güç

listen to the pronunciation of güç
Türkçe - İngilizce
(Askeri) strength

Everyone has strengths and weaknesses. - Herkesin güçlü ve zayıf yönleri vardır.

Time, which strengthens friendship, weakens love. - Zaman, dostluğu güçlendirir, sevgiyi zayıflatır.

power

What would happen if two powerful nations with different languages - such as United States and China - would agree upon the experimental teaching of Esperanto in elementary schools? - Amerika Birleşik Devletleri ve Çin gibi farklı dilleri olan iki güçlü devlet ilköğretim okullarında Esperanto deneysel öğretimi üzerinde anlaşmaya varsalardı ne olurdu?

In critical moments even the very powerful have need of the weakest. - Kritik anlarda en güçlülerin bile zayıflara ihtiyacı vardır.

force

What happens when an unstoppable force hits an unmovable object? - Durdurulamayan bir güç sabit bir cismi vurursa ne olur?

At the Battle of Verdun, French forces stopped a German attack. - Verdun Savaşında,Fransız güçleri bir Alman saldırısını durdurdu.

might

The pen is mightier than the sword. - Kalem kılıçtan daha güçlüdür.

Even the mightiest of empires comes to an end. - En güçlü imparatorlukların bile sonu gelir.

dominance
stiff
puissance
tough

Times are tough. Try to be strong! - Devir kötü. Güçlü olmaya çalış!

Athletes must be tough not only physically, but also mentally. - Atletler sadece fiziksel olarak değil fakat aynı zamanda zihinsel olarak da güçlü olmalılar.

vires
onerous ağır
formidable
(deyim) go hard for
(Ticaret) coercive power
troublesome
(deyim) go hard with
virtue

Calm is a virtue of the strong. - Sakinlik, güçlünün bir erdemidir.

austere
duty

Tom has a strong sense of duty. - Tom'un güçlü bir görev duygusu var.

fastidious
muscle

Hercules had strong muscles. - Herkül'ün güçlü kasları vardı.

You need to have strong thigh muscles to skate. - Paten yapmak için güçlü uyluk kaslarının olması gerekir.

onerous
competency
mean

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

laborious
ascendancy
compulsion
choosy
problematic
resource
tricky
hard

Tom could hardly stand the pain. - Tom acıya güçlükle katlanabiliyordu.

Tom could hardly wait for the chance to go swimming again. - Tom tekrar yüzmeye gitme fırsatını güçlükle bekleyebiliyordu.

control

Franco's forces took control in Spain. - Franko'nun güçleri İspanya'da kontrolü ele geçirdi.

Tom has difficulty controlling his anger. - Tom öfkesini kontrol etmekte güçlük çekiyor.

iron

This boat is made with high grade aluminum and high strength iron. - Bu tekne üstün kaliteli alüminyum ve yüksek güçlü demir ile yapılır.

difficult

She had no difficulty in learning the poem by heart. - O, şiiri ezberlemede güçlük çekmedi.

He was confronted with some difficulties. - Bazı güçlüklerle yüz yüze getirildi.

performance
ability

The ability to show weakness is a strength. - Zayıflığı gösterme yeteneği bir güçtür.

rod
clout
pith
potency
stuffing
with difficulty

The dog breathed with difficulty. - Köpek güçlükle nefes aldı.

The old woman climbed the stairs with difficulty. - Yaşlı kadın merdivenleri güçlükle tırmandı.

punch
clutch
difficulty

She had no difficulty in learning the poem by heart. - O, şiiri ezberlemede güçlük çekmedi.

He had no difficulty in solving the problem. - Sorunun çözümünde hiç güçlük çekmedi.

pep
sting
capability
command
energy

The cells have the capacity to convert food into energy. - Hücrelerin gıdayı enerjiye dönüştürme güçleri var.

tricksy
baffling

Do you remember that baffling murder case? - O güç cinayet davasını hatırlıyor musunuz?

stamina
capacity

The cells have the capacity to convert food into energy. - Hücrelerin gıdayı enerjiye dönüştürme güçleri var.

difficult, hard
intensity
steam
sword

The pen is mightier than the sword. - Kalem kılıçtan daha güçlüdür.

spirit

The spirit is willing, but the flesh is weak. - Ruh isteklidir fakat beden güçsüzdür.

