oyunculuk

listen to the pronunciation of oyunculuk
Türkisch - Englisch
show biz
show business
playful
fun
acting

Tom got an acting job in Hollywood. - Tom Hollywood'ta bir oyunculuk işi aldı.

Tom is in my acting class. - Tom benim oyunculuk sınıfında.

trickery, deceitfulness
playfulness, frolicsomeness
being a player (of a game)
histrionics
playfulness
acting, being an actor or actress
biz
oyun
{i} game

Soccer is an old game. - Futbol eski bir oyundur.

Although Go is probably the most popular Japanese game in my country, at most only a few university students know it. - Go büyük ihtimalle benim ülkemdeki en popüler Japon oyunu olsa da o bile bazı üniversite öğrencileri dışında pek bilinmiyor.

oyun
play

Resident Evil 4 is one of the best games I have ever played. - Resident Evil 4 şu ana kadar oynadığım en iyi oyunlardan biridir.

The playground is divided into three areas by white lines. - Oyun alanı, beyaz çizgiler tarafından üçe bölünmüş.

oyunculuk yapmak
Fun to do
oyun
performance

The game's outcome hangs on his performance. - Oyunun sonucu onun performansına bağlı.

Has the performance started yet? - Oyun henüz başladı mı?

oyun
{i} act

Not everyone thought she was a great actress. - Herkes onun büyük bir oyuncu olduğunu düşünmüyordu.

Her acting is on the level of a professional. - Onun oyunculuğu profesyonel düzeydedir.

oyun
{i} playing

Just then, the workers in the park brought over some small playing cards. - Tam o sırada parktaki işçiler bazı küçük oyun kartları getirdiler.

When I was playing video games in the living room, Mother asked me if I would go shopping with her. - Oturma odasında video oyunları oynarken annem bana onunla birlikte alışverişe gidip gitmeyeceğimi sordu.

oyun
canard
oyun
{i} hoax

I believe it's all a hoax. - Bunun hepsinin bir oyun olduğuna inanıyorum.

oyun
stage play
oyun
trick

She would often play tricks on me. - Sık sık bana oyunlar oynardı.

I trained the dog to do tricks. - Oyun yapması için köpeği eğittim.

oyun
acting

Jane has been acting in movies since she was eleven. - Jane on bir yaşından beri filmlerde oyunculuk yapıyor.

His acting left nothing to be desired. - Onun oyunculuğu mükemmeldi.

oyun
jeu (fr)
oyun
piece

Climbing that mountain was a piece of cake. - O dağa tırmanmak çok oyuncağıydı.

oyun
representment
oyun
wiles
oyun
pretense
oyun
sham
oyun
dalliances
oyun
intrigue
oyun
presentation
oyun
sell

The toy seller was very friendly. - Oyuncak satıcısı çok samimiydi.

That toy is selling like hot cakes. - O oyuncak çok satılıyor.

oyun
prank

Stop playing pranks on me! - Bana oyun oynamayı kes!

oyun
ruse
oyun
artifice
oyun
spectacle
oyun
representation
oyun
dodge
oyun
show

He showed me the manuscript of his new play. - O, yeni oyununun el yazmasını bana gösterdi.

I'll show you how this game is played. - Bu oyunun nasıl oynandığını sana göstereceğim.

Oyun
gameplay
oyun
diversion
oyun
gamers
oyun
playgrounds
OYUN
(Askeri) gaming
oyun
stratagem
oyun
cheat
oyun
{i} presentment
oyun
{i} sport
oyun
dalliance
oyun
flimflam
oyun
practice

Tom hurt his left knee during practice, so John had to play the game in his place. - Tom uygulama sırasında sol dizini incitti, bu yüzden John oyunu yerinde oynamak zorunda kaldı.

oyun
gambol
oyun
ludo
oyun
{i} frolic
oyun
gouge
oyun
device
oyun
wheeze
oyun
dance, folk dance
oyun
play, theatrical presentation
oyun
dance

He knows many folk dances. - O birçok halk oyunu biliyor.

oyun
trick, ruse
oyun
game; play, performance; drama; dance; trick, ruse, game, hoax, prank
oyun
wrestling a movement designed to throw one's opponent off guard
oyun
gull
oyun
stratsgem
oyun
pelota
oyun
rounders
oyun
chouse
oyun
double

I enjoy playing doubles with Tom. - Tom'la teniste çiftli oyun oynamaktan hoşlanıyorum.

yardımcı oyunculuk yapmak
understudy
Türkisch - Türkisch
Sahne sanatçılığı: "Oyunculuk ki, o devirde toplum dışı bir parya işi sayılmaktadır."- H. Taner
Oyun oynama işi
Düzencilik, hilecilik
Sahne sanatçılığı
Oyun
(Osmanlı Dönemi) ŞEMA'
Oyun
(Osmanlı Dönemi) DEYDENUN
Oyun
lub
Oyun
(Osmanlı Dönemi) LAG
Oyun
baziçe
Oyun
(Osmanlı Dönemi) DÜABE
oyun
Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü: "Büyük annem yeni dansları eski kabakçı Arapların oyunu kadar bile güzel bulmuyor."- H. E. Adıvar
oyun
Oğuz Atay'ın yarattığı, yazınsal karakterlerin genel davranış biçimi
oyun
Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü
oyun
Şaşkınlık uyandırıcı hüner
oyun
Teniste taraflardan birinin dört sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç
oyun
Kumar: "Bazıları oyun başından kalkar kalkmaz her şeyi unuturlar."- P. Safa. Şaşkınlık uyandırıcı hüner
oyun
Vakit geçirmeye yarayan, belli kuralları olan eğlence
oyun
Eski Türkler'de şaman, baksı, kam, ozan gibi adlar verilen büyücü-şairler için kullanılan bir başka sözcük
oyun
Hile, düzen, desise, entrika: "Atatürk hiçbir zaman onların oyununa kanmış değildir."- H. Taner
oyun
Güreşte rakibini yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket
oyun
Sahne veya mikrofonda oynamak için hazırlanmış eser, temsil, piyes
oyun
Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi
oyun
Hile, düzen, desise, entrika
oyun
Taraflardan birinin dört sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç
oyun
Kumar
oyun
Hasmını yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket
oyun
Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma
oyunculuk
Favoriten