sertleşmek

listen to the pronunciation of sertleşmek
Türkisch - Englisch
harden
become tough
become hard
toughen
(rüzgâr) freshen
stiffen
tighten
tighten up
freshen up
indurate
(for the weather) to turn bad; to get worse
to get hard, harden; to get tough, toughen
to harshen, become severe
to get tough, begin to behave harshly
(çelik) temper
solidify
have a hard on
to become strong, potent, or pungent
get a hard on
to harden, to stiffen, to toughen; to become severe; (penis) to become erect
freshen
cure
bake
concrete
chill
sert
rigid

There's a very rigid hierarchy in the Civil Service. - Sivil Hizmette çok sert bir hiyerarşi var.

The frame of the machine should be rigid. - Makinenin iskeleti sert olmalı.

sert
harsh

She's a harsh critic. - O sert bir eleştirmen.

The prouder the individual, the harsher the punishment. - Birey ne kadar gururlu olursa, ceza o kadar sert olur.

sert
{s} hard

The book is available in both hard and soft-cover versions. - Bu kitabın hem sert hem de yumuşak kapak sürümleri mevcuttur.

It was blowing hard all night. - Bütün gece rüzgar sert esiyordu.

sert
firm
sert
{s} stiff

Tom has a stiff neck. - Tom'un ense sertliği var.

My shoulders feel stiff. - Benim omuzlarım sert.

sert
{s} rough

The bark of this tree is very rough. - Bu ağacın kabuğu çok sert.

Tom likes to play rough. - Tom sert oynamayı seviyor.

sert
stern

He looks stern, but actually he's very kind. - Sert gözüküyor, ama aslında çok kibardır.

Her stern look got him to quit talking. - Onun sert görünümü onu konuşmaktan vazgeçirdi.

sert
{s} solid

When water freezes and becomes solid, we call it ice. - Su donduğunda ve sertleştiğinde, biz buna buz deriz.

sert
(Hukuk) severe

Jack is very severe with his children. - Jack çocuklarına çok serttir.

He severely criticized the mayor. - Belediye başkanını sert bir biçimde eleştirdi.

sert
{s} bad

I have a bad stiff neck. - Benim kötü bir sert ensem var.

sert
hardcore
sert
{s} strong

Not only were there strong winds yesterday, but also it rained heavily. - Dün sert rüzgarların yanı sıra, yoğun yağmur yağdı.

A strong wind was blowing. - Sert bir rüzgar esiyordu.

sert
{s} brutal

The uprising was brutally suppressed. - İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.

No one can work under such brutal conditions. - Böyle sert koşullar altında hiç kimse çalışamaz.

sert
(İnşaat) aggressive
sert
{s} austere
sert
bitter

Tom was a bitter old man who was sick of life. - Tom hayattan bıkmış sert yaşlı bir adamdı.

I'm not bitter at all. - Ben hiç sert değilim.

sert
{s} violent

Men are sometimes violent. - Erkekler bazen serttir.

Dan was an extremely violent man. - Dan son derece sert bir adamdı.

sert
tough

Tom can hang tough, I am sure. - Tom sertleşebilir, eminim.

It's no use playing tough. - Sert oynamanın bir faydası yok.

sert
fierce

We are in a fierce competition with that company. - Şu şirketle sert bir yarış halindeyiz.

I hear the competition is pretty fierce. - Yarışmanın oldukça sert olduğunu duydum.

sertleşme
stiffening
sert
{s} keen
sert
hard-hitting
sert
ill-natured
sert
(Argo) tuff
sert
abrupt
sert
fiery
sert
piercing

It was piercingly cold outside. - Dışarıda çok sert bir soğuk vardı.

sert
driving
sert
impetuous
sert
sharp-set
sert
turbulent
sert
trenchant
sert
obdurate
sert
scabrous
sert
cast-iron
sert
unsparing
sert
hardcase
sert
ironbound
sert
uncompromising
sert
self-sufficient
sert
stand-up
sert
pointed
sert
inflexible

The rule is utterly inflexible. - Kural tamamen serttir.

sert
peppery
sert
acerb
sert
furious
sert
short
sert
severly
sert
duro
sert
nonindulgent
sert
get-tough
sert
(Dilbilim) fortis
sert
bristly
sert
biting
sert
indurate
sert
leather