She chose the most spirited horse in the stable. - O, ahırdaki en güçlü atı seçti.

arm

He has powerful arms. - Onun güçlü bir kolları var.

He has very strong arms. - Onun çok güçlü kolları var.

potential
arduous
difficult, hard, arduous, troublesome, stiff, strenuous, tough, laborious; with difficulty
forcefulness
sinew
invest

A high savings rate is cited as one factor for Japan's strong economic growth because it means the availability of abundant investment capital. - Yüksek tasarruf oranı Japonya'nın güçlü ekonomik büyümesi için bir faktör olarak kabul edilmektedir.Çünkü o bol yatırım sermayesi kullanılabilirliği anlamına gelmektedir.

troublous
push
strenuous
ardous
güç bela
scarcely

Scarcely had I reached home before the telephone rang. - Telefon çalmadan önce güç bela eve varmıştım.

güç vermek
sustain
güç analizi
(Politika, Siyaset) power analysis
güç yönetimi
Power Management
güç belâ
hardly

I had hardly reached the school when the bell rang. - Güç bela okula varmıştım ki zil çaldı.

Tom hardly said a word all day. - Tom bütün gün güç bela bir söz söyledi.

güç gösterisi
showdown
güç açık
(Bilgisayar) power up
güç durum
straits
güç durum
mess
güç durum
scrape
güç durum
impasse
güç durum
dilemma
güç duruma düşmek
Get into a fix, come to a pretty pass, get into a jam
güç hattı
(Elektrik, Elektronik) power line
güç kartı
(Bilgisayar) power card
güç modu
(Bilgisayar) power mode
güç verme
sustenance
güç ışığı
(Bilgisayar) power led
güç artırımı
power expansion
güç birliği
forces
güç dengesi
balance of power
güç harcamak
put effort into itexert oneself
güç kaynaği
power supply
güç olmak, zor olmak
power to be difficult to
güç, tahammül edilmez
power, will not be tolerated
güç akoru
(Muzik) power chord
güç aktarımı
power transfer
güç alma
power take-off
güç almak
take heart
güç aşısı
(Hukuk) shot in the arm
güç bandı
power band
güç bela
scarcely, with great difficulty
güç belâ
narrowly

Tom narrowly escaped being hit. - Tom çarpılmaktan güç bela kaçtı.

Tom narrowly escaped death. - Tom güç bela ölümden kaçtı.

güç belâ
with great difficulty
güç belâ atlatmak
(sınav) scrape through
güç belâ olan
hard pressed
güç beğenen hard
to please, particular, exacting, fussy, fastidious
güç birimi
unit of power
güç birimi
power unit
güç denemesi
facedown
güç destekli
power assisted
güç detektörü
power detector
güç diyodu
power diode
güç durum
fix
güç durum
tickler
güç durum
tight corner
güç durumda
in deep water
güç durumda kalmak
be aground
güç durumda olmak
to be in hot water
güç durumdan kurtarma
(Hukuk) disentangling
güç dönem
(deyim) a bed of thorns
güç dönem
(deyim) a bed of nails
güç faktörü
power factor
güç frekansı
power frequency
güç gelmek
to find difficult
güç gelmek
to seem difficult to (someone)
güç gösterge lambası
(Otomotiv) power indicator light
güç gösterge ışığı
(Otomotiv) power indicator light
güç gösterisi
tour de force
güç halle
with great difficulty
güç halle
with great d fficulty
güç hattı soğutucusu
(Askeri) power line conditioner
güç katsayısı
power coefficient
güç katı
power stage
güç kaybı
power dissipation
güç kaynağı
power supply
güç kaynağı
power unit
güç kaynağı
power plant
güç kaynağı
prime mover
güç kazancı
power gain
güç kazanmak
gain strenght
güç kodu
power code
güç kontrolü
power control
güç koruma platformu; esas bağlantı panosu; öncelik belirleme programı
(Askeri) power projection platform; primary patch panel; priority placement program
güç kuramı
(Hukuk) power theory
güç nakil organları
power train
güç olan
laboredly
güç problem
chinese puzzle
güç redresörü
power rectifier
güç rölesi
power relay
güç sağlamak
power
güç trafosu
power transformer
güç ve ses şiddet birimi
decibel
güç veren
roborant
güç vermek
vitalize
güç vermek
to energize
güç vermek
support
güç yaklaşımı
(Hukuk) power approach
güç yitimi
power dissipation
güç yoğunluğu
power density
güç yükselteci
power amplifier
güç çekici
power-hammer
güç çevirici
transducer
güç çıkışı
power output
güç ölçer
(Bilgisayar) power meter
güç şalteri
power switch
güç 
(Felsefe) power 
güç, kuvvet
(Hukuk) force, power, impetus
güçlendirilmiş çelik kaplama; güç destek platformu
(Askeri) perforated steel planking; power support platform
güçler
forces

