güçsüz

listen to the pronunciation of güçsüz
Türkçe - İngilizce
weak

I feel a little weak today. - Bugün biraz güçsüz hissediyorum.

Women are physically weaker than men. - Kadınlar fiziksel olarak erkeklerden daha güçsüzdür.

feeble

Superstition is the religion of feeble minds. - Batıl inanç güçsüz akılların dinidir.

powerless

He was powerless in the face of death. - Ölümün yüzü karşısında güçsüzdü.

He is a powerless president. - O güçsüz bir başkandır.

shaky

I'm feeling very shaky. - Çok güçsüz hissediyorum.

weak, feeble, strengthless, powerless, incapable, flimsy, languid, languorous, listless
doughy
flabby
sinewless
crank
ineffectual
sapless
strengthless
helpless
impotent
thin

I'm not as weak as you think I am. - Düşündüğün kadar güçsüz değilim.

Do you want people to think you're weak? - İnsanların senin güçsüz olduğunu düşünmesini istiyor musun?

tippy
(Konuşma Dili) spineless
effete
low
(Turizm) flimsy
incapable
cull
unsound
limp
insubstantial
faint
puny
nerveless
senile
weaker

Tom is getting weaker by the hour. - Tom her saat başı gittikçe güçsüzleşiyor.

War makes you poorer and weaker, even if you win. - Savaş, sen kazansan bile, seni daha yoksul ve daha güçsüz yapar.

infirm
güç
power

What would happen if two powerful nations with different languages - such as United States and China - would agree upon the experimental teaching of Esperanto in elementary schools? - Amerika Birleşik Devletleri ve Çin gibi farklı dilleri olan iki güçlü devlet ilköğretim okullarında Esperanto deneysel öğretimi üzerinde anlaşmaya varsalardı ne olurdu?

Turkish war of independence against Eurpean imperialist powers had lasted from 1919 to 1923. - Avrupalı emperyalist güçlere karşı yapılan Türk İstiklal Savaşı 1919'dan 1923'e kadar devam etti.

güç
(Askeri) strength

Everyone has strengths and weaknesses. - Herkesin güçlü ve zayıf yönleri vardır.

The strengthening of competitiveness on export markets is an urgent need. - İhracat pazarlarında rekabet gücünün güçlendirilmesi acil bir ihtiyaçtır.

güç
force

At the Battle of Verdun, French forces stopped a German attack. - Verdun Savaşında,Fransız güçleri bir Alman saldırısını durdurdu.

The Japanese military forces seemed too strong to stop. - Japon askeri güçleri durdurmak için çok güçlü görünüyordu.

güçsüz, çelimsiz, zayıf yapılı
weak, feeble, weak structure
güçsüz düşmek
to be sapped of all strength
güçsüz kalmak
flag
güçsüz kuvvetsiz
feeble and frail
güçsüz olarak
flabbily
güç
{i} intensity
güç
might

Japan is a mighty nation. - Japonya güçlü bir ulustur.

The pen is mightier than the sword. - Kalem kılıçtan daha güçlüdür.

güç
{i} ability

The ability to show weakness is a strength. - Zayıflığı gösterme yeteneği bir güçtür.

güç
dominance
güç
virtue

Calm is a virtue of the strong. - Sakinlik, güçlünün bir erdemidir.

güç
(deyim) go hard with
güç
invest

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

güç
duty

Tom has a strong sense of duty. - Tom'un güçlü bir görev duygusu var.

güç
troublesome
güç
(Ticaret) coercive power
güç
onerous ağır
güç
formidable
güç
austere
güç
muscle

Courage is very important. Like a muscle, it is strengthened by use. - Cesaret çok önemlidir. Bir kas gibi kullandıkça güçlenir.

You need to have strong thigh muscles to skate. - Paten yapmak için güçlü uyluk kaslarının olması gerekir.

güç
fastidious
güç
stiff
güç
resource
güç
onerous
güç
(deyim) go hard for
güç
compulsion
güç
ascendancy
güç
choosy
güç
competency
güç
mean

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

güç
laborious
güç
vires
güç
tough

Times are tough. Try to be strong! - Devir kötü. Güçlü olmaya çalış!

Athletes must be tough not only physically, but also mentally. - Atletler sadece fiziksel olarak değil fakat aynı zamanda zihinsel olarak da güçlü olmalılar.

güç
puissance
güç
problematic
güç
ardous
güç
push
güç
zip
güç
heavy

I'm strong enough to carry those heavy metal boxes. - Bu ağır metal kutuları taşımak için yeterince güçlüyüm.

We expect heavy resistance. - Güçlü direnme bekliyoruz.

güç
trying

Tom could hardly keep from laughing when he saw Mary trying to juggle some balls. - Tom Mary'yi top cambazlığı yapmaya çalışırken gördüğünde gülmemek için kendini güçlükle frenledi.