This steak is as tough as shoe leather. - Bu biftek ayakkabı derisi kadar sert.

sert
grum
sert
hard-bitten
sert
wild
sert
hard-set
sert
hard-line
sert
(Konuşma Dili) hard-featured
sert
(Dilbilim) aspirated
sert
pronounced
sert
lenten
sert
hot-headed
sert
acrimonious

Tom and Mary had an acrimonious divorce and custody battle for their children. - Tom ve Mary'nin çocukları için sert bir boşanma ve velayet savaşı vardı.

Divorce can put mutual friends of the divorcing couple in a difficult position, particularly if it's an acrimonious split. - Boşanmalar, boşanan çiftlerin ortak arkadaşlarını zor durumda bırakabilir, özellikle de ayrılık sert ve tantanalı olmuşsa.

sert
incisive
sert
unpermissive
sert
horny
sert
(Jeoloji) competent
sert
hard-and-fast
sert
(Argo) ruff
sertleşme
set
sertleşme
becoming severe
sertleşme
(Askeri) setting
sert
smart
sert
spanking
sert
repressive
sert
starchy
sert
leathery
sert
boisterous
sert
vitriolic
sert
curt
sert
rude
sert
unkind
sert
ferocious
sert
dour
sert
acrid
sert
rigorous
sert
uncharitable
sert
scathing
sert
intemperate
sert
coriaceous
sert
heady
sert
fresh

In this harsh, petty world where money does the talking, his way of life is like a breath of fresh air. - Paranın konuştuğu bu sert, küçük dünyada, onun hayat tarzı derin bir nefes taze hava gibi.

sert
unyielding
sert
hirsute
sert
steely
sert
grim

In this line of work, if you make a grim face the customers won't come. - Bu iş sırasında, sert surat yaparsan, müşteriler gelmez.

sert
gruff
sert
dys-
sert
strict

Our English teacher is both strict and kind. - İngilizce öğretmenimiz hem sert hem de naziktir.

Our teacher is strict, and yet, he is kind. - Öğretmenimiz serttir ve henüz o kibardır.

sert
stony
sert
adamant
sertleşme
hardening
sert
a stiff
sert
harsher

The prouder the individual, the harsher the punishment. - Birey ne kadar gururlu olursa, ceza o kadar sert olur.

sert
harder

The wind blew harder yet when we reached the top of the hill. - Tepenin üstüne ulaştığımızda rüzgar daha da sert esti.

The wind blew even harder when we reached the top of the hill. - Biz tepenin zirvesine vardığımızda rüzgar daha da sert esti.

sert
a fierce
(penis) sertleşmek
(Argo) (penis) harden
(penis) sertleşmek
(Argo) (penis) become hard
(penis) sertleşmek
(Argo) (penis) get hard
(penis) sertleşmek
(Argo) (penis) go hard
(penis) sertleşmek
(Argo) (penis) stiffen
Sert
(Tıp) indurated
Sertleşme
(Tıp) sclerosis

Tom suffers from multiple sclerosis. - Tom çoklu doku sertleşmesinden muzdarip.

penisi sertleşmek
to get an erection
sert
hard line
sert
{s} forbidding
sert
sharp set
sert
castiron
sert
{s} unbending
sert
{s} sound

I hope my last mail didn't sound too harsh. - Benim son postanın çok sert görünmediğini umuyorum.

sert
hardhitting
sert
{s} hot
sert
disagreeable
sert
{s} iron

Iron is harder than gold. - Demir altından daha serttir.

sert
granite
sert
brusk
sert
{s} exacting
sert
{s} shrewd
sert
{s} exact
sert
short spoken
sert
{s} drastic

Prices rose drastically as a result of this policy. - Bu politikanın bir sonucu olarak fiyatlar sert bir biçimde yükseldi.