Japanese forces marched into Burma. - Japon güçleri Birmanya'ya yürüdü.

In the first few hours of the battle, Union forces were winning. - Savaşın ilk birkaç saati içinde, Birlik güçleri kazanıyorlardı.

öz güç
Self-power
egemen güç
sovereign
askeri güç
strength
(ses) güç
volume
ac güç
(Bilgisayar) ac power
alçak güç
low power
askeri güç
(Askeri) armament
doruk güç
(Bilgisayar,Teknik) peak power
düşük güç
(Bilgisayar) low power
ekonomik güç
(Askeri,Ticaret) economic potential
elektriksel güç
(Elektrik, Elektronik,Teknik) electrical power
etkin güç
real power
ezici güç
(Askeri) juggernaut
fiziksel güç
physical power
geç olsunda güç olmasın
better late than never
gizil güç
(Biyokimya) potential
gizli güç
(Ticaret) potential
güç vermek
corroborate
güç vermek
energise
hayli güç
pretty difficult
itici güç
(Havacılık) boost
itici güç
motor
kesintisiz güç kaynağı
(Askeri,Teknik) uninterrupted power supply
mali güç
(Ticaret) ability
mali güç
(Ticaret) financial power
mekanik güç
mechanical power
net güç
(Otomotiv) net power
nominal güç
nominal power
nominal güç
rated capacity
ortalama güç
(Elektrik, Elektronik,Teknik) average power
otomatik güç
(Bilgisayar) auto power
sert güç
hard
siyasi güç
political power
sosyal güç
(Pisikoloji, Ruhbilim) social power
sınırsız güç
(Politika, Siyaset) absolute power
tam güç
(Bilgisayar) full power
tensil güç
(Tıp) tensile strength
ters güç
(Elektrik, Elektronik) inverse power
vurucu güç
(Askeri) striking power
yedek güç
auxiliary power
zor güç
hard
çekiç güç
combined task force
ısıl güç
thermal power
ısıl güç
(Fizik) thermal energy
güç kesintisi
power failure
güç sistemi
power system
güç vermek
energize
Geç olsun da güç olmasın
(Atasözü) Better late than never
güçler
powers

Turkish war of independence against Eurpean imperialist powers had lasted from 1919 to 1923. - Avrupalı emperyalist güçlere karşı yapılan Türk İstiklal Savaşı 1919'dan 1923'e kadar devam etti.

In hopes of attaining superhuman powers, Christopher Columbus once stared at the sun for five minutes straight. It didn't work. - İnsanüstü güçlere ulaşmak umuduyla, Kristof Kolomb bir zamanlar beş dakika güneşe doğruca dik dik baktı.İşe yaramadı.

kurulu güç
(Enerji Üretimi) Installed capacity