple
kötü
be bad
kötü
the worse
kötü
the evil

The evil spirit was driven away from the house. - Kötü ruh evden kovuldu.

She told me about the evils of stealing. - O bana çalmanın kötülüklerinden bahsetti.

kötü
bad to
kötü
poor to
kötü
{i} abuse

The king abused his power. - Kral, gücünü kötüye kullandı.

Tom has a problem with drug abuse. - Tom'un ilacı kötü amaçla kullanma sorunu vardır.

kötü
{s} feeble
kötü
{s} unhallowed
kötü
{s} devilish
kötü
execrable
kötü
ungodly
kötü
mark

At worst, I will get an average mark. - En kötü ihtimalle, ortalama bir puan alacağım.

kötü
{s} indifferent
kötü
disagreeable
kötü
{s} hellish
kötü
{s} stinking

This fish is stinking. - Bu balık kötü kokuyor.

kötü
{s} chintzy
kötü
{s} vicious

Sami was a vicious malicious salesman. - Sami kötü niyetli bir satıcıydı.

kötü
{s} harmful
kötü
mis

I feel terrible about my mistake. - Hatam hakkında kötü hissediyorum.

I made a bad mistake on the test. - Testte kötü bir hata yaptım.

kötü
{s} grotty
kötü
miscreant
kötü
rank
kötü
crook
kötü
{s} nefarious
kötü
currish
kötü
{s} obnoxious
kötü
horrid
kötü
off

This gas gives off a bad smell. - Bu gaz kötü bir koku verir.

The weather getting worse, the departure was put off. - Hava kötüleştiği için, kalkış ertelendi.

kötü
black

I don’t believe that black cats cause bad luck. - Kara kedilerin kötü şans getirdiklerine inanmıyorum.

Some superstitious people in America believe that if a black cat crosses your path, you'll have bad luck. - Amerika'daki bazı batıl inançlı insanlar eğer bir kedi sizin yolunuzdan geçerse, kötü şansınız olacağına inanıyor.

kötü
worthless, poor in quality
kötü
{s} portentous
kötü
bad, evil, nasty, foul
kötü
evil, wicked
kötü
fierce
kötü
offensive

Nigger is an offensive word. - Zenci kötü bir kelimedir.

kötü
dread
kötü
flyblown
kötü
ropy
kötü
iniqultous
kötü
shabby
kötü
{s} ugly

Tom and Mary had an ugly divorce. - Tom ve Mary kötü bir ayrılma yaşadı.

Your English doesn't sound ugly. - İngilizcen kötü görünmüyor.

kötü
sardonic
kötü
heinous
Türkçe - Türkçe

kötülüğünden teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

kötü
Zararlı, tehlikeli
kötü
Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. İyi, gerekli niteliklere sahip olmayan. İstenilmeyen, gereksiz davranışları olan veya bu davranışlara eğilimli olan (kimse). İstenilmeyen, beğenilmeyen, yararsız, uygun olmayan bir biçimde
kötü
Korku, endişe veren: "Yabancının bu kötü kasdına yalnız azmimizle karşı koyduk."- R. E. Ünaydın
kötü
İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan (nesne), fena, iyi karşıtı
kötü
Hoşa gitmeyen
kötü
Kaba ve kırıcı: "Kızına söylemedik kötü lakırtı bırakmamış."- M. Ş. Esendal
kötü
Aşırı, çok
Kötü
(Hukuk) MALUS
Kötü
(Osmanlı Dönemi) FENA
Kötü
berbat
kötü
İstenilmeyen, gereksiz davranışları olan veya bu davranışlara eğilimli olan (kimse)
kötü
Az, yetersiz
kötü
Kaba ve kırıcı
kötü
İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, fena, iyi karşıtı
kötü
Korku, endişe veren
kötü
Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan
kötü
İyi, gerekli niteliklere sahip olmayan
kötü
İstenilmeyen, beğenilmeyen, yararsız, uygun olmayan bir biçimde
kötülüğünden