They are trying to cozy up to imperialist forces in order to achieve their political aims. - Onlar politik amaçlarına ulaşmak için sömürgeci güçlere yaranmaya çalışmaktadırlar.

güç
energy

The cells have the capacity to convert food into energy. - Hücrelerin gıdayı enerjiye dönüştürme güçleri var.

güç
sticky
güç
arduous
güç
sinew
güç
ascendance
güç
arm

He has powerful arms. - Onun güçlü bir kolları var.

Japan's army was very powerful. - Japonya'nın ordusu çok güçlüydü.

güç
thews
güç
troublous
güç
strenuous
güç
difficult

She had no difficulty in learning the poem by heart. - O, şiiri ezberlemede güçlük çekmedi.

I have difficulty understanding abstract modern art, especially Mondrian. - Soyut modern sanatı anlamada güçlük çekiyorum, özellikle Mondrian.

güç
impossible
güç
effort

Despite concerted effort by the government and private actors, the language's future is bleak. - Hükümet ve özel aktörlerin çok güçlü çabalarına rağmen dilin geleceği umutsuzdur.

güç
exacting
güç
sap
güç
torque
güç
rough
güç
{i} potential
güç
power of
güç
tricky
güç
{i} control

Tom has difficulty controlling his anger. - Tom öfkesini kontrol etmekte güçlük çekiyor.

Franco's forces took control in Spain. - Franko'nun güçleri İspanya'da kontrolü ele geçirdi.

güç
{i} sting
güç
{i} zing
güç
{i} vigour
güç
{i} capacity

The cells have the capacity to convert food into energy. - Hücrelerin gıdayı enerjiye dönüştürme güçleri var.

güç
forceful

My impression of this government is that they need a more forceful economic policy, otherwise they'll encounter large problems in the future. - Benim bu hükümet hakkındaki izlenimim onların daha güçlü bir ekonomik politikaya ihtiyaçları olduğu, aksi takdirde gelecekte büyük sorunlarla karşılaşacaklarıdır.

He was a forceful leader. - O, güçlü bir liderdi.

güç
{i} stuffing
güç
clutches
güç
{i} command
güç
{i} vis
güç
{i} vim
güç
{i} iron

This boat is made with high grade aluminum and high strength iron. - Bu tekne üstün kaliteli alüminyum ve yüksek güçlü demir ile yapılır.

güç
{i} tone
güç
{i} spirit

She chose the most spirited horse in the stable. - O, ahırdaki en güçlü atı seçti.

The spirit is willing, but the flesh is weak. - Ruh isteklidir fakat beden güçsüzdür.

güç
{i} stamina
güç
{i} clutch
güç
hard

Tom could hardly walk. - Tom güçlükle yürüyebiliyordu.

Tom could hardly stand the pain. - Tom acıya güçlükle katlanabiliyordu.

güç
{i} vigor

He looks very vigorous, considering his age. - Yaşını göz önünde bulundurursak, o çok güçlü görünüyor.

The slave has his pride; he agrees to obey only the most vigorous despot. - Kölenin gururunu vardır; o sadece en güçlü despota itaat etmeyi kabul eder.

güç
sword

The pen is mightier than the sword. - Kalem kılıçtan daha güçlüdür.

güç
difficult, hard
güç
baffling

Do you remember that baffling murder case? - O güç cinayet davasını hatırlıyor musunuz?

güç
clout
güç
rod
güç
tricksy
güç
forcefulness
güç
capability
güç
pith
güç
with difficulty

The old man escaped, but with difficulty. - Yaşlı adam kaçtı ama güçlükle.

The old woman climbed the stairs with difficulty. - Yaşlı kadın merdivenleri güçlükle tırmandı.

güç
punch
güç
difficulty

She had no difficulty in learning the poem by heart. - O, şiiri ezberlemede güçlük çekmedi.

The old man escaped, but with difficulty. - Yaşlı adam kaçtı ama güçlükle.

güç
difficult, hard, arduous, troublesome, stiff, strenuous, tough, laborious; with difficulty
güç
pep
güç
propulsion
güç
uphill
güç
knotty
güç
sweaty
güç
pine

I don't like eating pineapples. They have a strong smell. - Ben ananas yemekten hoşlanmıyorum. Onların güçlü bir kokusu var.

güç
{i} vitality
güç
{i} potency
güç
performance
güç
{i} steam
işsiz güçsüz
idled
işsiz güçsüz
idle
işsiz güçsüz
at an end
işsiz güçsüz dolaşmak
gallivant around
işsiz güçsüz idle
with nothing to do
güçsüz