Drastic times call for drastic measures. - Sert zamanlar sert önlemler gerektirir.

sert
{s} flinty
sert
{s} Spartan
sert
{s} inelastic
sert
sclero
sert
ill natured
sert
{s} dry

What would you like to drink? A dry martini. - Ne içmek isterdiniz? Sert bir martini.

sert
crabbed
sert
{s} pungent
sert
{s} granitic
sert
{s} incompressible
sert
{s} inclement
sert
cast iron
sert
hard; tough
sert
{s} stark
sert
cutting
sert
sharply drawn; hard, harsh, stark (line)
sert
harsh, severe, rough
sert
crusty
sert
(fikir vb.) unshaded
sert
hard, rigid; stiff, firm; severe; harsh; strict, stern, drastic; violent; cutting, biting, hurtful, scathing, sharp; gruff, stiff, surly, brusque, forbidding, unkind; abrupt, curt; (içki) strong, stiff, heady; (sigara, vb.) strong; (tat, koku) acrid, pung
sert
hard and fast

The company has hard and fast rules against lateness. - Bu iş yerinde, geç kalanlar için sert ve hızlı kurallar var.

sert
{s} vehement
sert
strong, potent; sharp, pungent; (something) which has a rough taste
sert
get tough
sert
(içki) short
sert
(şarap) round
sert
bossy

I think Tom is bossy. - Tom'un sert olduğunu düşünüyorum.

sert
harsh, unpleasant (sound)
sert
astringent
sert
(hava) brisk
sert
sharp

Don't be so sharp with the children. - Çocuklara karşı çok sert olma.

sert
caustic

That's a redundant, caustic question. - O gereksiz, sert bir soru.

His answers were caustic. - Onun cevapları sertti.

sert
sharpset
sert
{s} tart

Tartar is a form of hardened dental plaque. - Tartar sertleşmiş diş plağının bir şeklidir.

sert
{s} heavy
sert
ungenerous
sert
{s} gusty
sert
dys
sert
{s} spiky
sert
{s} nappy
sert
{s} stringent
sert
hardline
sert
shortspoken
sert
{s} ungentle
sert
hardening

After hardening, you can use your new vase to hold flowers. - Sertleştikten sonra, çiçeklerini muhafaza etmen için yeni vazonu kullanabilirsin.

sert
{s} unrelenting
sert
{s} sclerous
sert
hard hitting
sert
fricative
sert
heavy handed
sert
hard bitten
sert
{s} ironclad
sert
scleroid
sert
{s} surly
sert
{s} starched
sert
hard set
sertleşme
{i} induration
sertleşme
consolidation
sertleşme
(çimento vb.) setting
sertleşme
hardening; toughening
Türkisch - Türkisch
Gücü artmak, zorlu bir durum almak
Sert bir durum almak, katılaşmak
Sert, kırıcı olmak
Sert bir durum almak, katılaşmak: "Yarı ağarmış yumuşak kumral sakal tersine dönerek diken gibi sertleşti."- R. N. Güntekin
SERT
(Osmanlı Dönemi) Aşağı getirmek
SERT
(Osmanlı Dönemi) Yutmak.SERT $ : Çiriş mâaunu
Sert
(Osmanlı Dönemi) ÇETİN
Sert
dik
sert
Gönül kırıcı, katı, ters
sert
Hırçın, öfkeli, hiddetli
sert
Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan: "Birçokları beni dik ve sert olduğum için belki sevmiyorlardı."- M. Ş. Esendal
sert
Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı
sert
Gönül kırıcı, katı, ters: "... sarardı, dudakları titredi, ama adam sert bir davranışla kadehi kadının eline tutuşturdu."- H. E. Adıvar
sert
Hırçın, öfkeli, hiddetli: "Zaten Atatürk'ün ne vakit öfkesine kapılarak herhangi bir kimseye karşı herhangi bir sert harekette bulunduğunu kim hatırlar?"- Y. K. Karaosmanoğlu
sert
örümcek
sert
Çizilmesi, kırılması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı
sert
Güçlü kuvvetli: "Kapıyı kapadı, döndü, sert adımlarla ilerledi."- M. Ş. Esendal
sert
Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen
sert
Güçlü kuvvetli
sert
Titizlikle uygulanan, sıkı
sert
Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen: "Tabakanın sert yaylı kapağını tak diye kapatıyor."- T. Buğra
sert
Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı
sert
Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan
sertleşme
Sertleşmek işi
sertleşmek
Favoriten